Allah’ın Asla Affetmeyeceği Tek Günah

2

Bugün sokaktan geçen herhangi birine ‘Allah’ın asla affetmeyeceğim dediği tek günah hangisidir?’ diye sorarsanız vereceği cevap, büyük olasılıkla “Kul Hakkı” şeklinde olacaktır. Gerçekten de kul hakkı büyük bir günahtır fakat Allah’ın asla affedilmeyeceğini söylediği tek günah değildir. Kur’an’da Allah bir de değil iki kez asla affetmeyeceği tek günahı beyan etmiştir. Bu ayetler şu şekildedir:

Allah, kendisine şirk koşulmasını asla bağışlamaz. Bunun dışında kalanları ise dilediği kimseler için bağışlar. Allah’a şirk koşan kimse, şüphesiz büyük bir günah işleyerek iftira etmiş olur. [NİSA 48]

Allah, kendisine şirk koşulmasını asla bağışlamaz. Bunun dışında kalanları ise dilediği kimseler için bağışlar. Allah’a şirk koşan kimse, kuşkusuz derin bir sapıklığa düşmüştür.  [NİSA 116]

Aslında benzer bir ifade Yahudiler tarafından benimsenen On Emir’in ilk iki emrinde de geçerlidir:

  1. Emir: Senin Tanrın benim, benden başka Tanrın olmayacak!
  2. Emir: Putların önünde eğilip onlara tapınmayacaksın!

Şirk kelimesi bir çoğumuza yabancı gibi gelebilir. Ancak şirk, şerik ve şirket aynı kökenden gelmektedir: ortaklık. Ortak koşan kimseye ise müşrik denir. Bizler eskiden beri sıklıkla Din dersinden Cahiliye Araplarının müşrik olduğunu duyarız. Ama aklımıza sürekli onların “politeist” yani çok tanrılı oldukları, helvadan put yapıp yedikleri gibi örnekler gelir. Oysa Kur’an’a göre müşrikler de Allah’a inanmaktadır ancak yaptıkları putlara veya saygın zümrelere tapınmalarının, dostlar edinmelerinin amacı kendilerini Allah’a yakınlaştırmasıdır.

İyi bil ki, halis din ancak Allah’ındır. O’ndan başka birtakım dostlar tutanlar da şöyle demektedirler: “Biz onlara sadece bizi Allah’a daha çok yaklaştırsınlar diye ibadet ediyoruz.” Şüphe yok ki Allah, onların aralarında ihtilaf edip durdukları şeyde hükmünü verecektir. Herhalde yalancı ve nankör olan kimseyi Allah doğru yola çıkarmaz. [ZÜMER 3]

Öyleyse şirk esasında (aslında fark edilmeyen şirk) insanın Allah’la arasına giren ve farkına varmadan ilahlaştırdığı her şeydir. Hatta kişinin alternatif (paralel) tanrıcıklar yaratması demektir. Korkunç olanı ise bunun Allah tarafından affedilmeyeceğinin beyan edilmesidir. Kaldı ki Kur’an’a göre Allah insana şah damarından daha yakındır [KAF 16], o halde araya birini yahut bir şeyi koymanın, aracı etmenin de anlamı ve gereği yoktur!

Günümüzde birçok ‘kimse, şeyh, lider, otoriter, saygın zat, büyük alim, bilge adam vs.‘ Allah’ın söylemediği, beyan etmediği şeyleri ona yakıştırmakta, onun adına çözümler üretmekte, Allah adına konuşmakta ve milyonlarca insanı Allah adına kandırabilmektedir. Zaten insanın bilmediği ya da hakkında bilgi sahibi olmadığı bir konuya inanmasının iki yolu vardır; ya gözleriyle görüp aklıyla tasdik etmesi ya da Allah adına birinin bunu doğrulaması. İşte Kur’anda bu durum şu ayetle çok güzel özetlenmiştir ve geçen yüzyıllara rağmen hala durumun değişmediğini göstermektedir:

Ey insanlar, Allah’ın vaadi haktır! O halde dünya hayatı sizi sakın aldatmasın! O yaman aldatıcı, o çok gururlu, sizi sakın Allah ile (hakkında) aldatmasın. [FATIR 5]

Şirke yol açan inançlardan biri de büyük veya ölü zatlardan (türbe, mezar) yardım isterken onun kendisine Ahirette şefaat edeceği yani zannedilen anlamıyla Allah’ın huzurunda arka çıkması, bağışlanma hususunda yardımcı olacağı ve kaba tabirle torpil yapacağı kanısıdır. Oysa Allah Kur’anda bunu şiddetle reddetmektedir, zaten Sünnetullaha inanan ve adaletin bir gram şaşmayacağını bilen insan, daha kendini kurtarıp kurtarmadığı belli olmayan birinin bir başkasına yardımcı olamayacağını algılayabilecek düzeyde içgüdüye sahiptir:

Öyle bir günden çekinin ki, o gün kimse kimsenin yerine ceza çekmez, kimseden şefaat kabul edilmez, kimseden fidye alınmaz ve kimseye yardım edilmez. [BAKARA 48]

Şirki sadece insanlarla sınırlandırmamak gerekir. Çünkü kurallar bütününden oluşan bir ideoloji, -izm; dediği her şey doğru kabul edilen bir siyasi; uğruna ölüm bile göze alınan mal, mülk, para; tapılacak düzeyde hayran olunan bir şarkıcı, futbolcu… Bunların hepsi insanın kusurlu yapısının göz ardı edilerek mükemmelleştirilmesi ve içselleştirilmesi neticesinde ortaya çıkan yanlış algılardır. İnsanın hayat tarzını, yaşam biçimini belirleyen her şey onun dinidir. Herkes farkına varmadan bir örüntü ve ritm içinde yaşar. İnanan biri için bu örüntü ancak kusursuz bir bilgiye yani ilahi vahye dayanıyorsa doğrudur. Dolayısıyla ne olursa olsun körü körüne taklit etmek, peşinden gitmek, bütünüyle doğru kabul etmek,  yaşamının merkezine koymak, her dediğini uygulamak gereken bir insan veya ideoloji asla olmamalıdır. Kurana göre bu ancak ‘Allah ve Resulü’ için geçerlidir. Fakat araştırmak, sormak, sorgulamak ve okumak inanan insanın vazifesidir. Tabi evvela neden inandığını bilmek ve toplumun, akrabanın, ailenin dinini sorgulamadan kabul etmemek gerekir. Çünkü Allah insana yolunu bulabilmesi için bir pusula bahşetmiştir. Bu pusula akıldır. Aklını kullanmayan insana ise pislik içinde demiştir [YUNUS 100]. Öyleyse insanın içine doğduğu inançları körü körüne kabul etmesi ve içi boş, taklidi bir imanla ölmesi onu kurtarmaya yetmeyebilir. Her müslümanın birinci vazifesi sorumlu tutulduğu kitabı yani Kur’an’ı hakkıyla okumaktır. Ancak bunu yapabilmek için berrak, aklı-selim ve parazitlerden, hurafelerden arındırılmış bir zihin gerekir. Bu da atalar dinini taklit eden değil doğru yolu bulmaya çalışan biri için mümkündür. Allah bu durumu Kur’an’da mükemmel bir ayetle özetlemiştir:

Ama onlara, “Allah’ın indirdiğine uyun!” denildiğinde bazıları: “Hayır, biz atalarımızdan gördüklerimize uyarız!” diye cevap verirler. Ya ataları akıllarını hiç kullanamamış ve doğru yolu bulamamış kimseler ise? [BAKARA 170]

Son olarak dikkat edilmesi gereken bir başka nokta şudur; hiç kimse bir başkasının günahlarını yargılayıcı ya da kendini Allah’ın yerine karar verici merci olarak görmemelidir. İnanan kimse için kuralları koyan ve yargılamayı yapacak olan Allahtır. Rabbimiz elbette şirk de olsa, günahının farkına varıp samimiyetle tövbe eden ve hayatını Allah’ın çizdiği yola göre tanzim eden bir kulun günahlarını bağışlayacaktır, hatta Kuran’da şöyle buyurmuştur:

Allah’ın rahmetinden ümit kesmeyin. Allah tüm günahları affedicidir… [ZÜMER 53]”

En doğrusunu Allah bilir.

Yaşamak; sonsuzdan beri, koskoca bir tekâmül
Sorulacak tüm sorular kim olduğuma dair
Sahi sayılır mı hiçlik, kaça eder tekabül?
Aramaktayım kendimi, ne gezginim ne şair...

2 Comments

  1. Üzerinde hayli emek harcanmış,fevkalâde bir yazı olmuş.Nice vakittir bu husûsta,âyetlerle aydınlatılmış bir yazıyı
    gözlerim arar olmuştu.Kaleminize sağlık.Bu nitelikte yazıların devâmını dört gözle bekliyorum.
    Esen kalınız.

    • Naime Hanım;
      Bu güzel yorumunuz için teşekkür ederiz. Yakın zamanda bu minvalde yazıları da yayınlamayı düşünüyoruz. Bu vesileyle sitemizi takip etmenizi öneririm.
      Sevgilerimle.

Yorum bırakın

Your email address will not be published.

Genel Kategorisinde Son Yazılar

KARtpostal

    Kışla beraber öğrencilerin gözbebeği olan kar tatili de geldi. Valilerin kendini vali gibi hissetmesini sağlayan bu

Parlak Jurnal Nedir?

Evet… Şu anda Jurnal’e girdiniz ve etrafınıza bakıyorsunuz. Fakat etrafta hiç bir şeycikler yok. Çünkü bu