Kişisel Blog Tadında Çok Yazarlı Blog

Kategori Arşivi

Çeviri

Yapay Zeka ve Askeriye

Kategori: Çeviri/Teknoloji
yapay zeka ve askeriye

Amerika Birleşik Devletleri Savunma Bakanlığı (DoD) yapay zeka (Artificial Intelligence-AI) ile giderek daha fazla ilgileniyor. Savunma Bakanı James Mattis; Amazon, Google ve diğer Silikon Vadisi şirketlerine yaptığı son geziden sonra yapay zekanın “Savunma Bakanlığı ile daha iyi entegre olması” gerektiğini belirtti. Yapay zeka kavramından neyi kastediyoruz? Özellikle, “derin öğrenme” ne anlama geliyor? Yapay zeka kullanımının avantajları, dezavantajları ve riskleri nelerdir? Yapay zeka için fazadan potansiyel askeri uygulamalar neler olabilir?

Yapay Zeka (AI) Nedir?

Yapay Zeka (AI) çok az anlaşılmış bir kavramdır çünkü tanımı sürekli olarak gelişmektedir. Önceden insanlar tarafından yapılabileceği düşünülen şeylerin bilgisayarlar tarafından da yapılması, akıllı kavramının algısını olumlu yönde değiştiriyor. Son zamanlarda, yapay zeka alanındaki en gelişimsel alanlardan birisi de yazılımların kendi kendine düşünebilmesi ve öğrenebilmesini içeren teknolojilerdir. Bu alan hızla ilerliyor ve daha da hızlanacak gibi görünüyor. Aynı zamanda kural tabanlı yaklaşımlar kullanılan “eski tip” yapay zeka yazılımlarından da vazgeçiliyor. Önümüzdeki on yıllar içerisinde; kendini eğitebilecek, öğrenebilecek ve bağımsız bir şekilde düşünebilecek yapay zeka sistemleri muhtemelen yapay zeka alanına egemen olacaktır. Bu ise bizi, son yıllarda muazzam adımlar atmış ve heyecan yaratan bir alana yani derin öğrenmeye (deep learning) getiriyor.

Derin Öğrenme (Deep Learning) Nedir?

basit sinir ağları ve derin öğrenme sinir ağları

Derin öğrenme kavramı, Yapay Sinir Ağları-YSA (Artificial Neural Networks) ile öğrenme için güçlü bir tekniktir. Yapay sinir ağları, memeli serebral korteksinin nöronal yapısı üzerinden gevşek şekilde modellenen bir yazılımdır. AlphaGo gibi yapay sinir ağları, sanki bir lazer gibi tek bir şey üzerine odaklandıklarından dolayı çok daha basittirler. İşleme birimleri (düğüm-node olarak anılır) katmanlar halinde düzenlenmiştir: giriş, gizli ve çıktı. Giriş katmanları kabaca retinadaki fotoreseptörlere karşılık gelir. Gizli katmanlar, retinadaki sinyalleri işleyen ve bu sinyalleri görsel(vizüel) kortekse ileten nöronlara benzemektedir. Çıktı katmanları ise görsel(vizüel) kortekse karşılık gelir. Basit yapay sinir ağlarının tek bir gizli katmanı olur. İki ya da daha fazla gizli katmana sahip yapay sinir ağları derin öğrenme kapasitesine sahiptir. Bu gibi yapay sinir ağları, sadece bir adet gizli katmanı olanlara göre çok daha kompleks verileri işleyebilir. Derin öğrenme şu anda resim, ses tanıma ve doğal dil işleme (NLP) gibi sorunlara en iyi çözümleri sunuyor. Derin öğrenmenin püf noktası, YSA’ları eğitmek amacıyla yüksek kaliteli ve geniş veri setlerine erişimdir. Veri yoksa (derin) öğrenme de yoktur.

(A) İnsan nöronu; (B) yapay nöron ya da gizli birim; (C) biyolojik sinaps; (D) Yapay Sinir Ağı sinapsları. (Dipnot*)

Yapay Zeka Kullanımının Avantajları, Dezavantajları ve Riskleri Nelerdir?

“Yazılım dünyayı yiyor – software is eating the world” tabiri, sıradan yahut iyi yapılandırılmış görevleri üstlenmek için giderek yaygınlaşan yazılım kullanımını anlatabilmek için 2011 yılında ortaya atıldı. 2016 yılında ise “Yapay zeka, yazılımı yiyor” tabiri ortaya çıktı. Yapay zeka sistemlerinin kendilerinin de bir yazılım olduğunu kabul edersek, “donmuş yazılım – frozen software” kavramını açıklamayı tercih ederiz. Donmuş yazılımlar, kendi kendine öğrenemez ve sadece güncelleştirmeler vasıtasıyla geliştirilebilirler. Vergi hazırlama yazılımı, klasik bir donmuş yazılım örneğidir ki bu yazılım kullanılarak kendi performansını düzeltemez. İşte yapay zeka, şuanda bir donmuş yazılım olan vergi hazırlama yazılımını yiyor.

Yapay zekanın açık bir avantajı, donmuş yazılımın yapamayacağı şekilde öğrenme ve gelişme yeteneğidir. Kural tabanlı donmuş yazılımlar, onu geliştirmek için kullanan insan bilgisiyle sınırlıdır. Örneğin, büyük satranç oyuncusu Gary Kasparov’u konu uzmanı olarak kullanan ilkel bir satranç programı geliştirilmişti. Program iyiydi fakat Gary Kasparov kadar iyi değildi; Gary Kasparov, kendisini büyük kılan her şeyi yazılıma aktaramadı. Buna karşılık olarak AlphaGo ise sayısız Go oyununu kendi versiyonlarına ve yetenekli insan oyunculara karşı oynayarak öğrendi. Bunu yaparken, AlphaGo, Go oyununda dünyanın en önemli oyuncusu haline geldi ve bu oyuna giren insanların bilgi birikimlerini aştı. Ek not olarak, AlphoGo’ya karşı düzenli bir şekilde oynayan insanlar kendi yeteneklerini geliştirdiler, bundan dolayı insan eğitimi üzerine etkileri de vardır.

