Sekiz Güzel Yazı
Hasan

Sekiz Güzel Yazı

‘’Bu insanlar dev midir  / Yatak görmemiş gövde midir’’ 

Böyle başlar Yedi Güzel Adam şiirine Cahit Zarifoğlu. Yedi güzel adamdan biri “kan” görür biri “aşk” görür, biri “yar”, biri “bela”, biri “dağ” diğeri de “sofra” görür. Şiirde yedi güzel adamın altısının neler gördüğünden bahseder Zarifoğlu. Yedinci güzel ne görmüştür derseniz. O da “diğerlerini” görmüştür.

İşte böyle başlamak istedim yazıya. Teşbihte hata olmaz diye düşündüm. Nitekim bu okuduğunuz sekizinci yazım önceki yedi yazıya götürecek sizleri. Tıpkı Zarifoğlu’nun diğer altı adamı gören yedinci güzel adamı gibi. Nasıl mı? Gelin beraber görelim…

Kritik zamanlarından biriydi Ortadoğu’nun. Güney komşularımızda hemen hemen her gün Hava Bombardımanı oluyor siviller ve masum çocuklar ölüyordu. Ne zaman dinecek bu bombardımanlar diye düşündüğüm bir zamanda başladım yazmaya. Nitekim her tarafta kan ve gözyaşı vardı bir de bombardımanlar ve çatışmalardan geriye kalan kovanlar. Nitekim Ortadoğu’nun Boş Kovanlarıydı yazımın adı…

Sonra sorguladım insanları ve insanlığımızı. Özgürce yaşamak her insanın hakkı iken neden tutsak hayatı yaşıyordu bazıları. Nitekim eşitti bütün insanlar. Oysa ademe mahkum edilmiş ve ötekileştirilmiş insanlar bir yandan ezilirken kalanlar da bir şekilde kısıtlanıyor ve gözleniyordu aynı kimseler tarafından. Sonra anladım ki adını siber dünya koydukları alemin sözde özgür insanlarıydı onlar ve de hep tutsak kalacaklardı…

Pek uzun sürecek gibi görünen bir tutsaklık içinde yaşıyordu insanlar ve kimse durumundan şikayetçi görünmüyordu açıkçası. Sebebini düşündüm bir süre. Sonra gördüm ki bu vurdumduymaz güruhun sırtını yasladığı bir sebep var. Maalesef insanlık kendisini bazı gerçeklere kör etmiş ve bazı dertlerden kendilerini muaf tutmuşlardı çoktan. Gerçeklere kör edilmişti gözler…

Bense devam ettim düşünmeye. Nitekim her sıkıntının bir çaresi elbet olmalıydı. Bazen bir avuç cesur bazense kaliteli bir fikir söndürmeye yetiyordu karanlığı. Bir kibrit ateşinde sönmeye mahkum bir karanlıktı etrafta olan. Çözümü basitti bunca meselenin. Kafalarda oluşacaktı fikirler ve de adeta Nükleer Başlık takılmış gibi yıkacaktı tüm önyargıları ve de cehalet kırıntılarını. Nihayet ferahladı içim bir nebze çünkü az da olsa parıltılı gözler ve beyinler dolanıyordu etrafta. Umutluydum…

Umutluydum çünkü artık ufukların dünya sınırlarına ulaştığını gördüm. Nitekim çıkmak üzereydi yörüngeden. Öyleyse olaylara bir de uzaydan bakalım dedim ve ufukta görünen uzaya gittik bir süreliğine. Nitekim gelişmiş teknoloji ve de bilim bizleri götürecekti zaten uzaklara. Meraklıydık çünkü…

Merakımız bizleri ta uzaklara götürebilmişti nihayet. Uzakları da yakın edebilmiştik sonunda. Şimdi daha akılcı ve mantıklı olma zamanıydı herkes için. Öyleyse hayatı karşımıza alıp sorgulamalıydık yeniden. Nitekim bir oyun gibiydi her şey. Öyleyse kuralına göre oynamalıydık oyunumuzu. Adeta satranç oynar gibi seçmeliydik hamleleri ve düşünmeliydik karşımızda olanları ve yapacaklarını. Madem satranç oynayacaktık öyleyse mat olmalıydı karşıdakiler ve güzel bitirmeliydik hayatımızı. Hem tam kazanayım derken kaybedebilir hatta berabere bitirebilirdik bu oyunu. Nitekim dikkatli olmalıydık…

Bu dikkat bizleri diğer insanlardan ayıracaktı zaten. Farkımız olmalıydı herkesten. Çünkü taa doğmadan başlamıştı hamurumuzda olan farklılık. Lakin aldanıyordu insanlar birbirlerine bakarak. Aynılaşma gayretindeydi herkes. Öne atılma, farklılık yaratma, yeni şeyler üretme derdinde olan insan sayısı çok çok azdı. Üzücüydü ama gerçekti. Tıpkı bir Kibrit kutusundaymış gibiydi herkes. Oysa gün kutulardan çıkma ve gerekirse yanma günüydü. Zaman bunu gerektiriyordu. Nitekim söndürülecek karanlıklar fazla yakacak kibritlerse azdı. Artmalıydı iyi insanlar, yetiştirilmeliydi daha kaliteli. Açılmalıydı ufuklar çok daha uzaklara ve görülmeliydi gerçekler. Toplanmalıydı her kovan ve dinmeliydi tüm dertler. Farklı olmak, çabalamak gerekiyordu her zaman. Ta ki yeryüzünde sadece okuma ve yazma derdi kalana dek…


Önceki: Haydi Abbas Vakit Tamam Sonraki: Karneyle Dağıtılan Yalnızlık #1

  • Fatma Kübra
    Fatma Kübra 6 Mayıs 2017 at 18:13

    “Yedi güzel adam biri birgün bir dağ gördü gereğini belledi ”
    Hepimiz içimizde taşıyoruz yedi güzel adamı tıpkı zarifoğlu gibi
    Kalemine sağlık dost.

    • Hasan
      Hasan 6 Mayıs 2017 at 21:53

      Teşekkür ederim sayın okur.

Yorum bırakın