Parlak Jurnal http://parlakjurnal.com Kişisel Blog Tadında Çok Yazarlı Blog Sat, 16 Dec 2017 05:30:10 +0000 tr-TR hourly 1 https://wordpress.org/?v=4.9.1 https://i0.wp.com/parlakjurnal.com/wp-content/uploads/2017/07/faviconparlakjurnal.png?fit=32%2C32 Parlak Jurnal http://parlakjurnal.com 32 32 115582549 Gurbetten İzlenimler http://parlakjurnal.com/gurbetten-izlenimler/ http://parlakjurnal.com/gurbetten-izlenimler/#respond Sat, 16 Dec 2017 05:30:10 +0000 http://parlakjurnal.com/?p=4738 Parlak Jurnal
Parlak Jurnal - Kişisel Blog Tadında Çok Yazarlı Blog

Günler, saatler, saniyeler… Sadece üç saat sonra bambaşka bir dünyada buldum kendimi. Havası başka, suyu başka, dili başka… Üç bin kilometre ve üç saat sonra sanki yeniden doğan bir bebek cahilliğinde gözlerimi açtım bu dünyaya. Öyle yabancı, öyle tecrübesiz. Sözün kıymetini anladım sonra anlamanın ve anlaşılmanın kıymetini. İlk kez dünyaya yukardan baktım saatler boyunca. Küçüldü…

Gurbetten İzlenimler
Fatma Kübra

]]>
Parlak Jurnal
Parlak Jurnal - Kişisel Blog Tadında Çok Yazarlı Blog

Günler, saatler, saniyeler…

Sadece üç saat sonra bambaşka bir dünyada buldum kendimi. Havası başka, suyu başka, dili başka…

Üç bin kilometre ve üç saat sonra sanki yeniden doğan bir bebek cahilliğinde gözlerimi açtım bu dünyaya. Öyle yabancı, öyle tecrübesiz. Sözün kıymetini anladım sonra anlamanın ve anlaşılmanın kıymetini. İlk kez dünyaya yukardan baktım saatler boyunca. Küçüldü herşey kayboldu, sadece bir silüetten ibaret kaldı karşımda. Biz çoğu zaman göremediğimiz bir nokta kadar bile değilmişiz bu dünyada, bizim dertlerimizse neredeyse hiç hükmü kadar küçük.

İnsan Fizyolojisi’ne aykırı bir şey ayaklarını yere basamamak. Gökyüzünde değişiyor her şey. Küçücük bir uçakta sıkışmışsın kocaman bir gökyüzüne ve sadece üç saat sonra ayakların bastığında yere sen artık herşeye yabancısın. İçinde heyecan ve korku birbirini kovalıyor. Yer bilmiyor, yol bilmiyorsun. Tanıdık yüzler gördükçe huzur dolmaya başlıyor içine. Adeta bir bebek gibi büyütmeye başlıyorlar sonra seni, bir bebek saflığında hissediyorsun kendini. Böyle suçsuz gibi. İyiliği bilmiyor ama kötülük de yapamıyorsun. Tüm kötüleri saflaştırmak için ayırsak ülkelerinden başka ülkelerde bir bebek saflığında doğarlar mı dersiniz. Yoksa kötü her yerde kötü müdür?

Gülümsemenin evrenselliğini tanıdım bir de. Güneşi özledim ilk andan. Bize çoğu zaman nimet, rahmet gibi gelen yağmur burada adeta bir eziyet. Çoğu zaman siz var etrafta içinin aydılanmasına müsade etmek istemezcesine. Karanlıktan karanlık doğuyor sanki.

Burada karanlık dışarda,bizde ise içerde. Huzursuz,mutsuz, umutsuz ve sevgisiz insanlar olduk. Böylece tüketiyoruz günlerimizi, böylece büyütüyoruz karanlığımızı.Ruhumuzdaki dişliler tam işlemiyor, bozulmuş düzelemiyor(düzelmiyor).

İnsan hayal bile edemeyeceği şeylerler karşı karşı kalabiliyor bazen. Mesela ben bu yazıyı Dortmund’da bir üniversitenin Ekonomi Fakültesi’nin dersinde yazıyorum. Bu kadar uzaklıkta bile bana en yakın olan yine kağıt yine kalem. (S)özümden anlayan, döktüklerimi toplayan yalnız kalem. Kalem kağıt üzerinde kaydıkça, doldukça sayfadaki beyazlık ferahlıyor sanki içim.

Nasıl hayal edebilirdimki Afganistan’lı bir arkadaşımdan öğrendiğim cümleleri burada tanıştığım bir İranlı ile konuşacağımı. Yirmi yaşındayım belki ama sanki burda yeni bitti çocukluğum, şimdi anladım bizi asıl büyütenin ne olduğunu. Öyle kıymetli ve değerli hissediyorum ki kendimi. Herkes geliyor ziyarete Türkiye’den misafir gelmiş diye. Bu gurbette bir tanıdık yüz bir tanıdık koku için. Çünkü ben sadece bir misafir değilim onlara. Memleketim, vatanım, toprağım…

Özlem öyle bir yakmış ki yüreklerini isterlerse dünyalara değecek kadar paraları olsun yine de hep bir şeyler eksik. İyiki gelmişim buralara, iyiki görmüşüm, anlamışım onların özlemlerini. İyiki keşfetmişim kendimden farklı dünyaların da olduğunu. Soğuğunu,yağmurunu, yemeğini, zorluğunu… Uzaktan anlayamıyormuş insan ne kadar çok uğraşsa bile. Gezmek de çok şey katıyormuş insana okumak kadar. Ama okuyarak gezmenin tadı bambaşka oluyormuş.