Yapay zekanın öğrenmesinin açık bir dezavantajı da onun sadece aldığı veri kadar iyi öğrenebilmesidir. Bir takım sohbet botları “zehirli” girdiler içeren insanlar yahut diğer sohbet botlarıyla etkileşime girdikten sonra istenmeyen cinsiyetçi, ırkçı ve hatta Mein Kampf(Kavgam) alıntıları içeren davranışlar geliştirdi. Başka olarak yapay zekalar, bir çok görev için yüksek seviyede bağlamsal bilgi gerektiren görevlere hala hazır değildir. Son olarak, yapay zeka için bir başka risk ise onun opak olmasıdır yani ceza hukuku gibi belirli alanlarda insanları tereddüt ettirmektedir.

Askeriye İçin Potansiyel Uygulamaları Nelerdir?

Askeriye için bir çok yapay zeka uygulaması var. Dondurulmuş yazılımlar yerine bu sistemleri koymak, belirli süreler içerisinde yenilenmesi gerekmeyen ve daha düşük maliyetle birlikte daha çevik sistemler oluşturmak için geniş bir potansiyel yaratır. Yapay zeka, eğitim sistemlerinde de kullanılabilir. Örneğin, savaş pilotlarının eğitimi amacıyla tahmin edilemeyen ve uyarlanabilir düşmanlar sağlayabilir. Bilgisayar açısından, yazılımların fotoğraf ve videoları anlayabilme yetenekleri, “yaşam şekli” gözetimi ve gözetleme sistemlerinin dağlar kadar ortaya çıkan verilerini işlemede büyük olçüde yardımcı olabilir. Çin de dahil olmak üzere, yüz tanıma yapay zeka sistemleri hızla gelişiyor. Arttırılmış gerçeklik, kompleks işlerde “yetenek eksikliklerini” kapatmak için kullanılabilir; şuanda uluslararası havayolları tarafından kullanılmaktadır. Amazon’un Alexa gibi sitemleri tarafından kullanılan doğal dil işleme (NLP) sayesinde sistemler insanlarla doğal dil kullanarak etkileşim kurar. Doğal dil işleme, sistemlerin klavye kullanmadan sipariş almasına olanak sağlayabilir. NLP ayrıca belgeleri tercüme edebilir ve gelecekte bir çevirmen gibi hizmet edebilir.

Öteki önerilen uygulamalar şunları içerebilir: yapay zekaları lojistik zorlukları çözmek için kullanmak; savaş oyunlarını desteklemek; savaşta insansız operasyonları otomatikleştirmek; silah geliştirilmesinin ve optimizasyonunun hızlandırılması ve hedefleri tanıyabilmek (ayrıca savaşçı olmayanları da)

Lakin, yapay zekanın askeri alanda benimsenmesinin de bir takım sonuçları vardır. Askeriyenin mevcut doğrulama ve onaylama işlemleri donmuş yazılımlar içindir ve bu öğrenen yapay zekalar için uygun değildir. Olasılıkla düşmanlardan gelecek olan kusurlu veriler, ölümcül sonuçlar ortaya çıkarabilir. Ayrıca anlaşılamayan bir sisteme de güvenmek zordur. Son olarak, veriler kritiktir çünkü yapay zekanın başarısı kritik olarak verilere bağlıdır.

Çeviri

Yazar: Robert Button

Çeviren: Nihat

Orjinal Metin (07/09/2017)

Dipnot*: Görsel şu makaleden alınmıştır; Vinícius Gonçalves Maltarollo, Káthia Maria Honório and Albérico Borges Ferreira da Silva (2013). Applications of Artificial Neural Networks in Chemical Problems, Figure 1.

Jet Krizinden İki Yıl Sonra Ruslar Gerçekten Türkiye’ye Güveniyor Mu?

Kategori: Çeviri/Politika
Jet krizi

Rusya, sonunda aralık ayının 1’inde Türk domateslerine olan ithalat yasağını tamamen kaldırdı. Bu, Türkiye’nin 24 Kasım 2015 tarihinde Rus jetini düşürmesinden sonra Moskova’nın Türkiye’ye karşı açıkladığı yaptırımların sonuncusuydu. İki yıl önceki bu hadise ile Rus-Türk ilişkileri çöküşün eşiğine geldi ve iki ulusun arasında bir savaş riski yarattı.

Ruslar Türkiye’nin eylemlerine sinirliydiler. Moskova’daki Türk Büyükelçiliği, Kazan, Stravropol ve St. Petersburg’daki Türk konsolosluklarının önünde Türk karşıtı gösteriler gerçekleşti. Rus sosyal ağları Türkiye ile ilgili sert eleştirilerle sallandı.

Rusya Başkanı Vladimir Putin bu hadiseyi “teröristlerin suç ortağı” tarafından “arkadan bıçaklama” olarak nitelendirdi ve bu trajik olayın Rus-Türk ilişkileri açısından önemli sonuçlara yol açacağına dair söz verdi. Günler sonra Rus hükümeti, Rusya’dan Türkiye’ye olan özel sefer uçaklarını ve birçok meyve ve sebzeyi içeren Türk mallarının ithalatına yasaklar koydu. Rusya’da faaliyet gösteren bir grup Türk organizasyonu ve işletmesi yasaklandı. Rus şirketlerin Türk çalışanlar alması yasaklandı. Hükümet ayrıca Rus seyahat acentelerine Türk tatil beldeleri turlarının satışının durdurulması konusunda “tavsiyede” bulundu. Fakat aynı zamanda, Moskova, Türkiye’de ilk nükleer santralin inşası ve doğalgaz boru hattı olan Türk Akımı gibi büyük devletlerarası projeleri uygulamayı ise reddetmedi.

Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Haziran 2016 yılına kadar herhangi bir özür dilemedi. İki ay sonra, Putin ve Erdoğan bu hadisenin ardından ilk defa olarak görüştüler. O zamandan beri iki ülke arasındaki ilişkiler aşamalı olarak ilerledi. Türk vatandaşları için tek taraflı vize şartları hariç –ki bu da müzakere ediliyor- yaklaşık olarak tüm Rus yaptırımları kaldırıldı.

