aşı karşıtlığı

Aşı Karşıtlığına Yönelik Farklı Bakışlar

/
1

Tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de aşı olmaya yönelik şüpheler artıyor. Aşıya karşıt olan ailelerin sayısı birkaç yüz adet iken artık dünyada yüz binlerce aşı karşıtı aile bulunuyor. Aşının insanları kısırlaştırmak, otistik yapmak ve ilaç şirketlerine para kazandırmak için üretildiğine yönelik birçok komplo teorisi sosyal medya üzerinden milyonlara yayılıyor. Bu yazımızda bu konuya yönelik farklı fikirlere yer veriyoruz.

Ağır bedeller ödemeden aşılarla ilgili tereddütlerin önünü almalıyız.

Nurullah tarafından,

Tıbbın ve insanlığın en büyük kazanımlarından biri hiç şüphesiz 1796’da İngiliz doktor Edward Jenner’ın çalışmalarıyla ortaya konan enfeksiyon hastalıklarından aşılanmayla korunmadır. Dr. Jenner, o günlerde dünyayı etkisi altına almış ölümcül Çiçek hastalığına karşı aşılama geliştirmişti.

Aşılamanın keşfinden günümüze kadar farklı nedenlerle de olsa aşı reddi ve tereddüdü yaşanmıştır. İlk başlarda aşı karşıtlığı alt sosyoekonomik düzeydeki insanlar arasında, aşı uygulaması esnasındaki kötü muamele nedeniyledir. Son yıllardaki karşıtlığın nedeni ise daha çok aşıların zararlı olduğu, etkisiz olduğu, güvenilir olmadığı ve aşılara gerek olmadığı gibi düşüncelere dayanır. Ancak aşıların aleyhine olan çoğu hipotez, bir iddia olmaktan öteye geçememiş ve bilimsel gerçeklikler eksik, taraflı ya da yanlış yorumlanıp çarpıtılarak elde edilmiştir. Yani herhangi bir bilimsel dayanakları yoktur. Aksine aşıların enfeksiyon hastalıklarından koruyuculuğu, etkinlikleri ve güvenilirlikleri geniş çaplı bilimsel epidemiyolojik çalışmalarla kanıtlanmış bir gerçektir.

Bir insanın en değerlisi olan çocuğunu korumak istemesi kadar doğal bir durum yoktur. Aşı sorgulanamaz değildir. Elbette hayattaki birçok şey gibi o da sorgulanabilir, hatta sorgulanmalıdır da. Aşı hakkında tereddüt yaşayan ebeveynlerin yapması gerekense objektif bir şekilde konuyu doğru bilgi kaynaklarından araştırması ve kafasında oluşan soru işaretlerini konunun uzmanlarına danışmasıdır. Bu sürecin eksiksiz işlemesi halinde ebeveynlerin bilimsel açıdan kafasında soru işaretlerinin kalmaması gerekir. Çünkü ebeveynlerde aşıların güvenilirliği ile ilgili endişeler daha ön plana çıkar ancak aşıların güvenilir olduğu geniş kapsamlı bilimsel çalışmalarla net bir şekilde ortaya konmuştur.

Peki, aşı karşıtları hipotezlerinin bilimsel kanıtlarla çürütülmesine rağmen neden hâlâ aşıya karşıdırlar?

Bu sorunun doğru cevaplarını acilen bulamazsak aşı reddi ve tereddüdünün çok ciddi artış göstermesiyle, geçmişte yaşandığı gibi ağır bedeller ödememiz kaçınılmaz görünüyor.


Aşılanma atalarımızdan miras kalan, çocuklarımızı koruyan geleneksel ve zararsız bir uygulamadır.

Zahid tarafından,

Atalarımızdan miras kalan pek çok davranış örüntüsü, bugün bizlere altında yatan sebebi anlamadan uyguladığımız mantıkdışı uygulamalar gibi gelebilir. Ancak biraz derin düşününce her şeyin altında 3,8 milyar yıllık bir yolculuğun yattığını anlayabiliriz. Biyolojik şartlar altında herhangi bir canlının ölümsüz olması mümkün olmadığı için canlılığın her koşulda devam etmesinin yolu bu süreçte anahtar rol oynayan genlerin korunarak yavrulara aktarılmasıdır. Kâh bakteriler, kâh parazitler, kâh bitkiler ve hayvanlar temel olarak genlerini korumaya çalışır.