04.12.2017 / DORTMUND

Gurbetten İzlenimler
Fatma Kübra

]]>
http://parlakjurnal.com/gurbetten-izlenimler/feed/ 0 4738
Bitcoin – ฿ – BTC http://parlakjurnal.com/bitcoin/ http://parlakjurnal.com/bitcoin/#respond Fri, 15 Dec 2017 05:30:28 +0000 http://parlakjurnal.com/?p=4729 Parlak Jurnal
Parlak Jurnal - Kişisel Blog Tadında Çok Yazarlı Blog

Bitcoin: Herhangi bir resmi kurumla ya da merkez bankasıyla bağlantısı olmayan sanal kripto para birimidir. Sembolü ฿ – kısaltması BTC ‘dir. Virgülden sonra 100 milyonuncu basamağa kadar birimlere ayrılır. Bitcoin ağı 3 Ocak 2009’ da hayata geçti. İlk zamanlarda genel olarak sabit ilerleyen değeri, son zamanlarda gördüğü ilgi üzerine katlanarak arttı. Kripto (şifreli) para: İnternet aracılığıyla…

Bitcoin – ฿ – BTC
Yasin

]]>
Parlak Jurnal
Parlak Jurnal - Kişisel Blog Tadında Çok Yazarlı Blog

Bitcoin: Herhangi bir resmi kurumla ya da merkez bankasıyla bağlantısı olmayan sanal kripto para birimidir. Sembolü ฿ – kısaltması BTC ‘dir. Virgülden sonra 100 milyonuncu basamağa kadar birimlere ayrılır.

Bitcoin ağı 3 Ocak 2009’ da hayata geçti. İlk zamanlarda genel olarak sabit ilerleyen değeri, son zamanlarda gördüğü ilgi üzerine katlanarak arttı.

Kripto (şifreli) para: İnternet aracılığıyla kullanılan, hiçbir merkezi otoriteye ya da aracı kuruma bağlı olmayan, sanal para birimini ifade ediyor. Piyasada bugün itibariyle binden fazla kripto para çeşidi var. Bu paraların bazıları şunlar: Bitcoin. Ethereum, Ripple, Litecoin, Dash, Monero, Neo, Nem.

Kripto paraların ilk ortaya çıkanı ve halen en çok ilgi odağında olanı Bitcoin’dir. Bitcoin 21 milyon adetle sınırlandırılmış bulunuyor. Yani 21 milyonuncu Bitcoin üretildikten sonra bir daha üretim olmayacak. Ve gün geçtikçe Bitcoin üretilmesi zorlaşıyor. Bugüne kadar 16.7 milyon küsur Bitcoin üretildi. Aslına bakarsak yatırım yapmak için gelenlerin birçoğunu cezbeden şey Bitcoin’in belirli bir sayıda olacak olması. Yani az olduğu için değerli olanın, çoğuna sahip olmayı istemek de diyebiliriz. İşte tam da bu yüzden gündem oldu ve gündem oldukça insanların ilgisini çekti. İnsanların ilgisini çektikçe de daha çok değerlendi.

Değerinin yükselmesinin bir başka nedeni: Kimlik bilgilerinin gizliliği, bir otoritenin denetimi altında bulunmayışı, sistemi, her türlü yasa dışı finansal transfer konusuna açık hale getiriyor. Bu çerçevede kripto paralar her türlü gizli işlemde, kazançların vergi dışına çıkarılmasında ve hatta kara para ilişkilerinde kullanılan bir ödeme aracı haline gelebiliyor ve bu işlemlere talep arttıkça kripto paraların sınırlı sayıda olması nedeniyle değerleri yükseliyor.

 Peki neden kripto para deniyor: Kripto paralar ancak belirli şifreler kullanılarak yerleştirildiği sanal cüzdanlardan yine şifreler aracılığıyla çıkarılıp kullanılabildiği için bu adı taşıyorlar.

*Kripto paraların değerli madenler gibi maden değerinden ya da kâğıt para gibi devlet itibarından kaynaklanan bir değeri yok. Değeri piyasada anlık olarak arz ve talep koşullarına göre belirleniyor.

Yeni Bitcoin’lerin dolaşıma katılması: Yeni Bitcoin’lerin dolaşıma girebilmesi için 16 haneli bir şifreyi çözmek gerekiyor. Bu şifreyi çözmek oldukça profesyonel bilgi ve teknik donanım gerektiriyor. Şifreyi çözen kişi 12,5 adet Bitcoin kazanıyor. Sistem üretilen Bitcoin sayısıyla ilişkili olarak verilen ödülü düşürmek üzerine kurulu. (50, 25, 12.5,…Yani sonlara yaklaştıkça işler zorlaşıyor.

 

Ya iyi güzel anlatıyorsun da bu iş bu kadar güvenli mi diye sorarsanız: İşte asıl sorulması gereken soru budur. Güvenli mi? Çoğu yerde de belirtildiği gibi bir merkeze bağlı değil. Bunun da ötesinde sanal ortamda olduğu için her türlü sanal saldırıya de uğrama ihtimali var. Açık ve geliştirilebilir kaynak olması ve istenilen kişi tarafından verilerin depolanması gibi iyi tarafları olsa da bir yatırım aracı olarak hala güvenli demek güç olsa gerek. Çünkü hak kaybı veya herhangi bir adaletsizlikte başvuracağınız herhangi adli bir mercii yok.