Putin, geçtiğimiz ay Soçi’de Erdoğan ile birlikte yaptığı görüşmede, iki ülke arasındaki ilişkilerin “neredeyse tamamen restore edildiğini” söyledi.

Putin ayrıca: “Bu yılın ilk dokuz ayında karşılıklı ticaret %36 oranında artmıştır ve bu çift taraflı ticaretin büyümesinin bir kanıtıdır. Geçen yılki gerilemeyi telafi edebileceğimizi inandıran sebepler var.” dedi.

Gerçekten, Türk işletmeleri ve işleri Rusya’ya geri dönüyor. Türkiye’den iş delegasyonları Rusya’nın farklı bölgelerini ziyaret ediyor ve 30 Kasım ile 1 Aralık tarihleri arasında Rusya’nın Voronej şehrinde düzenlenen Rus-Türk iş forumuna yaklaşık 20 adet Türk şirketi katıldı. Bu forumun amacı, Türk ve Rus şirketleri arasındaki ilişkileri tekrardan canlandırmak, güçlendirmek ve hem de ortak yatırım projelerini detaylandırmaktı. Bu ayın sonlarında, Türk şehri olan Kocaeli’nin girişimcileri, Rusya’nın Kuzey Kafkasya bölgesindeki Kuzey Osetya-Alania bölgesini ortak yatırım girişimleri konusunda konuşmak için ziyaret etmeyi planlıyorlar.

Ekonomik bağlar düzelmeye devam ederken politik ilişkilerin de kendi gelişmeleri oluyor. Yakın zamanda Putin ve Erdoğan arasında sıkça gerçekleşen görüşmeler ve Suriye ile ilgili aktif diplomasi, belki de Rus-Türk ilişkilerinin hiç bu kadar yakın olmadığının bir göstergesi olabilir. Rus uzmanlar ve medya sıklıkla Türkiye ve Rusya’yı “yakın arkadaş” ve “müttefik” olarak isimlendiriyor. Bu fikirlerin savunucuları, Suriye ve Rusya’nın S-400 hava savunma sisteminin bir NATO ülkesi olan Türkiye’ye olan potansiyel satışına ilişkin ülkelerin işbirliğine dikkat çekiyorlar. Bağımsız bir Rus anket organizasyonu olan Levada Center tarafından yapılan yeni bir kamuoyu araştırması gösterdi ki şuanda sadece Rusların %8’i Türkiye’yi düşman olarak görüyor, ki bu 2016’da %29 idi.

rus türkiye jet krizi harita sınırları

İki ülke arasındaki bu yakın ilişkilere yönelik uyum belki de Rus medyasının –özellikle devlete ait yahut Kremlin’e yakın olan- neden jet krizinin ikinci yıl dönümünde bu hadiseye fazla dikkat göstermeyi tercih etmediklerinin bir göstergesi olabilir. Bu hadisenin yerine medya; Rusya, Türkiye ve İran liderlerinin Suriye’nin geleceğini tartıştıkları Soçi’deki üçlü toplantıya odaklandı. Rus medyası, Soçi’deki toplantıyı; 1945’te yapılan Sovyetler Birliği, Amerika Birleşik Devletleri ve Britanya liderlerinin Almanya ve Avrupa’nın savaş sonrası yeninden yapılanması konusunu tartıştıkları Yalta Konferansı’yla kıyasladılar.

Fakat bu yakın işbirliğine rağmen, Rusya’daki birçok kişi hala Türkiye’nin güvenilmez bir ortak olduğuna inanıyor. Devlet Duma Savunma Komitesi Başkan Yardımcısı Yury Shvytkin, jet krizinin ikinci yıldönümü nedeniyle Rusya’nın resmi haber ajansı TASS ile yaptığı konuşmada, bu uçak trajedisini Rusya’da kimsenin unutmadığını söyledi.

Shvytkin: “Hatırlıyoruz ve pilotlarımızın ardından başımızı eğiyoruz. Fakat Türkiye bu çok ciddi hadiseye karşı özür diledi. Bundan sonra, ilişkiler düzelmeye başladı. Rusya, Erdoğan’ın iktidarda kalmasına yardım edecek bilgiler sağlayarak, Temmuz 2016’daki askeri darbe teşebbüsünü engelleme konusunda Türkiye’ye yardım etti.” dedi. Ayrıca hem Moskova hem de Ankara’nın ortak çıkar ve hedefleri olan Suriye’deki işbirliğini de vurguladı.

Rus askeri uzmanı ve Askeri Bilimler Akademisi’nde profesör olan Vladimir Mukhin ise olaya daha şüpheci yaklaşıyor. Mukhin, Moskova’nın Ankara’yı jet olayından dolayı bağışladığına inanıyor ama hiçbir şeyi unutmadığını düşünüyor.

“Bu hadise Rus-Türk ilişkileri tarihinde sonsuza kadar trajik bir sayfa olarak kalacaktır.” diyor. “İki yıl önce ortada olan sorunlar maalesef herhangi bir yere gitmedi. Türkiye hala Rusya ve Suriye hükümetine düşman militanları destekliyor. Erdoğan’ın kendisi Putin’in desteklediği (Suriye Başkanı) Beşar Esad’ın rejimi konusunda çok istekli değil. Ve bütün bunlar bizim ilişkilerimize belirli bir baskı getiriyor.” Ayrıca iki taraf konusunda “müttefik” değil “ortak” şeklinde adlandırmanın doğru olacağını da ekledi.

Rus Bilimler Akademisi Doğu Araştırmaları Enstitüsünden Ilshat Saetov, Al-Monitor’e, Moskova’nın Ankara’yı affetmesine rağmen artık Türkiye’ye güvenmediğini söyledi. “Başkanlar arasındaki resmi dostluğun mümkün olduğu konusunda şüpheliyim. Ayrıca Türkiye’nin NATO’dan ayrılması ve Rusya ile askeri bir ittifak kurması da aynı şekilde olası değildir.” dedi.

