yeşil elmalar

Yeşil Elmalar – Nazım Hikmet

Kategori: Edebiyat/Kitap Yazar:

Tesadüfen girdiğim bir kitapçıda en sevdiğim şair Nazım Hikmet’in romanlarıyla karşılaştım. “Yani sen elmayı seviyorsun diye elmanın da seni sevmesi şart mı?”. Akşam gazetesinde tefrika halinde yayımlanan Yeşil Elmalar romanının toplanması hayli zor olmuş. Bu nedenle ne kadar eski basım olursa o kadar gerçek metine ulaşırım düşüncesiyle Pınar yayınevinin 1965 baskısını okumaya başladım.

Açıkça söylemeliyim ki konusu beklediğim gibi değildi. Yani okumaya başladığımda Nazım Hikmet romanı olduğunu hissedemedim diyebilirim. Kitaba devam ettikçe ve belki kastedilen anlamları fark ettikçe bunu daha fazla hissetmeye başladım.

Bir macera romanı… Başlarda sonuna oranla olayların daha yavaş ilerlediğini söyleyebileceğimiz, hayal gücünün sonuna kadar kullanıldığı bir roman. Birbirine dış görünüş olarak çok benzeyen ama kişilik olarak tamamen zıt iki adam: Halit Cemil ve Göksel. Halit Cemil diğerine göre daha iyi huylu ve nazik diyebileceğimiz biriyken, Göksel tam tersi kaba ve acımasız bir insan. Bir de Göksel’le evli olan ama sonradan Halit Cemil’e aşık olan Ayşe var. Bu iki insan arasındaki zıtlığı en iyi Ayşe’nin gözünden bakarak anlıyorsunuz.

Göksel çok zengin bir iş adamı fakat düşmanları tarafından öldürülmek isteniyor. Göksel’e göre fakir olan Halit Cemil’e iki haftalığına oymuş gibi davranması için para teklif ediyor. Teklifi kabul eden Halit Cemil, Göksel’in kıyafetlerini giyerek onun yerine geçiyor. Daha önce tesadüfen Ayşe’yle karşılaşan ve o günden beri aklından çıkaramayan Halit Cemil, Ayşe’nin kocasını yani Göksel’i öldürmek için geldiğini görüyor. Amacına ulaşamayan ve Halit Cemil için aynı şeyleri hisseden Ayşe, onun Halit Cemil olduğu öğreniyor.

Fazla ayrıntıya girmeden bahsedecek olursak, Göksel’in geçmişini anlattığı defterini okuyan Halit Cemil’le Ayşe, Göksel ve arkadaşının altın buldukları Yeni Gine’de, Ayşe’nin babasını(Muhtar) ölüme terk ettiklerini öğreniyorlar. Babasının hala yaşadığına inanan Ayşe, Halit Cemil’le birlikte Yeni Gine’ye Muhtarı bulmaya gidiyorlar. Asıl macera buradan sonra başlıyor.

“Buradakiler sıtmaya yakalandıkları vakit, titriyorlar, iki üç gün ateşleri yükseliyor ve doktor çağırıyorlar… İyi olabiliyorlar, kurtulabiliyorlar bu hastalıktan. Fakat altın humması böyle değil. O onları bir kere sarı elleri içine aldı mı, bir daha bırakmıyor. En inanılmaz rüyalar gördürüyor, deli gibi sapıklaştırıyor, nöbetlerin dinişi duruluşu yok!.. En realistleri, en kuvvetlileri bile, evinden ocağından, çoluk çocuğun yanından çekip çıkarıyor ve balta görmemiş ormanların, Yeni Gine ormanlarının korkunç sessizliği içine atıyor. Oraya, her ağaç kümesinde zehirli oklarıyla bir yamyam bekleyen ormanlara gidiyorlar: sarı altın tozları ve altınla karışık kayalar bulmak için…”

Yeni Gine’de altın aramak dışında bir sebeple giden bir tek onlar oluyor. Yamyamlar tarafından yakalanmalarıyla planları alt üst oluyor. Ancak adanın en çok sözü geçen kadını Emma tarafından Halit Cemil özel muamele görüyor. Başlarda yamyamlar tarafından yenileceklerini düşünen Halit Cemil, 6 eşli ve saygı gören biri haline geliyor. Tabi Emma’nın onu kölesi haline getirmesinden başka… Onu bu durumdan kurtaran Ayşe oluyor. Ayşe ise bu gücü yamyam bir kabilenin başındaki babasından alıyor.

Kitabı okurken, dönemin sorunlarından ve parça parça yayımlanmış olmasından dolayı aralarda oluşan kesintileri hissedebiliyorsunuz. Ancak bu durum olay akışının sürükleyiciliğini engellemiyor bence. Sonuna doğru hızlanan olaylarla, konu buralara nasıl geldi dedirtecek kadar kurgusal bir roman. Nazım Hikmet’in şiirleri kadar etkileyici olmasa bile okurken farklı dünyalara gitmek için güzel bir roman olduğunu düşünüyorum.

Nazım Hikmet deyince orada bir mesaj olmamasından bahsedemiyoruz sanırım:

“Ona insan eti yemenin kötülüğünü nasıl, hangi bakımdan anlatalım. İnsan eti yemenin kötü bir şey olduğunu anlatmadan önce, insan öldürmenin kötülüğünü söylemek lazım. Bunu hangi beyaz insan söyleyebilir. Biz beyazlar birbirimizi vahşilerden çok öldürmüyor muyuz?”

Peki, yeşil elmalarla kitabın ne alakası var? Belki de kitabı okurken aklıma en çok gelen soru bu oldu. Onu da okumak isteyenlere bırakalım. İyi okumalar 🙂

Ankara'ya hapsolmuş bir İstanbul aşığıyım. Peki bundan şikayetçi miyim? Hayır. Çünkü ben mutluyum. Mutlu olmadan yapılan hiçbir şeyin doğru olmadığına inanan bir insanım. Mutlu insan umutludur, umudu olansa mutludur."İnsan; denizin olmadığı yerde, umut adına, martı olmalı." N.H.R

Bir Cevap Yazın

Eposta adresiniz yayınlanmayacaktır.

*