Bana sorarsanız sanal paralar konusunda gerekli bilgi ve donanıma sahip olmadan bir maceraya girişmeyin. Çünkü eğer kripto paraları nasıl kullanacağınızı tam olarak bilmiyorsanız, sizin yatırdığınız paralar bu işi bilenlere ve büyük finansmanlara para kazandırmaktan başka işe yaramayabilir. Peki, kısa ve uzun vadede para kazanmak mümkün değil mi? Elbette mümkün ama kaybettiğiniz takdirde dert yanacağınız birisini bulmanız zor gibi. Bitcoin, altcoinler ve sanal para birimleri belki geleceğimiz, belki de büyük finansmanlar tarafından kurulan bir para tuzağı. Her ne olursa olsun çok okumak gerekir. Eğer okumaz da kaybedersek tamamen kaybederiz, eğer okur da kaybedersek bir şeyler kazanmış oluruz. O yüzden naçizane tavsiyem: Bu sanal paralara ilgisi olanlar bol bol okusun, hatta her şeyi okusun.

*Bu videoda Barış Özcan, bitcoin’in teknolojiyle ilgili olan kısmından bahsetmiş. Çok açıklayıcı ve sade olan bu video kafanızdaki diğer soru işaretlerini de aydınlığa kavuşturacaktır. Evet, böyle bir elektronik paranın değer kazanması gündemdeyken, bu sanal paranın arkasında yatan teknolojinin de ilerde hayatımızın neresinde olacağı merak konusu. Bu video burada yazanlardan daha çok açıklayıcı olur diye düşünüyorum. Dikkatle izlemenizi şiddetle tavsiye ediyorum.

Meraklısına:

Bitcoin’in gündeme gelmesi akıllara saadet zinciri veya titan saadet zinciri adıyla bilinen, zamanında Türkiye de gündem olmuş dolandırıcılık sistemini hatırlatmıştır. Ben de yakın zamanda bu sisteme benzer biraz daha farklı bir sisteme rast gelmiştim. O yüzden Türkiye de saadet zinciri adıyla bilinen bu sistemi okumak, bilmek ilerde işimize yarar diye düşünüyorum.

Titan Saadet Zinciri: 1990’lı yıllarda varlık göstermiş ve Ponzi oyunu olarak da bilinen bir dolandırıcılık sistemi üzerine kurulu bir gruptur. Bir katılım ücreti karşılığında üyelerine kısa vadede son derece yüksek kâr oranları sunan Titan Saadet Zinciri, katılımcılarına zincire dahil ettikleri her yeni üye için de belirli miktarda prim ödemeleri de vadetmiştir. Her yeni üye tarafından ödenen katılım ücreti, bahsedilen kısa vadeli ve yüksek kâr oranlı kazanç olarak daha önceki üyeleri ödenerek “zincir” ayakta tutulmuştur. Zincire katılım ücreti 2400 Alman Markı’ydı.

Ponzi oyunu: Yatırımcılara kendi paralarından geri dönenle veya sonraki yatırımcılardan gelen paralarla ödemenin yapıldığı bir dolandırıcılık yöntemidir. İktisadi olarak iyi konumda olan bir ülkede faiz oranları oldukça düşüktür. Bu bir nedenle fona ihtiyacı olan kişiler için ucuz borçlanma demek olduğu kadar birikimlerini değerlendirmek için faiz geliri talep edenler için de düşük kazanç demektir. İşte bu noktada kişi, finansal kurumların vaadettiğinden daha fazla faiz getirisi önererek yatırımcı kazanmaya çalışır. Örneğin ülkedeki faiz oranı %3 ise Ponzi Oyunu oynayan kişi yatırımcılara %10 faiz önerir. Ardından %10 faiz getirisi vaadettiği kişilerin parasını ödemek için yeni yatırımcılara %11 faiz önerir. Aynı şekilde %11 faiz önerdiği kişilerin parasını ödemek için yatırımcılara daha yüksek faiz önerir. Bu döngü sayesinde -ülkede finansal istikrar sürdüğü sürece- hem oyunu oynayan kişi hem de yatırımcılar kazanmış olur.

Tarihte bilinen ilk ponzi oyunu, bu sisteme adını veren Charles Ponzi tarafından 1920 yılında gerçekleştirilmiştir. Ponzi, bu oyun sayesinde kısa sürece 10.000 yatırımcıyı posta pullarını kullanarak bir arbitraj karı elde ettiğine inandırmış; ancak aslında ortada olmayan bu karlar nedeniyle oyun daha fazla sürdürülememiş ve sistem kısa sürede çökmüştür.

Türkiye’de saadet ve titan zinciri adıyla bilinen yöntemler ponzi oyununa örnek olarak verilebilir.

Ponzi oyunu endişeleri: Gazeteciler, ekonomistler ve Estonya merkez bankası, bitcoin’in Ponzi oyunu olduğuna dair endişeler dile getirdi. Chicago Üniversitesi’nde hukuk profesörü olan Eric Posner, 2013’te “gerçek bir ponzi oyunu sahtekarlıktır, bitcoin ise aksine kolektif bir sanrılığa benzer” dedi”. 2014’te hem Dünya Bankası hem de İsviçre Federal Konseyi tarafından hazırlanan raporlar bitcoin ve ponzi oyunu üzerine olan endişeleri inceledi ve bitcoin’in Ponzi oyunu olmadığı sonucuna vardı.

Not: Bu yazıyı yazarken elimden geldiğince farklı kişilerin yazdığı yazıları okudum. Sanal paralar üzerine birçok kurgu var. Yüzlerce gerçek varken, binlerce yalan var. Bu yazıyı yazdığımda amacım, kısaca sanal paralar hakkında bilgi vermek ve ilgilisine araştırma yapmayı özendirmekti. O yüzden bu işi ehline sormak en iyisi diyerek yazıyı sonlandırayım. Umarım faydalı olmuştur.