Çeviri

Yazar: Yekaterina Chulkovskaya

Çeviren: Nihat

Orjinal Metin (06/12/2017)

Türkiye’nin Yeni İttifakları: İran ve Rusya

Kategori: Çeviri/Makale/Politika
Türkiye’nin Yeni İttifakları Rusya ve İran

Türkiye ağustosun ortasında İran Genel Kurmay Başkanı Muhammed Bakıri’yi Ankara’ya kabul ettiği zaman, 1979 İran Devrimi’nden beri ilk defa onun pozisyonundaki bir İranlı görevli yurtdışına çıkmış oldu. Ankara da buna eş değer şaşırtıcı bir hareket ile Rus Genel Kurmay Başkanı Velary Gerasimov’u bölgedeki güvenliği tartışmak amacıyla kabul edeceğini açıkladı. Türkiye’nin iki tarihi rakibi olan İran ve Rusya’ya bu şekilde erişme gücü, Beyaz Saray’daki Başkan Trump’ın kaşlarını havaya kaldırmalıydı. Bu hareketler sadece önemli bir dış politika kaymasını değil, aynı zamanda Ankara’nın Vaşington’dan vazgeçmeye başladığının bir göstergesidir.

Kasım 2016’ya dönersek, Trump yönetimi altındaki Amerika Birleşik Devletleri’nin Türkiye için iyi olacağına dair Ankara’nın yüksek bir umudu vardı. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Trump’ı kazandığı başkanlık seçimlerinden dolayı kutlayarak bu seçimlerin ABD-Türkiye ilişkileri açısından yeni bir döneme işaret edebileceğini söyledi. O tarihlerde Erdoğan, yeni ABD Başkanı’nı desteklemek ve İran gücünü daha geniş Ortadoğu’da fakat özellikle Suriye’de tutma isteğini belli etmek amacıyla güçlü bir İran karşıtı tutum sergiledi.

Buna karşılık olarak Türkiye, Amerika Birleşik Devletleri’nden Halk Koruma Birlikleri (YPG) yani Suriyeli Kürt askerlerini desteklemeyi bırakmasını umdu. Ankara’ya göre YPG, Türkiye Cumhuriyeti’nin geleceğine yönelik varoluşsal bir tehdittir. Çünkü onlar yıllardır Türkiye ile savaşan ve Türk Kürtleri’nin militan bir organizasyonu olan Kürdistan İşçi Partisi’nin (PKK) bir dalı olarak görülüyor.

Bununla birlikte, Trump yönetimi YPG’ye askeri desteğini iki katına çıkarmaya karar verdiğinde Ankara’nın ümitleri altüst oldu. Vaşington’a göre YPG, Suriye boyunca savaşan karışık birliklerden oluşan tek yetkili savaş gücü. Trump’ın Ortadoğu’da en büyük önceliği olan IŞİD’i Suriye’den tamamen temizlemek için yerel bölgesel kuvvetleri desteklemek hala en iyi seçenek olarak görülüyor. Ankara ve Vaşington’un Suriye’de hangi grubun en büyük tehdit olduğu konusundaki ayrılığı kendi ittifaklarını zora sokuyor. Fakat her iki taraf da bu kararlarında sağlam duruyor, en azından şimdiye kadar.

İran ve Rusya İle Örtüşmek

Türkiye varoluşsal bir tehdit olarak gördüğü şeyin kendi NATO müttefiki olan Amerika Birleşik Devletleri tarafından desteklendiği gerçeğiyle yüzleştiği zaman, Ankara ihtiyatlı olarak da olsa İran ve Rusya’yla yakınlaşmaya başladı. NATO’nun itirazlarına rağmen Türkiye, Rusya’nın en ileri füze savunma sistemini almak için görüşmeler yapıyor ve Suriye konusunda Kremlin ile yakından çalışıyor.

Bu arada Türkiye ve İran, son yıllarda tamamen farklı tarafları destekleyen ve resmi rakipler olarak, Suriye ve Irak’ta askeri işbirliğini arttırma konusunda anlaştılar. İran, Rusya ve Türkiye; ayrıca Astana Suriye barışını birlikte destekleme, Hazar Denizi’ndeki petrolün çıkarılması için birlikte çalışma ve Basra Körfezi’nde kendi Arap kuzenleriyle olan çatışmasında Katar tarafını tutmaya kadar bir dizi sorun üzerine üç taraflı işbirliği yapıyorlar.

Lakin Türkiye’yi Rusya ve İran ile bu yakınlaşmaya iten ana sebep, Suriye’de Kürtlerin daha fazla gelişeceği korkusudur. Türkiye ve İran bölgenin sırasıyla en büyük ve ikinci en büyük Kürt azınlık topluluklarına sahip ülkesi durumundadır ve bölgedeki Kürt gelişmelerinin kendi ülkelerindeki Kürtler üzerinde aynı etkileri tetikleyebileceğinden korkmaktadırlar.

Ankara bu nedenle Irak ve Suriye’de ortak bir Kürt karşıtı strateji hazırlamak istiyor. Bu açıdan Tahran, eskiden yaptığından farklı olarak YPG’ye karşı aniden zıt konuşmaya başladı. Ayrıca beklendiği şekilde, hem Ankara hem de Tahran, Irak Kürtlerinin 25 Eylül’de yaptıkları bağımsızlık referandumunu eleştirerek Irak Kürtlerinin bağımsızlık hareketinin Ortadoğu’da istikrarsız bir ayrılık dalgasını tetikleyeceğini belirtti.

Suriye Üzerine Bir Mercek

Ankara Suriye’deki ABD destekli IŞİD operasyonuna karşı ciddi derecede tedirginlik duyuyor. Çünkü IŞİD’den kalan Suriye’nin doğusu ve geçtiğimiz günlerde El Kaide bağlantılı gruplar tarafından ele geçirilen kuzeybatıda Türkiye sınırında bulunan İdlib gibi bölgelerin YPG güçleri tarafından ele geçirilebileceğini düşünüyor. Suriyeli Kürtler ve Başkan Beşşar Esad’ın güçleri arasındaki çatışmaya baktığımız zaman Ankara, Şam’daki rejimle ve kendi müttefikleriyle birlikte Kürtlerin bölgesel ilerlemesini durdurabileceğini umuyor. İran ve Rusya’dan başka herhangi iki ülkenin Esad’ı daha fazla etkilemediğini düşünürsek, Ankara’nın bu ülkelere karşı son hamlelerini de açıklamış oluruz.

