Merhaba Arkadaşlar, İnsan Mıyız?

Kategori: Eleştiri Yazar:

Her denk gelişimde “Keşke 10 parmağım daha olsaydı da aynı anda hepsini ağzıma sokup kusabilseydim!” dedirten aldatma, aldatılma haberleridir bana böyle bir yazı yazdıran. Gerçekten artık bu aldatılma olayı o kadar yaygınlaştı ki her birimiz tarafından çok doğal karşılanır hale geldi. İnsanların tepki gösterme katsayısı da yıllar ilerledikçe düştü resmen. En basitinden bir arkadaşımızla şu Murat Başoğlu’nun eşini aldattığı haberi paylaşsak “Eee canım ne var bunda, herkes yapıyor.”  gibi tepkiler alır olduk. Bu denli alışıldık bir hal alması bana sıkıntı veriyor çünkü kesinlikle es geçilmesi normalleşen bir durum olmamalı bence. Adam eşini aldatmış diyorsunuz “Hıım, normal yaa.” diyorlar. “E ama yeğeniyle aldatmış.” diyorsunuz. Birden “Vay şerefsiz!” moduna giriliyor. Neyse… Zaten aldatmanın kendisi yeterince aşağılık bir davranış iken, Murat Başoğlu haberindeki ensest ilişki boyutuna değinmeyeceğim bile.

Ben bu yazıda aldatmayı üç açıdan ele almak istiyorum: aldatmanın normalleşmesi, cinsiyet fark etmeksizin moda(!) olması ve aldatmaya İslamiyet süsü verilmesi.

Şu an için daha çok normalleşmesi boyutuyla ilgilenmek istiyorum. Elbette ki bunun altında yatan birçok sebep vardır ama ben esas sebebin insanların, aldatmanın meşru olduğuna inandırılması olduğunu düşünüyorum. Bu da online diziler, TV dizileri, filmler, kitaplar aracılığıyla ilmek ilmek beynimize işleniyor bence. Özellikle son yıllardaki popüler Türk dizilerini incelersek ve akşam işinden, okulundan döndükten sonra hep beraber televizyon başına kurulup bu dizileri büyük bir keyifle izleyen Türk aile yapısını göz önünde bulundurursak; problemin temeline de inmiş oluruz.”İnsan göre göre, hayvan süre süre alışır.” atasözüne hak vermemek elde değil. Bu popüler dizilerde aldatma olayı ve beraberinde gelen olaylara tanık olan bireyler artık alışma dönemine giriyorlar ve bu şekilde de onlara aldatma olayı meşruymuş gibi gelmeye başlıyor. Bilhassa Fox Tv’de yayınlanan-kusura bakmayın ama gerizekalıca diyeceğim türden- insanları gayrimeşru çocuk sahibi olmanın mutluluk getirdiğine inandıran yapıdaki diziler, 6-12 yaş grubundaki çocuklar tarafından sıkça izleniyor ve daha bu yaşlarda aldatmak özendiriliyor. Bunun için ne yapılmalı bilemiyorum çünkü sadece bu diziler de değil aslında. Ülkemizde son yıllarda oldukça rağbet gören yabancı bir dizi daha var aldatmayı özendiren: Game of Thrones. Namı diğer GoT. Bu GoT çılgınlığı İngilizce ile alakası olan olmayan herkesi sardı ve inanır mısınız, dayımın eşi bile izliyor. Şimdi, çocuklarına Cartoon Network izlettirmeyen elit ebeveynler gibi konuşmak istemem ama kültürel açıdan bizimle uyuşmayan bir dizi olduğu aşikâr. İtiraf etmeliyim ki ben de izliyorum. İzlemeyenler olabileceği için isim vermeden örneklendirmeye çalışacağım. Dizide kralın karısı, kralı kendi erkek kardeşiyle aldatıyor. Öncelikle bir afallıyorsunuz ancak bir süre sonra böyle bir durumla gerçek hayatta karşılaştığınızda normal karşıladığınızı fark ediyorsunuz ve bir kez daha ürperiyorsunuz. Yani en azından ben ürperdim. Demem o ki bir şekilde hem ensestliğin hem de aldatılmanın meşru olduğuna inandırılıyorsunuz. Gerçi bu dizilerden bahsettim ama yasak aşk edebiyatımız için de her zaman geçerli bir akçe olmuştur. Bunu Halit Ziya’nın 1923’te yayımlanan Aşk-ı Memnu’sundan da anlayabiliriz. Nedense insanların acı çektiği, üzüldüğü, entrikaların döndüğü,  kaosun fırsat kolladığı senaryolar hep bir odak noktası haline gelmiştir. Tabii ki buradaki örnekte de olaylar yine hepimizin bildiği üzere Bihter’in, eşini yeğeniyle aldatması ile başlıyor. Başkalarının acılarından zevk almak belki de insan doğasında vardır ama bunun sadece burada kalmasını diliyorum. İnsanların böyle şeyleri okuyarak, izleyerek normal bulmaya başlaması korkunç bir kabullenmişliği beraberinde getirmemeli. Lütfen sadece görün, okuyun, izleyin ama uygulamayın!