Kaynakça:

http://www.wikizero.org/index.php?q=aHR0cHM6Ly90ci53aWtpcGVkaWEub3JnL3dpa2kvQml0Y29pbg

http://www.wikizero.org/index.php?q=aHR0cHM6Ly90ci53aWtpcGVkaWEub3JnL3dpa2kvUG9uemlfb3l1bnU

http://www.mahfiegilmez.com/2017/11/kripto-paralar-bitcoin-ve-blockchain.html

https://www.btcturk.com/

http://www.wikizero.org/index.php?q=aHR0cHM6Ly90ci53aWtpcGVkaWEub3JnL3dpa2kvVGl0YW5fc2FhZGV0X3ppbmNpcmk

https://www.doviz.com/bitcoin

Bitcoin – ฿ – BTC
Yasin

]]>
http://parlakjurnal.com/bitcoin/feed/ 0 4729
Yapay Zeka ve Askeriye http://parlakjurnal.com/yapay-zeka-askeriye/ http://parlakjurnal.com/yapay-zeka-askeriye/#respond Thu, 14 Dec 2017 05:30:05 +0000 http://parlakjurnal.com/?p=4724 Parlak Jurnal
Parlak Jurnal - Kişisel Blog Tadında Çok Yazarlı Blog

Amerika Birleşik Devletleri Savunma Bakanlığı (DoD) yapay zeka (Artificial Intelligence-AI) ile giderek daha fazla ilgileniyor. Savunma Bakanı James Mattis; Amazon, Google ve diğer Silikon Vadisi şirketlerine yaptığı son geziden sonra yapay zekanın “Savunma Bakanlığı ile daha iyi entegre olması” gerektiğini belirtti. Yapay zeka kavramından neyi kastediyoruz? Özellikle, “derin öğrenme” ne anlama geliyor? Yapay zeka kullanımının…

Yapay Zeka ve Askeriye
Nihat

]]>
Parlak Jurnal
Parlak Jurnal - Kişisel Blog Tadında Çok Yazarlı Blog

Amerika Birleşik Devletleri Savunma Bakanlığı (DoD) yapay zeka (Artificial Intelligence-AI) ile giderek daha fazla ilgileniyor. Savunma Bakanı James Mattis; Amazon, Google ve diğer Silikon Vadisi şirketlerine yaptığı son geziden sonra yapay zekanın “Savunma Bakanlığı ile daha iyi entegre olması” gerektiğini belirtti. Yapay zeka kavramından neyi kastediyoruz? Özellikle, “derin öğrenme” ne anlama geliyor? Yapay zeka kullanımının avantajları, dezavantajları ve riskleri nelerdir? Yapay zeka için fazadan potansiyel askeri uygulamalar neler olabilir?

Yapay Zeka (AI) Nedir?

Yapay Zeka (AI) çok az anlaşılmış bir kavramdır çünkü tanımı sürekli olarak gelişmektedir. Önceden insanlar tarafından yapılabileceği düşünülen şeylerin bilgisayarlar tarafından da yapılması, akıllı kavramının algısını olumlu yönde değiştiriyor. Son zamanlarda, yapay zeka alanındaki en gelişimsel alanlardan birisi de yazılımların kendi kendine düşünebilmesi ve öğrenebilmesini içeren teknolojilerdir. Bu alan hızla ilerliyor ve daha da hızlanacak gibi görünüyor. Aynı zamanda kural tabanlı yaklaşımlar kullanılan “eski tip” yapay zeka yazılımlarından da vazgeçiliyor. Önümüzdeki on yıllar içerisinde; kendini eğitebilecek, öğrenebilecek ve bağımsız bir şekilde düşünebilecek yapay zeka sistemleri muhtemelen yapay zeka alanına egemen olacaktır. Bu ise bizi, son yıllarda muazzam adımlar atmış ve heyecan yaratan bir alana yani derin öğrenmeye (deep learning) getiriyor.

Derin Öğrenme (Deep Learning) Nedir?

basit sinir ağları ve derin öğrenme sinir ağları

Derin öğrenme kavramı, Yapay Sinir Ağları-YSA (Artificial Neural Networks) ile öğrenme için güçlü bir tekniktir. Yapay sinir ağları, memeli serebral korteksinin nöronal yapısı üzerinden gevşek şekilde modellenen bir yazılımdır. AlphaGo gibi yapay sinir ağları, sanki bir lazer gibi tek bir şey üzerine odaklandıklarından dolayı çok daha basittirler. İşleme birimleri (düğüm-node olarak anılır) katmanlar halinde düzenlenmiştir: giriş, gizli ve çıktı. Giriş katmanları kabaca retinadaki fotoreseptörlere karşılık gelir. Gizli katmanlar, retinadaki sinyalleri işleyen ve bu sinyalleri görsel(vizüel) kortekse ileten nöronlara benzemektedir. Çıktı katmanları ise görsel(vizüel) kortekse karşılık gelir. Basit yapay sinir ağlarının tek bir gizli katmanı olur. İki ya da daha fazla gizli katmana sahip yapay sinir ağları derin öğrenme kapasitesine sahiptir. Bu gibi yapay sinir ağları, sadece bir adet gizli katmanı olanlara göre çok daha kompleks verileri işleyebilir. Derin öğrenme şu anda resim, ses tanıma ve doğal dil işleme (NLP) gibi sorunlara en iyi çözümleri sunuyor. Derin öğrenmenin püf noktası, YSA’ları eğitmek amacıyla yüksek kaliteli ve geniş veri setlerine erişimdir. Veri yoksa (derin) öğrenme de yoktur.

(A) İnsan nöronu; (B) yapay nöron ya da gizli birim; (C) biyolojik sinaps; (D) Yapay Sinir Ağı sinapsları. (Dipnot*)

Yapay Zeka Kullanımının Avantajları, Dezavantajları ve Riskleri Nelerdir?