Türkiye özellikle kendi sınırındaki Kürt kantonlarından birisi olan Afrin üzerinden gözünü ayırmıyor. Ankara, YPG’nin kuzey Suriye’deki Kürt bölgelerini Afrin’e bağlayabileceğinden ve böylelikle Irak sınırından Akdeniz’e sürekli uzanan bir Kürt varlığı kurabileceğinden korkuyor. Ankara, YPG’yi Türk kuvvetlerine karşı yapılan saldırılarla suçluyor ve Afrin’e karşı askeri bir operasyon yapabileceği tehdidinde bulunuyor. Ancak şimdiye kadar herhangi bir operasyon gerçekleşemedi. Çünkü kanton bölgesi Rus askeri kuvvetlerini barındırıyor. Türk yetkililer, Suriyeli Esad rejimine karşı muhalefeti bastırmak amacıyla; sahip olduğu bazı bölgelerden çekilirse, Rusya ve İran da Türklerin Afrin’e olabilecek olan müdahalesine göz yumacaklar. Fakat Ankara’nın umutları doğru olmayabilir. Bu İran ve Rusya ile yeni kurulmuş ittifağın altında birçok zorluk yatıyor.

Her şeyden önce, taraflar arasında derin ve köklü bir güvensizlik var. Türkiye yüzyıllardır İran ve Rusya ile rekabet ederek bu ülkelerin bölgedeki etkilerini dengelemek üzerine kurulu bir politika izledi. Türkiye, Kürt gelişiminden duyduğu kaygı sonucu Suriye’de İran ve Rusya’ya açıldı. Fakat bu uzlaşmanın derinleşmesi Ankara’nın bölgesel politikasında tamamıyla bir değişimi çağrıştırmaktadır. Bu ise İran ile ve Körfez ülkeleriyle ve İran’ın Irak üzerindeki etki politikalarına karşı olan Suudi Arabistan ile kendisini sürtüşmeye maruz bırakacağı anlamına geliyor. Türkiye’nin Esad rejimiyle olan yakınlaşması, Türkiye’nin Suriye’ye karşı muhalif olan müttefikleriyle arasındaki güven krizini de derinleştirerek Ankara’nın bu müttefiklerine karşı etkisini de azalttı. Bu etki olmadan Türkiye’nin anlaşmayı elinde tutması ve kendi kontrolündeki bölgelerde Suriyeli muhalefete geri çekilmeleri için baskı uygulaması zor görünüyor.

Başka bir potansiyel problem ise Rusya’nın Suriyeli Kürtlere karşı tutumudur. Moskova, Kürtlerin hem Ankara hem de Vaşington’a karşı oynanabilecek çok önemli bir kart olduğuna inanıyor ve bu yüzden Kremlin’in Türk askerlerinin Afrin’e saldırısına izin vermesi pek mümkün değil. Rus rızası olmadan Türkiye, Erdoğan’ın ima ettiği Kürt kantonuna karşı bir askeri operasyon düzenleyemeyecek.

İran için Türkiye’nin bu tutum değişimi bir lütuf. İran’ın Suriye ve Irak’taki etkisini arttırmak amacıyla Kürt ayrılıkçılığına karşı Ankara ile uzlaşması, Tahran için açık bir zaferdir. Fakat İran, ayrıca Ankara’yı Rusya’ya ve kendisine yaklaştıran nedenleri yani Trump’ın Suriye Kürtleriyle çalışmaya devam etmesi niyeti ve Suriye savaşındaki askeri momentumun artık Esad’ın arkasında olduğu gerçeği gibi faktörlerin de net bir şekilde farkında. İran, bu dinamiklerde oluşabilecek herhangi bir değişimin Türkiye’nin politikasını tamamen tersine çevirebileceğini de çok iyi biliyor. Ankara ve Tahran’ın birbirine duydukları derin-köklü güvensizlik ve bölgedeki vizyon farklılıklarından dolayı geçmişte yapmaya çalıştıkları ortak zemin bulma çabaları her zaman başarısızlığa uğradı. İşte bu aynı faktörler de potansiyel olarak onları daha derin bir yakınlaşmadan alıkoyabilir.

Türkiye’nin İran’a karşı ısınması daha çok Tahran’ın Suriye ve Irak’taki etkisini güçlendirecek. Amerika Birleşik Devletleri ile İran arasındaki düşmanlık göz önüne alındığında, bu ülkelerdeki ABD politikaları da azalabilir. Bu durum zaten gergin olan ABD-Türk ilişkileri için kötü görünüyor. Fakat Türkiye ve onun iki resmi rakibi ile arasındaki potansiyel problemler ve kırılganlık göz önüne alındığında bu uzlaşmanın devamlılığı henüz pekişmedi. Vaşington, Türkiye’yi kaybedilmiş bir durum olarak görmek yerine onu askeri ve diplomatik yönlerden kendine bağlı tutmaya devam etmelidir.

(Çeviren Notu: Bu makale Foreign Affairs dergisinden, konuyla ilgili ABD ve Avrupa merkezli bakış açısını daha iyi anlayabilmemiz için çevrilmiştir.)

Çeviri

Yazar: Gönül Tol ve Alex Vatanka

Çeviren: Nihat

Orjinal Metin (04/09/2017)

Öğünler Arası Açlığın Metabolik Etkileri (ITAD)

Kategori: Bilim/Çeviri
ITAD beslenme yöntemi

Günde iki kere izokalorik beslenme(an isocaloric twice a day- ITAD) rejimi belli dokulardaki otofajiyi aktive ederek metabolik aktiviteyi uyarır. Eğer insanlar üzerinde çalışma onaylanırsa bu yeni bulgular obezite ve tip 2 diyabeti önlemede kullanılabilecektir.