Gelelim aldatmanın moda(!) olması mevzusuna. Aldatmak deyince, e şimdi yalan yok, eskiden beri erkeklere yükleniliyor. Hatta halk arasında da sıkça dile getirilen bir “Erkek değil mi, yapar.” furyası bir anda beliriyor beynimde. Fakat son zamanlarda aldatmanın trendleşmesiyle birlikte cinsiyet fark etmeksizin çoğu insanın gerçekleştirdiği bir eylem oldu bu. Başından beri kurmayı kendime yediremediğim cümle ise şu aslında: Evet, artık kadınlar da aldatıyor… Kesinlikle altında yatan sebeplere bakılmasına bile gerek olmayan bir konu bu. Benim için aldatanın cinsiyetinin zerre önemi yok. Yani kadın veya erkek olması bir şeyi değiştirmeyeceği gibi, “Ama şöyle şöyle oldu da ondan aldattı.” diye başlayıp “E n’apsaydı?” gibi cümlelerle tamamlanan ve aldatan tarafın desteklendiği konuşmalar da hiçbir şeyi değiştirmez. Çünkü hiçbir sebep karşıdakinin aklını yok saymanızı, sadakatini boşa çıkarmanızı haklı kılamaz. Hele cinsiyet bunu sağlayacak en son etken. Doğuştan getirdiğiniz bir özelliğiniz sayesinde kişiliksizliğinizin sebep olduğu yıkımı örtemezsiniz. Kısacası cinsiyet fark etmeksizin aldatan taraf haksızdır diye düşünüyorum. Çok da netim bence.

Buraya kadar fazla atarlı göründüğümü düşünmeye başladım. Sanırım konu ciddiyet gerektirince kendimi kaptırdım biraz. Hatta okuyanlar hakkımda “Bu kız kesin aldatılmış.” falan diye düşünebilir ama sanırım bu kez yaşanmışlıktan çok yaşananları görmüşlük böylesine katı olmama sebep oldu aldatmak konusunda. Yani evet, aldatılmadım ama çevremde öyle çok şahit oldum ki aldatmanın aile parçalayışlarına, huzur bozuşlarına… Bundan muzdarip olan ve memnuniyetsizliğini belirtmeyen insanlar olduğunu duyurmak istedim sanki. Umarım başarabilirim diyorum ve ele alacağım son açı olan aldatmaya İslamiyet süsü verilmesi saçmalığına yer vermek istiyorum.

Konuya nasıl gireceğimi bilemiyorum. Sonuçta din alimi filan değilim ve her insanın Müslüman olması gerekmediğinin, insanların kendi dini tercihleri olabileceğinin de farkındayım. Ama %99,2’si Müslüman olan minnoş ülkemizin sözde dinci kişiliklerini eleştirmeden edemeyeceğim. Cidden böyle bir kitle var ve “Ben dört karı alabiliyorum.” şeklinde İslami(!) sapıklıklarını meşrulaştırıyorlar. Maymun iştahlı oluşlarını peygamberimiz de çok eşliydi diye örtmeye çalışmaları da cabası. Öncelikle hazmetmeleri gereken konu şu ki İslamiyette evli olduğunuz kadının yani eşinizin izni olmadan bir başkasıyla evlenemiyorsunuz. Yani yiğidim, sen dört kadınla evlenebilirsin iyi hoş da ben bu coğrafyada buna izin verebilecek bir kadın tanımıyorum. Diyelim ki böyle bir kadın buldun, buna kanunlarımız izin vermiyor. Çünkü takdir edersiniz ki Medeni Kanun’da çok eşlilik yer almıyor. Şimdi bunun aldatmakla bağlantısı ne, diyeceksiniz. Şöyle ki adam eşinin izni olmadan bir başkasıyla birlikte oluyor ve bunun İslamiyet’te yer aldığını iddia ediyor. Ama aslında yaptığı, eşini aldatışına İslamiyet süsü vermekten başka bir şey değil. Umarım bu kitlenin mide bulandırıcılıklarına bir çözüm yolu en kısa sürede bulunur çünkü bu konuda bir önerim yok maalesef.