“Yazılım dünyayı yiyor – software is eating the world” tabiri, sıradan yahut iyi yapılandırılmış görevleri üstlenmek için giderek yaygınlaşan yazılım kullanımını anlatabilmek için 2011 yılında ortaya atıldı. 2016 yılında ise “Yapay zeka, yazılımı yiyor” tabiri ortaya çıktı. Yapay zeka sistemlerinin kendilerinin de bir yazılım olduğunu kabul edersek, “donmuş yazılım – frozen software” kavramını açıklamayı tercih ederiz. Donmuş yazılımlar, kendi kendine öğrenemez ve sadece güncelleştirmeler vasıtasıyla geliştirilebilirler. Vergi hazırlama yazılımı, klasik bir donmuş yazılım örneğidir ki bu yazılım kullanılarak kendi performansını düzeltemez. İşte yapay zeka, şuanda bir donmuş yazılım olan vergi hazırlama yazılımını yiyor.

Yapay zekanın açık bir avantajı, donmuş yazılımın yapamayacağı şekilde öğrenme ve gelişme yeteneğidir. Kural tabanlı donmuş yazılımlar, onu geliştirmek için kullanan insan bilgisiyle sınırlıdır. Örneğin, büyük satranç oyuncusu Gary Kasparov’u konu uzmanı olarak kullanan ilkel bir satranç programı geliştirilmişti. Program iyiydi fakat Gary Kasparov kadar iyi değildi; Gary Kasparov, kendisini büyük kılan her şeyi yazılıma aktaramadı. Buna karşılık olarak AlphaGo ise sayısız Go oyununu kendi versiyonlarına ve yetenekli insan oyunculara karşı oynayarak öğrendi. Bunu yaparken, AlphaGo, Go oyununda dünyanın en önemli oyuncusu haline geldi ve bu oyuna giren insanların bilgi birikimlerini aştı. Ek not olarak, AlphoGo’ya karşı düzenli bir şekilde oynayan insanlar kendi yeteneklerini geliştirdiler, bundan dolayı insan eğitimi üzerine etkileri de vardır.

Yapay zekanın öğrenmesinin açık bir dezavantajı da onun sadece aldığı veri kadar iyi öğrenebilmesidir. Bir takım sohbet botları “zehirli” girdiler içeren insanlar yahut diğer sohbet botlarıyla etkileşime girdikten sonra istenmeyen cinsiyetçi, ırkçı ve hatta Mein Kampf(Kavgam) alıntıları içeren davranışlar geliştirdi. Başka olarak yapay zekalar, bir çok görev için yüksek seviyede bağlamsal bilgi gerektiren görevlere hala hazır değildir. Son olarak, yapay zeka için bir başka risk ise onun opak olmasıdır yani ceza hukuku gibi belirli alanlarda insanları tereddüt ettirmektedir.

Askeriye İçin Potansiyel Uygulamaları Nelerdir?

Askeriye için bir çok yapay zeka uygulaması var. Dondurulmuş yazılımlar yerine bu sistemleri koymak, belirli süreler içerisinde yenilenmesi gerekmeyen ve daha düşük maliyetle birlikte daha çevik sistemler oluşturmak için geniş bir potansiyel yaratır. Yapay zeka, eğitim sistemlerinde de kullanılabilir. Örneğin, savaş pilotlarının eğitimi amacıyla tahmin edilemeyen ve uyarlanabilir düşmanlar sağlayabilir. Bilgisayar açısından, yazılımların fotoğraf ve videoları anlayabilme yetenekleri, “yaşam şekli” gözetimi ve gözetleme sistemlerinin dağlar kadar ortaya çıkan verilerini işlemede büyük olçüde yardımcı olabilir. Çin de dahil olmak üzere, yüz tanıma yapay zeka sistemleri hızla gelişiyor. Arttırılmış gerçeklik, kompleks işlerde “yetenek eksikliklerini” kapatmak için kullanılabilir; şuanda uluslararası havayolları tarafından kullanılmaktadır. Amazon’un Alexa gibi sitemleri tarafından kullanılan doğal dil işleme (NLP) sayesinde sistemler insanlarla doğal dil kullanarak etkileşim kurar. Doğal dil işleme, sistemlerin klavye kullanmadan sipariş almasına olanak sağlayabilir. NLP ayrıca belgeleri tercüme edebilir ve gelecekte bir çevirmen gibi hizmet edebilir.

Öteki önerilen uygulamalar şunları içerebilir: yapay zekaları lojistik zorlukları çözmek için kullanmak; savaş oyunlarını desteklemek; savaşta insansız operasyonları otomatikleştirmek; silah geliştirilmesinin ve optimizasyonunun hızlandırılması ve hedefleri tanıyabilmek (ayrıca savaşçı olmayanları da)

Lakin, yapay zekanın askeri alanda benimsenmesinin de bir takım sonuçları vardır. Askeriyenin mevcut doğrulama ve onaylama işlemleri donmuş yazılımlar içindir ve bu öğrenen yapay zekalar için uygun değildir. Olasılıkla düşmanlardan gelecek olan kusurlu veriler, ölümcül sonuçlar ortaya çıkarabilir. Ayrıca anlaşılamayan bir sisteme de güvenmek zordur. Son olarak, veriler kritiktir çünkü yapay zekanın başarısı kritik olarak verilere bağlıdır.

Çeviri

Yazar: Robert Button

Çeviren: Nihat

Orjinal Metin (07/09/2017)

Dipnot*: Görsel şu makaleden alınmıştır; Vinícius Gonçalves Maltarollo, Káthia Maria Honório and Albérico Borges Ferreira da Silva (2013). Applications of Artificial Neural Networks in Chemical Problems, Figure 1.