Diyetin otofajiyi uyararak lipit metabolizması üzerinde iyi etkilere sahip olduğu bilinir. Başyazar Rajat Singh bunu ‘’Obezite ve/veya yaşla azaldığı göz önünde bulundurulduğunda otofajiyi,  her sirkadyen periyot içinde iki aralık açlık sağlayarak uyarabilir, sırayla, yaş ve/veya obezite ilişkili metabolik düşüşü önleyebiliriz’’  şeklinde açıklıyor. Buna binaen Singh ve arkadaşları iç açlığı modelleyen ve dağınık beslenmeyi ortadan kaldıran, günde iki kere izokalorik beslenme stratejisini geliştirdi.

Araştırmacılar fareleri iki gruba ayırdı: ITAD yöntemiyle beslenenler saat 08.00-10.00 saatleri ile 17.00.19.00 saatlerinde ve kontrol fareleri ise isteğe bağlı olarak beslendi. Önemli olarak, her iki grupta her zaman aynı kaloriyi aldı.

3 ay sonra, fareler benzer ağırlıktaydı, ancak ITAD-beslenen fareler azalmış yağ kitlesine ve artmış kas kitlesine sahipti. ITAD yöntemiyle beslenmede ayrıca glikoz klirensi gelişti,  dolaşımda ve karaciğerde azalmış lipit seviyeleri ve artmış enerji harcanması gibi metabolik olarak faydalı sonuçlar elde edildi.

İlginç olarak bu yöntemle beslenen farelerde yağ kitlesinin azalması cilt altı kahverengi yağ dokusu artışı ile ilişkiliydi. Araştırmacılar ayrıca diğer rejimlerin ( örneğin kalori kısıtlaması gibi) kas kitlesi kaybı ile sonuçlandığını belirterek kas kitlesi artışının ITAD beslenmenin benzersiz bir faydası olduğuna dikkat çekti. Singh ‘’  ITAD beslenmenin yaşlı ve sarkopenili bireylerde kas kitlesinin sürdürülmesine potansiyel faydasından ötürü heyecanlıyız’’ dedi.

Araştırmacılar otofajinin mekanik katkısını keşfetmek için POMC nöronlar, karaciğer, Myf5 öncüleri ve yağ dokudaki Atg7 genini baskılayarak farklı dokulara özel, otofaji yapmayan fareler tasarladı. Bu analiz, ITAD beslenme boyunca kahverengi yağ doku oluşumu için ve ayrıca karaciğerde glukoneogenezin baskılanması için normal yağ dokuda otofajinin gerekli olduğunu ortaya koydu. POMC nöronlarındaki ve karaciğerdeki otofajinin dolaşımda ve karaciğerde lipit seviyelerini düşürdüğünü, kasa özel faydalar için Myf5 otofajinin gerekli olduğunu gösterdi.

Singh bunları ‘’Bizim farelerdeki çalışmalarımız… Bireylerin günlük iki öğün planından faydalanılabilineceğini öneriyor, buna rağmen ITAD beslenme süresince insanlardaki fayda derecesi ‘genetik make up’ ve kesinlikle yaşa veya altta yatan hastalığın düzenlenmesine bağlı’’ şeklinde sonuçlandırıyor. Singh ve arkadaşları şimdi bu beslenme yönteminin bağırsak üzerindeki faydalı etkilerinin rolünü tanımlamak için plan yapıyorlar ve gelecekte bu yöntemi insanlarda araştıracaklar.

 

ÇEVİRİ

Yazar: Claire Greenhill

Çeviren: Nurullah

Orijinal metin(10 Kasım 2017)

Finlandiya’nın Eğitim Sisteminden Çıkarılabilecek Üç Ders

Kategori: Çeviri/Genel
Finlandiya Eğitim Sistemi

Finlandiya, kendi eğitim sistemi üzerinde reformlar yapmaya 40 yıl önce başladı. Bugün Finlandiya’nın okul sistemi; dil, matematik ve bilim üzerine 15 yaşındaki çocuklara uygulanan Uluslararası Öğrenci Değerlendirme Programı (PISA) testine göre en gelişmiş ülkeler arasında birinci sırada yer alıyor. En ilgi çekici olan şey ise Finlandiya’nın bu başarısını eğitimin alışılmış ve kabul edilen kurallarını yıkarak yapmış olmasıdır.

Fin çocukları gelişimsel olarak okumaya hazır olmadan yani yedi yaşına kadar okula başlamıyorlar ve okula devam süresi yalnızca dokuz yıllığına zorunlu. Okul günleri kısa, dersler az ve ev ödevleri oldukça az sayıda. Zorunlu genel testler bulunmuyor ve öğrenciler okullar ya da bölgeler arasında sıralama, karşılaştırma ve rekabete tâbi tutulmuyorlar

Lakin Finlerin %93’ü akademik veya mesleki liselerden mezun ki bu ABD’ye göre %17 daha fazla. Öğrenciler yüzde altmış altı oranında yüksek öğretime gidiyorlar ve bu Avrupa Birliğinde en yüksek oranı teşkil ediyor. Ayrıca Finlandiya her öğrencisine ABD’ye oranla %30 daha az para harcıyor.

Diğer ülkeler Finlandiya’nın bu başarısından neler öğrenebilirler? İşte bununla ilgili çıkarılabilecek üç ders:

Çocukların oynamalarına izin verilmeli

Finlandiya’daki öğrencilerin günde sadece üç ya da dört dersleri bulunuyor. Buna rağmen havanın nasıl olduğu umursanmaksızın genellikle dışarıda geçen birkaç teneffüsleri de var. Bu 15-20 dakikalık aralar çocukların öğrendiklerini sindirebilmelerini, oynamalarını ve temiz havada egzersiz yapmalarını sağlıyor. Yapılan araştırmalar çocukların hareketli olmaları ve fiziksel olarak öğrenmeye karşı aktif olmaları gerektiğini gösteriyor. Çok fazla oturan çocuklar konsantrasyonunu kaybediyor. Öğrencilerin sınıfta az zaman geçirmeleri öğretmenlerin de işine yarıyor çünkü bunu düşünme, plan kurma ve dersleri ayarlama amacıyla kullanabiliyorlar.

