Herkes Gibi Olma(ma)k
Hasan

Herkes Gibi Olma(ma)k

Farklılık…

Nedir farklılık? Var mı bilen, duyan? Var mıdır, yok mudur farklı olan?

Yoksa herkes aynı mı?

Bu sorular yazının başında sizleri felsefe gibi esasında çok sevdiğim ama insanların bilgeliğe ulaştığı için(!) üzerine konuşma ve tartışmayı abes gördüğü bir dersi hatırlatmış olabilir ama konumuz felsefe değil. Konumuz farklılık…

Farklılık insanın ta DNA diziliminden başlıyor biz henüz dünyada yokken. Doğuma kadar hepimiz milyarlarca insana benzememek için içten içe çırpınıyoruz aslında. Aman genetiğimiz farklı olsun aman gözlerimiz farklı olsun derken her birimiz ‘biricik’ olup doğuyoruz dünyaya.

Gelin görün ki herkes koruyamıyor bu ‘biricikliğini’. Zamanla birbirimize baktığımızdan mıdır bilmem, aynılaşıyoruz. Evet, herkes birbirine benzeme yarışına giriyor zamanla. Kimi özentilik, kimisi yozlaşma kimisi kültür kimi de gelenek vs derken bir bakıyoruz ‘Aynıyız’. Ee ne anladık doğuma kadar sürdürülen o farklılık çabasından?

Bir başka açıdan…

Henüz çocukken başlıyoruz öğrenmeye. Dikkat edin klişe şeyler öğretiliyor her bebeğe ilk defasında.

Hemen hemen aynı oyunlar ve oyuncaklar… Okulda ‘herkes geçmişten günümüze aynılaşınca’ aynı tip arkadaşlar ve arkadaşlıklar… Her yerde aynı kurallar kaideler… Alabildiğine geniş ufuklu doğan ve yepyeni, taptaze beyinlerimiz, kalplerimiz ve duygularımız kalıplara, belirli sınırlara öyle veya böyle koyulmaya çalışılıyor. Bu da aramızdaki farklılık mumunu zamanla eritecek ilk ateşler oluyor ve nihayetinde aynılaşıyoruz. Belki kolayımıza geliyor aynı olmak. Nitekim zor olandan kaçıyoruz yani farklı olmaktan. Sebebi malum ucunda ödenecek bedel varsa bir şeyden kaçarız. Bu bile aynılaşmanın getirisi…

Mesela bir kibrit kutusu düşünün ki içinde birbirinin aynısı kibritler var. Hepsi halinden memnun(!) uzanıyorlar alabildiğine. Oksijenle temas edip sürtünmeden alev çıkarma macerasına atılmak isteyen kibrit çöpü yok. Hem, biri istese diğerleri izin verir mi? Biliyorlar ki biri tutuşsa kibrit kutusu yanacak. Oysa kibrit çöpleri yanmak için varlar. Bazen karanlık bir odayı aydınlatmak bazen de soğumuş bir eli ısıtmak ama nihayetinde yanmak için varlar. Yani anlayacağınız kibrit kutusundaki kibrit çöpleri bile aynılaşıyor kaçıyorlar yanmaktan, görevlerini yapmaktan. Oysa o karanlığı aydınlatabilecek kibrit çöpleri bazen ‘’giderayak’’ içilen bir sigarayı yakmaktan geri durmuyor. Neylersin…

İşte böyleyiz…

Farklılık peşinde olanımız çok çok az ve doğumla beraber aynılaşıyoruz hepimiz. İnsanlığın yararına bir şeyler yapmaktan kaçıyoruz. Bu da ‘giderayak’ yoruyor bizi. Yorgun bir şekilde yumuyoruz gözlerimizi hayata…

Sizleri Nazım Hikmet’in Giderayak Şiiri ve Cem Karaca’nın ‘Herkes gibisin’ parçası ile başbaşa bırakıyorum.


Önceki: Ağaca Saklanmış Özgürlük Sonraki: Sessiz Çığlıklarımız

Yorum yok

Yorum Bırakın!

Yorum bırakın