Yapay Zeka ve Askeriye
Nihat

]]>
http://parlakjurnal.com/yapay-zeka-askeriye/feed/ 0 4724
Ermişler Ya Da Günahkarlar – İzmir Devlet Tiyatrosu http://parlakjurnal.com/ermisler-ya-da-gunahkarlar-izmir-devlet-tiyatrosu/ http://parlakjurnal.com/ermisler-ya-da-gunahkarlar-izmir-devlet-tiyatrosu/#respond Wed, 13 Dec 2017 05:30:43 +0000 http://parlakjurnal.com/?p=4714 Parlak Jurnal
Parlak Jurnal - Kişisel Blog Tadında Çok Yazarlı Blog

Ermişler Ya Da Günahkarlar, yazarın aklına düştüğü günden beri binlerce kez düşünüldü. Yüzlerce kez oynandı ve sorgulandı. Ülkemizde bile, farklı temsillerle yıllarca oynandı. İlk başta anlamadık gibi geldi. Ama sonra, anlaşılmaz olanın gerçeklerle kurgular arasındaki ayrım olduğunu fark ettik. Ve işte bunu fark ettiğimize sevindik. Sevindik ama hiçbir vakit neyin gerçek, neyin aklımızın bir oyunu…

Ermişler Ya Da Günahkarlar – İzmir Devlet Tiyatrosu
Yasin

]]>
Parlak Jurnal
Parlak Jurnal - Kişisel Blog Tadında Çok Yazarlı Blog

Ermişler Ya Da Günahkarlar, yazarın aklına düştüğü günden beri binlerce kez düşünüldü. Yüzlerce kez oynandı ve sorgulandı. Ülkemizde bile, farklı temsillerle yıllarca oynandı. İlk başta anlamadık gibi geldi. Ama sonra, anlaşılmaz olanın gerçeklerle kurgular arasındaki ayrım olduğunu fark ettik. Ve işte bunu fark ettiğimize sevindik. Sevindik ama hiçbir vakit neyin gerçek, neyin aklımızın bir oyunu olduğunu bilemedik. İşte bu yazı, bu bilinmezlik üzerine, bilinmez ama meraklı duygularla yazıldı. Kim bilir okuduğunuz bu yazı da belki bizim kurgumuzdur.

Yazan: Anthony Horowitz

Çeviren: Zeynep Avcı

Yöneten: Barış Erdenk

Ermişler Ya Da Günahkarlar; 1 perde ve 1 saat 5 dakika uzunluğunda.

Genel olarak:

Oyunumuz çok kısa olduğu için seyirciye verilmesi gereken ön bilgi hızlıca veriliyor. Seyircinin de en çok oyuna giriş kısımlarında sıkıldığını düşünerek söylemek gerekirse: Bu oyunda sıkılma olasılığınız çok düşük. Zaten olayları çözmeye başladıktan sonra zaman nasıl geçiyor hiç fark edilmiyor. Ufak ayrıntılar bile ilerde oyuna renk katıyor. Ben şahsen gözlerimi mümkün olduğunca az kırparak izledim.

Dekor ışık ve kostüm tasarımı: Kostümler gayet güzeldi. Yerinde ve samimi bir dekor düşünülmüş. Işıksa, seyirciyi kurguya daha çok dahil etmek amacıyla sade bir şekilde tasarlanmış.

Oyunculuk: Bir adamın masum olduğuna inandıktan sonra, onun yapacağı en ufak kötülüğün etkisi elbette tarif edilemez. Bu konuda beni inandıran Tamer Yılmaz’a teşekkür ederim. Ayrıca Cemalettin Çekmece ve Canan Erener Şen’e de temiz oyunculuklarından ötürü teşekkür ederim. Ayrıca ne zaman böyle tek parça, temiz bir oyun izlesem aklıma yönetmen gelir. Bu konuda Barış Erdenk’e de teşekkürlerimi borç bilirim. Bir oyun bu kadar kişiyle mi sahnelenir diyenlere: Son olarak, gerek sahne arkasında gerekse tasarımda emeği geçen herkesin yüreğine sağlık…

Ermişler Ya Da Günahkarlar ve Zindan Adası

Oyunun ilk başlarında pek anlayamasamda, olayları çözmeye başlar başlamaz aklıma ilk olarak Leonardo DiCaprio ve Mark Ruffalo’nun oynadığı 2009 yılı yapımı Shutter Island filmi geldi. Zindan Adası’nı izleyenlerin kesinlikle bir şekilde gitmelerini tavsiye ederim. Şimdi sonu nasıl bitiyor diye merak edenler olacaktır. Ee o zaman ne diyoruz? Merak eden elbet bilet bulur efenim. 😀

Oyun Ekibi:

DEKOR TASARIMI

EMRE SATI

KOSTÜM TASARIMI

MEDİNA YAVUZ

IŞIK TASARIMI

ZEYNEL IŞIK

MÜZİK

ORHAN ENES KUZU

HAREKET DÜZENİ

SİBEL ERDENK

SAHNE AMİRİ

NURHAN GÜNCAN

MÜJDE BİLİR

KONDÜVİT

ARİF ALPA

IŞIK KUMANDA

FUAT FIRAT

ÇAĞLAR AYTAÇ

SUFLÖZ

AYŞE ŞENOĞLU

DEKOR SORUMLULARI

CAN ÖZEL

CEYHUN AKÇELTİK

AKSESUAR SORUMLUSU

İSMAİL OKTAY

KADIN TERZİ

NAHİLE ÜLGER

ERKEK TERZİ

İLKER KORKMAZ

PERUKA

TALAT APAYDIN

OYUNCULAR

CEMALETTİN ÇEKMECE

TAMER YILMAZ

CANAN ERENER ŞEN

Kaynakça:

http://www.wikizero.org/index.php?q=aHR0cHM6Ly90ci53aWtpcGVkaWEub3JnL3dpa2kvWmluZGFuX0FkYXPEsQ

http://www.devtiyatro.gov.tr/programlar-sehirler-ankara-detay-ermisler-yada-gunahkarlar8.html