Öğretmenlere biraz değer verilmeli

İlkokul öğretmenliği Finlandiya’da en çok istenilen mesleklerden birisi ve kazanabilmek için yüksek notlar gerektiriyor. Öğretmenlik programlarına başvuranların yalnızca %10’unu kabul ediliyor ve her yıl binlerce kişi geri çevriliyor. En iyi ve parlak adaylar, bir seri mülakattan ve kişisel analizlerden geçiriliyor ki bu, kişinin öğretme becerilerini ve doğal yeteneklerini ölçmek için tasarlanmış. En yüksek notlara ve öğretmenliğe karşı doğal bir yeteneğe ek olarak ayrıca tüm öğretmenler yüksek lisans derecesine sahip olmak zorundalar. Fin öğretmenlerin bu ileri lisans gerekliliği onları bir doktor veya avukatla aynı statüye taşımaktadır.

Finlandiya'da ders

Bu üniversite programlarına sadece öğretmenliğe yetenekli kişilerin kabul edilmesinin yanı sıra öğretmenler çok donanımlı ve eğitimliler. Ayrıca ebeveynler öğretmenlere karşı derin bir saygı ve güven içerisindeler. Çocukların ilgilerine karşı öğretmenlerin en iyisini yapacağına dair ebeveynlerin güveni ve inancı var. Öğretmenler yenilikler yapmakta serbest ve bürokrasi ya da aşırı yönetmeliklere karşı da özgürler.

Öğrencilere karşı olabildiğince bireysel ilgi gösterilmeli

Finlandiya’daki sınıflar oldukça küçüktür. İlkokulda öğrenciler genellikle altı yıllık eğitimlerinde hep aynı öğretmenle devam ederler. Öğretmenler öğrencilerinin bireysel ihtiyaçlarını ve öğrenme tarzlarını yakından bilir. Zayıf öğrenciler erkenden tespit edilip fazladan destek verilir. Fin eğitim sistemi genel olarak samimiyeti, işbirliğini, teşvik ve değerlendirmeyi uygular. Öğretmenler baskı ve kontrol yerine öğrencilerin neye ihtiyacı varsa o şekilde davranırlar.

Finlandiya’daki eğitim sistemi bir öğretmenin şu cümleleriyle özetlenebilir: “Biz öğrencilere nasıl öğrenmeleri gerektiğini öğretiyoruz, testleri nasıl geçmeleri gerektiğini değil. Onları, test sonuçlarından öğrenmek yerine kendilerinden öğreniyoruz.”

Çeviri

Yazar: Zandre Campos

Çeviren: Nihat

Orjinal Metin (05/08/2017)

Psikobiyotikler

Kategori: Bilim/Çeviri
psikobiyotik

Psikobiyotik‘ler yeni keşfedilmiş şeyler değildir. Aslında 1908’de Rus bilim insanı Elie Metchnikoff ilk olarak fermente edilmiş sütleri sürekli tüketen Avrupalıların daha uzun yaşadığına dikkat çekti. Çoğu insan reklamlarda yoğurt, diyet destekleyiciler ve organik yemek kelimeleriyle sıkça karşılaşmıştır. Kozmetik vitrinlerinde bile Probiyotik içeren ürünler sıralanır. Şu an probiyotikler depresyon ve duygu durum bozukluklarında olası doğal tedavi olması için araştırılıyor.

HOŞGELDİN PSİKOBİYOTİK!

Probiyotikler normal sindirim sürecine yardımcı, yaşayan bakterilerdir. Dost bakterilerin sindirim sistemine faydası, özellikle de faydalı ve zararlı bakteri türlerini ortadan kaldıran antibiyotiklerin etkilerine karşı koymak için kullanıldığında çok fazladır.

‘Psikobiyotik’ler duygu durum ve davranışları pozitif bir şekilde etkileyebilir mi?

Son çift yıllar üzerinde tamamlanan çalışmalar probiyotiklerin duygularımız üzerinde iyileştirme etkileri olabileceğini gösteriyor. Bu da probiyotiklerin nasıl psikobiyotik olarak anıldığını açıklar. Timothy Dinan ve İrlanda Cork Kolej Üniversitesindeki meslektaşlarının Biological Psychiatry’deki son derleme makalesinde psikobiyotikleri yeterli miktarlarda alındığında psikiyatrik hastalıklardan muzdarip hastaların sağlığına fayda sağlayan canlı organizmalar olarak tanımlar.

Yaşamın erken dönemlerindeki stres, ebeveynlerin ayrılması gibi,  uzun vadede bağırsak bakterilerini değiştirdiği uzun zamandır biliniyor. Dinan’ın makalesinde psikobiyotik verilişiyle stresle uyarılan reaksiyonlardan ayrılmasıyla, ratlarda anksiyetenin iyileştiğini öne sürüyor.

Psikobiyotik tedavisi onların davranış ve zayıflamış bağışıklık sisteminin her ikisini birlikte normalleştirir. Bu ve diğer çalışmalar psikobiyotiklerin davranışsal ve bağışıksal sağlığın iyileşmesine yol açacak kapasiteye sahip olabileceklerini ortaya koyuyor. Bazı psikobiyotikler ayrıca antiinflamatuar olarak fayda gösterir. Bu, inflamasyonla korele stres ilişkili duygu durum bozuklukları gibi hallerde dikkate değerdir.

Dinan’a binaen ‘’intestinal mikrobiyal denge inflamatuar yanıtların düzenlenmesini değiştirebilir ve böylece duygu durum ve davranışların modülasyonunu sağlayabilir.

 

Kendi görüşlerim…

Biz mi onlara misafiriz yoksa onlar mı bize misafir? Vücudumuzda yaşayan mikroorganizmaların sayısı bizim hücre sayımıza eş değer ya da fazla olması onların gerçektende önemini ve araştırılması gerektiğini ortaya koyuyor. Özellikle çağımızda sağlıklı beslenmeye dikkat edilmezken anksiyete, depresyon gibi ruh hali bozukluklarının da artışı bunların arasındaki korelasyona bir kanıt olarak gösterilebilir. Yani kafamızdaki bozukluğu sadece etrafımızda değil de karnımızda da aramanın faydalı olacağını düşünüyorum.