Bu nefret kusan yazımı biraz daha duygusal noktalamak istiyorum. Sebep olarak da şunu göstereceğim: bir insan bir insana bunu yapmamalı be kardeşim. Karşıdakini yok saymaktır çünkü bu. Birine olan sevginiz, aşkınız ya da beslediğiniz duygunun adı her ne ise o duygu bittiği anda bunu ona söylemeli ve her şeyi sonlandırmalısınız. Çünkü karşıdaki insan bunu başkasından öğrendiğinde ya da kendi kendine böyle bir gerçekle yüzleştiğinde toparlanması zor olacaktır ve kendisini, eksikliklerini sorgulayacaktır. Bir süre sonra belki de kişisel özelliklerini eksiklik olarak nitelendirecek ve sonu gelmez bir özgüven eksikliği çukuruna itilecektir. Fakat üstte de belirttiğim gibi insan insana bunu yapmaz. Bu yüzden harap düşmesi gereken taraf siz değilsiniz, bırakın siz huzurlu bir rahatlama seline kapılmışken vicdanı sızlayan o olsun ve siz insanlığınızın keyfini sürerken o insan olup olmadığını gözden geçirsin.

Son olarak; Eeyy aldatan taraf sen kimsin yaaa?

Konuk Yazar: Zeynep Evcin

4 Yorum

  1. Güzel bir eleştiri olmuş. Ahlaksızlığın arkasında yatan en büyük sebeplerden birinin TV programları olduğunu ben de düşünüyorum. İnsanların mahremiyetine saygısızlık da had safhada. İlk Buluşma diye bir program var mesela erkekler eşlerinin yahut sevgililerinin yanındayken yanlarına başka kızlar geliyor , kıskandırmaya çalışıyorlar. Kadın burada zarar görüyor. İkinci mesele tek eşlilik aslında olması gereken ve istenendir o zamanlar Araplar sınırsız sayıda evleniyorlardı bu yüzden dört eşe izin verilmiş ama tek eşliliğin DAHA HAYIRLI olduğu vurgulanmıştır.Yazı için tekrardan teşekkür ederim.

  2. Sadece dizi konusunda farklı bir bakış açısı sunmak için bir kaç soru ortaya atmak istiyorum.
    Acaba dizi sektörü bir arz-talep meselesi mi? Yani dizi yapımcıları veya senaristlerine mi kızmalıyız yoksa bu dizilerden zevk alan topluma mı? Ya da bundan zevk alan topluma neden kızmalıyız? Veyahut bir takım ilişki zincirleri, entrika ve yalanları izlemekten insanoğlu zaten zevk alıyor da mı insanlar böyle senaryolar yaratıyorlar?
    Game Of Thrones insan ilişkileri açısından çok gerçekçi gözüküyor ve açıkçası bu dizide olan ve bu yazıda eleştirilen şeylerin insanlık tarihinde olmadığını söylemek abes olurdu. Sanat gerçeği mi yansıtmalı yoksa ütopik iyiyi mi insanlara sunmalı?

    Bizim burada tartıştığımız şu: sanatta(dizide) kötülük olmamalı mı? Yani yalan söylemek kötüdür diye bunu diziye, filme, sanata koymayacak mıyız? Sanat kötü diye mi insanlar kötü yoksa insanlar kötü olduğu için mi sanatta kötü şeyler var? Acaba dizideki kötülükleri insanlar görüp taklit mi ederler yoksa dizideki kötülükleri görüp ondan ders mi çıkartırlar? Ya da iyi veya kötü etkilenmeyi bir kenara atarak, insanlar sanattan sadece zevk mi alıyorlar?

    Bu soruları sorarak herhangi bir yere varmadık ama bunlar benim ve zannediyorum bir çoklarının aklını kurcalayan ve kesin bir cevabı olmayan sorular…
    Yazınızı beğendim elinize sağlık 🙂

  3. Soruları gerçekten duraksayarak,cevaplamaya çalışarak okudum ama cevapladıkça kendimle çeliştiğimi fark ettim ve cevaplamayı bıraktım.Sadece şu gerçeklik mi diziyi etkiliyor,dizi mi gerçekliği etkiliyor muhabbetine değinecek olursam; bence bu bir döngü şeklinde ilerliyor olabilir.Yani;insanın kaostan zevk aldığı için bu kaosu gerçeğe yansıtması ve ardından bunu dizilere uyarlaması söz konusu olabileceği gibi,dizideki kaostan etkilenen insanın bunu gerçeğe yansıtması da söz konusu olabilir.Bu,insanların dizilerden etkilendiği gerçeğini kanıtlamış olurken gerçeğin dizilere yansıtıldığını da çürütmez diye düşünüyorum.Yorumun için teşekkürler. 

  4. Umarim bu farkindaliklarimizdaki hassasiyetlerimizi yasamimiza da yansitiriz. Olaylara bakmak degil gormek onemli diyorum. Ve Machine heads’n de dedigi gibi;”Real eyes realize real lies”.Kalemine saglik

Bir Cevap Yazın

Eposta adresiniz yayınlanmayacaktır.

*