Ermişler Ya Da Günahkarlar – İzmir Devlet Tiyatrosu
Yasin

]]>
http://parlakjurnal.com/ermisler-ya-da-gunahkarlar-izmir-devlet-tiyatrosu/feed/ 0 4714
Kanaviçemde Çeşm-i Terim http://parlakjurnal.com/kanavicemde-cesm-i-terim/ http://parlakjurnal.com/kanavicemde-cesm-i-terim/#respond Tue, 12 Dec 2017 05:30:55 +0000 http://parlakjurnal.com/?p=4707 Parlak Jurnal
Parlak Jurnal - Kişisel Blog Tadında Çok Yazarlı Blog

“Durgun bir deniz gibi durur göğsünde fırtınalar patlayamaz çeyizlenir hüznün kanaviçesinde”* Acıyı nakış nakış işler, gecenin zifiri karanlığına rağmen bir mum yakar ve devam ederdi kanaviçesine. Sonsuz tutam umut, özgürlük, mutluluk, neşe, sevinç ve hayal serperdi kanaviçesine; acının kokusunu bastırmak istercesine! Görünürde bir güldü işlediği ama ardına baksanız ağlayan iki çift göz ve sessizce düşen…

Kanaviçemde Çeşm-i Terim
Konuk Yazar

]]>
Parlak Jurnal
Parlak Jurnal - Kişisel Blog Tadında Çok Yazarlı Blog

“Durgun bir deniz gibi

durur göğsünde fırtınalar

patlayamaz

çeyizlenir hüznün kanaviçesinde”*

Acıyı nakış nakış işler, gecenin zifiri karanlığına rağmen bir mum yakar ve devam ederdi kanaviçesine. Sonsuz tutam umut, özgürlük, mutluluk, neşe, sevinç ve hayal serperdi kanaviçesine; acının kokusunu bastırmak istercesine! Görünürde bir güldü işlediği ama ardına baksanız ağlayan iki çift göz ve sessizce düşen tek bir damla. Böyleydi galiba acının gözyaşı; dışa akıtamadığın içinde de durduramadığın… Ve sanki açsan içini, salsan gözyaşlarını tüm şehir sular altında kalacak gibi. Bırakmıyorsun, sen sen olmaktan vazgeçmiyor “primum non nocere/önce zarar vermeme” ilkesini iliklerine kadar yaşıyor, yaşatıyorsun. Başkalarını üzmemek adına içine atıyorsun.

“Oyalı bir mendilin kanaviçesindeki

Sabrın kararttığı gül demetine

Usulca düşüyorsa bir damla gözyaşı

Gurbet mutlaka olacaktır.”*

demiş şair. Damlalar gurbetin habercisiydi demek ki. Demek ki gurbet vardı. Gurbetin ardından hasret, hüzün, melal, ayrılık ve hicran her biri aynı anda olmasa da bir bir düşecekti gönüle. Gönül gurbetle genişlerdi çünkü hepsini bir arada barındırmak için. Çünkü onlar kardeş duygulardı, biri nereye diğeri de oraya… İyi günde kötü günde… Hem ne de olsa mesele kötü günde bir olmak değil miydi? Lakin insan kolay kolay belli etmezdi bu hislerini. Ve insan belli etmese de onlar ele verirdi kendini; küçücük bir damla ile hem de. Usul usul akardı ya gözlerden yaş. Neden usul usul acaba dedim sonra kendime? Neden çağlayanlar gibi boşaltmaz içini? Neden hüngür hüngür ağlamaz ki? Çünkü akıl ile gönül arasında kalmış bir insan o. Ve çoğu zaman engellerdi gözyaşlarını uslu uslu durayım diye kendi usunu sustururdu. Akıl bırakmazdı ama gönlüne kalsa hıçkıra hıçkıra ağlardı ama şu an metin olmak gerekirdi. Fakat elbet bir gece o hüzünlü kalp de açardı sinesini kendine. Basardı bağrına kendini “Ağla!!!” derdi, “Ağla, susma! Dök içini, hafiflet yükünü!”.

Kanaviçe işliyordu;

Her bir iğne bağrına batıyordu da, çıkmıyordu sesi bir dış sükûnetle, bastıramadığı iç sesinin aksine.

Kan’av’içe işliyordu.

Sonra nedendir kelimenin hikâyesi canlandı zihninde. Yıllar önce duymuştu bu hikâyeyi. Nereden bilebilirdi ki bir vakit kendisinin de bu hikâyedeki bir ‘kahraman’ olacağını. Demek ki geçen yıllar sadece tozunu bırakmıyormuş arkada. Geçmişten geleceğe haber taşıyormuş, geçip gittiğini sandığımız o yıllar. Hikâye ise şöyleymiş; Bir avcıya yakalanmış ceylan, vurmuş avcı da. Acıtmış canını, akıtmış kanını ceylanın. Ama avcı ve etrafındakiler görmemiş akan kanı. Çünkü kan ceylanın içine içine akıyormuş ve o da izin vermiyormuş dışarı akmasına. Ne kadar acısa dahi canı yansıtmıyormuş dışa. Fakat vurulan yürekten damla damla da olsa sızıyormuş ya kan. Lakin yine görmüyormuş diğer insanlar. Çünkü alışmışlar birbirlerinin sadece iyi hallerini görmeye, iyi hallerinde yanında olmaya, yanlarındaymış gibi davranmaya! Hal böyle olunca, vurulanlar da alışmış acılarını içlerinde yaşamaya.

Kan’av’içe işliyordu.

Durmadan.

Ve durmadan düşünüyordu.