 

ÇEVİRİ

Yazar: Mike Bundrant

Çeviren: Nurullah

Orijinal metin(25 Kasım 2013)

Bağırsak-Beyin İlişkisi Nörobilimcileri Ele Geçiriyor

Kategori: Bilim/Çeviri
bağırsak-beyin ilişkisi

Probiyotik satan şirketlerin uzun süredir iddia ettiği doğru bağırsak bakterilerinin geliştirilmesi zihinsel iyileşmeye yarayabilir ama nörobilimciler bu konuda şüphecidir. Şimdi otizm ve depresyon gibi hallerin mikrobiyom olarak bilinen bağırsağın mikrobiyal sakinleriyle bağlantısının güçlü bir kanıtı var. Ve nörobilimciler sadece klinik çıkarımlarından değil aynı zamanda deneysel tasarım için bağlantının ne anlama gelebileceğine dikkat çekiyor. Pasana’da Kaliforniya Teknoloji Enstitüsünde mikrobiyolog olan Sarkis Mazmarian ‘ çalışma alanı(Bağırsak-Beyin İlişkisi) farklı bir gelişmişlik seviyesine ilerliyor ve umarım bu, çok az sayıdaki laboratuvarın ticari ilgi ve bilgisinin çok olduğu bu tabloyu değiştirecektir’ diyor.

Bu yıl Amerika Ulusal Mental Sağlık Enstitüsü bağırsak-beyin ilişkisini hedefleyen yeni araştırma programlarına 1 milyon dolar daha harcadı.

Bağırsak mikrobiyomu ve davranışsal hallerin-özellikle otizm- kompozisyonu arasındaki korelasyona rağmen nörobilimciler bağırsak bakterilerinin beyne nasıl etkiyebileceklerini yeni anlamaya başlıyor. Mazmarian beyni sindirim sistemine bağlayan vagus siniri olduğu gibi bağışıklık sisteminin de bunda kesinlikle bir rol oynadığını söylüyor. Bakteriyel atık ürünleri de beyni etkileyebilir, örneğin intestinal bakterilerden en az ikisinin ürünü nörotransmitter GABA’dır.

İrlanda Cork Kolej Üniversitesinde farmakolog olan John Cryan ‘Mikrobiyomun muhtemelen beyin üzerindeki en büyük etkileri yaşamın erken dönemlerindedir’ diyor. Nörobilimcilerin toplantısında John’un grubu sezaryenle doğan fareler vajinal yolla doğan farelerden farklı mikroplara ev sahipliği yaptığını, anlamlı olarak daha endişeli ve de depresyon semptomlarına sahip olduğunu bulduklarını sundu. John Cryan ek olarak doğumda annelerinden vajinal mikropları alamamaları-normalde karşılaşacakları ilk bakteriler- yaşam boyunca mental sağlık değişimlerine neden olabileceğini söylüyor.

Benzer şekilde Mazmanian’ın laboratuvarının 2013’teki çalışmasına göre bazı otistik özelliklere sahip fare modellerinde Bacteriodes Fragilis denen bir ortak bağırsak bakterisi normal farelere göre çok düşük seviyededir. Bu hayvanlar ayrıca otizmde sıklıkla görülen sindirim sistemi semptomlarına sahip, antisosyal ve streslidirler. Fareleri Bacteriodes Fragilis ile beslemek ise semptomları tersine çevirdi. Grup ayrıca bu semptomlara sahip olan farelerin kanlarında 4EPS denilen bakteriyel metabolitin daha yüksek seviyelerde olduğunu ve bunun normal farelere enjeksiyonunun aynı davranışsal problemlere neden olduğunu buldu.

Bu etkilerin mekanizması hala net değildir. Toplantıda Mazmanian, 4EPS ile beslenen farelerde davranışsal problemlerin sadece bağırsakları sızdıran farelerde gösterildiğini, çünkü muhtemelen vücudun kimyasalı bağırsak duvarı boyunca sızdırdığına izin verdiğini sundu. Bu gözlem otizmli kişilerin daha karmaşık ve ulaşılamaz bir organ olan beyin yerine bağırsağı hedef alan probiyotik gibi terapilerle desteklenmesi olasılığını artırdı.

Araştırmalarda ön planda olan kişiler bile hala bulguların inşalar için tedaviye dönüşeceğine şüpheyle yaklaşıyor. Mazmanian probiyotiklerin insan davranışları üzerindeki etkilerinin dair kanıtların çok az olduğunu kabul ediyor ve hala giderek artan sayıdaki araştırmacı mikrobiyal bir mercekle bazı zihinsel hastalıklara bakmaya başladığını söylüyor.

Temel araştırmalar için de çıkarımlar mevcut. Toplantıda sunulan diğer çalışmada Missouri Üniversitesinde veteriner olan Catherine Hagan farklı satıcılardan aldığı aynı genetik yapıdaki farelerin bağırsak bakterilerini karşılaştırdı. Onların mikrobiyomları geniş ölçüde farklılık gösteriyordu. Bar Harbor’daki Jackson Laboratuvarından farelerin, İndiana’daki Harlan laboratuvarındaki farelerden daha az bağırsak bakterisi türüne sahip olduğunu buldu. ‘Böyle farklılıklar başka laboratuvarların deneylerinin yeniden tekrarlamak isteyen araştırmacılar için büyük bir zorluk oluşturabilir’ diyor Hagan.

Onun takımı Harlan’ın dişi farelerinden Jackson’un dişi farelerine bakteri transplate ettiğinde bu hayvanlar daha az endişelendiler ve kanda daha az stresle ilişkili kimyasal seviyesine sahip oldular. Hagan, Laboratuvarlarda in vitro fertilizasyonla yapılan bir fare vekil annesinden alabileceği mikropların genetik annesininkinden çok farklı olabileceğini belirtti. Eğer biz araştırma için hayvanları öldüreceksek hayvanların hangi modelleme yaptıklarından emin olmalıyız dedi.

 

ÇEVİRİ

Yazar: Sara Reardon

Çeviren: Nurullah

Orijinal Metin (12 Kasım 2014)

Yukarı Çık