“Neden bu uğraşın adına kan’av’içe demiş acaba büyüklerimiz?” derken anımsamıştı çok iyi bildiği hikâyeyi. Döndü kendini yokladı. Avcı mı vurmuştu ki içi kan ağlıyordu? Demek öylesine parçalanmış ki içi, kelimeyi bu kez böyle görmüş gözden öte o dertli yürek. Oysa harfler hep aynı intizamla yan yana idi. O zaman neydi ki değişen? Bunu kabul etmek çok kolay olmasa gerek ama cevap apaçık ortada; değişen “Hayat”tı. Hayatın ta kendisiydi. Ve hayat, çoğu zaman sizin dışınızda gelişen olaylar bütününden ibarettir. Sizi sizden habersiz bir yerlere hazırlar, bir yerlere götürür. Değişen hayatlarla; duygular, değerler, bakış açıları ve en önemlileri “insan” ve “insanlık” da değişiyordu. Belki de insanlar değiştiği için hayat değişiyordu. Hatta belki değil öyleydi. Dönenler yüzündendi, yordam değiştiği için yol değişiyordu.

Kan’av’içe işliyordu.

Uğur böcekleri, yıldızlar, kelebekler, çiçekler…  Her biri rengârenk… Gön(ü)lün parmaklarından usulca dökülen renk renk hülyalardı onlar. Her biri bir simgeydi sanki. Tıpkı şu küçük(!) hikâyecikteki gibi:

Karanlık bir gün de bir babayı hapishaneye atarlar. Suçu nedir bilinmez bilmezler sadece alırlar atarlar içeri, ispatlanamaz suç, çünkü suçu yoktur babanın. Ama alınmıştır özgürlüğü elinden, ayrı düşmüştür sevdiklerinden. Masum ama masumluğunu kanıtlaması gerekiyordur onlara göre, eğer varsa bir suç, o suçun kanıtlanması gerekirken! Baba içeridedir, ailesi güya dışarıda. Baba perişan, anne perişan, evlatlar perişan…  Görüş izni vermezler. Dört duvar arasında baba 3 ay değil, 6 ay değil, 1 yıl geçirir baba. Dünyadaki hukuk örgütleri duruma daha fazla sessiz kalamaz ve nihayet konuya dikkat çekerler “Hiç değilse bir seferlik bir görüş günü düzenleyin de sevdiklerini görsünler.” derler. Bunu dahi çok görürler de vicdansızca. Sonra “Tamam!” der mazlumu gözetmeyenler bu sefer ne has ise. Ama herkese sadece bir kişi çağırma hakkı verirler ve sadece beş dakikadır süre. Aynı zamanda şair olan o baba da küçük kızını görmek ister. Çağırılacaklar listesine onun adını yazar. Küçük kızı annesi belirlenen günde ziyarete getirir. Kız babasına gelirken yanında onun için çizdiği resmi de getirir. Resimde dağlar, kuşlar, ağaçlar, çiçekler vardır. Gardiyan bakar resme “Hmm. Alamam bunu içeri! Kuş resmi yasak! İçeri kuş giremez!” der. Kalakalır resim orada. Küçük kız üzgün ağlaya ağlaya babanın yanına gider ve babasının karşısında da susmaz. Ve o beş dakika öyle ağlamakla geçer, Kız ağlar, baba ağlar. Ama o masum babanın masum kızı azimli ve kararlıdır, yılmaz ve bir yıl sonraki görüş için babasına yine resim çizer. Gardiyanın elinden bir hışımla aldığı resimle beraber babasının yanına koşan küçük kız, ağacın üzerindeki elmaları gösterir ve sessizce fısıldar babasına:

-Babacığım burada aslında kuş var, hani geçen yıl kuşlu resim çizdim diye resmimi içeri almadılar ya, ondan ben de elma çizdim bu sefer. Elmaların ardına sakladım kuşları babacığım. Hişş. Susalım kimse duymasın babacığım hem kuşlarımız uçup kaçmasın.” Çat pat böyledir hikâye.

İşlenen her bir kanaviçe de bu kadar masum bir gönül döküştü işte. Dökenin gönlü gibi bembeyaz tertemiz bir bez üzerine. Kişinin içinde kopan nice fırtınaların yansımasıydı o kanaviçeler. Ve içteki o fırtınalar kasırgaya dönüşmek yerine birer çiçek yıldız olarak yansıyordu. Çünkü sabırla beslerdi o gönlünü. Sabır ise mutluluklara iyiliklere güzelliklere gebeydi. Biliyordu, biliyorduk.

“Bitmez gibidir yalnızlığın gözyaşı

Dökülür bekleyişlerin oyalı mendiline”*

dese dahi şair, biter yalnızlık, biter gözyaşları elbet. Elbet masumiyet kazanır.

Bir de damlalar vardı ki onları ne bezlere işlemeye takat yeter ne de onlar orada durur. Tutamazlar damlaları, ne parmaklıklar ardında ne kâğıt parçalarında ne de bezlerde. Kayar gider gönül gözünden o iki damla yaş. Bardaktan boşanırcasına yağan yağmur bile temizleyemez şu kirli dünyayı, o iki damla yaş kadar.

İki damla yaş;

Düşer toprağa

Tutunur ağaca

Gider dala yaprağa

Sudur, buharlaşır!

Uçar göğe

Tekrardan yağar

damla damla.

Kanaviçe kadar

Narin gönüllere düşmek,

O gönüllere

Misafir olmak

İstercesine.

Konuk Yazar: HüMa

*Gurbet Mutlaka Olacaktır/ Ahmet Telli

Ocak 2016- Aralık 2017

Kanaviçemde Çeşm-i Terim
Konuk Yazar

]]>
http://parlakjurnal.com/kanavicemde-cesm-i-terim/feed/ 0 4707