Bu süreçte de zamanla ayrışan türlerin ortaya çıkmasıyla beraber her canlı türü birincil olarak kendi türüne öncelik verecek ve onu korumayı hedefleyecektir. Elbette ki geni korumanın en kolay ve mantıklı yolu da başta kendini koruyabilmektir. İnsanoğlu tarih boyunca gerek bedenen gerekse ruhen tam anlamıyla sağlıklı olabilmenin yollarını aramıştır. Bu yolda karşısına çıkan yabani hayvanlara ya boyun eğdirmiş ya da öldüresiye mücadele etmiştir. Ancak en büyük sorunu gözleriyle göremediği ve bu yüzden etkili mücadelenin mümkün olmadığı küçük canlılar çıkarmıştır. Bu problemi anlayıp çözebilmek için çok çaba sarf edilmiş, çok kayıp verilmiştir. Tarih boyunca bilinen bilinmeyen yüzlerce ölümcül salgın hastalık olmuştur. Hatta sadece salgın hastalıklar değil; savaş yaralarından, cinsel yollardan, sulardan, gıdalardan, hayvanlardan, doğumda, emzirmeyle ve daha sayamadığımız pek çok şekilde yayılan minik yaratıklar kendilerini korumak adına biz insanları yok etmeyi göze almışlardı.

Bu durumla nasıl başa çıkabiliriz diye düşündük senelerce. Öncelikle deneme-yanılma yoluyla çeşitli çareler bulundu. Örneğin bu hastalıklı insanlardan uzak duruldu, daha sonra bazı insanların hastalığa yakalanmadığı fark edildi. Küçükken hastalığı geçirenlerin büyüyünce geçirmediği görüldü. Bazı hastalıkların ağızdan, burundan girdiği fark edilerek önlemler alındı. Örneğin 1400’lü yıllarda tabip Sabuncuzade Şerafeddin Efendi’nin kaleme aldığı “Mücerrebname” isimli eserde salgın hastalıklara karşı (günümüzde de geçerli) verilen tavsiyeler göze çarpıyor;

  1. Ellerini güzelce yıka
  2. Kalabalığa girme
  3. Uzaktan selamlaş
  4. İyi ye, iyi iç
  5. Hastaysan yat
  6. Dışarı çıkma
  7. Çıkarsan yüzünü kapat

Bugün de COVID-19 pandemisi önlemleri kapsamında ‘aşı’ bulununcaya dek almamız gereken önlemler listesine giren bu davranışlar herhalde hiçbirimize yabancı gelmemiştir. Ancak bunların hiçbiri hastalığın esas tedavisi değildi elbette. Bakteriler için antibiyotikler, virüsler için antiviraller bulunana dek insanoğlunun en büyük silahının vücudundaki savunma sistemi olduğu anlaşılmıştı. Hepimizin ataları zaten bu küçük canlılara karşı geçmişten beri evrimleşegelen bir korunma sistemine sahipti. Mühim olan o polisleri uyarmak, onlara zanlıyı tanıtmaktı. Tarihi kayıtlara göre bunu fark eden kişi, dönemin baş belası ve günümüzde yeryüzünden silinen tek hastalık olan Çiçek Hastalığının kol gezdiği zamanda İstanbul’a gelen Lady Montagu olmuştu. İngiltere’de tedavisi olmayan bu hastalığın Osmanlıda tedavi edildiğini fark etti. Aslında bu tedavi değil, ilkel bir aşılama yöntemi idi. Kendisi bunu şöyle anlatıyor:

Hastalıklar konusunda öyle bir şey söyleyeceğim ki, eminim siz de İstanbul’da bulunmak isteyeceksiniz. Burada bizde son derece yaygın olan ve o derecede amansız olan çiçek hastalığı “aşılama” dedikleri yöntemle zararsız hale getirilmiş bulunuyor. Çiçekli hastaların yaralarından aldıkları cerahati, bir ceviz kabuğunun içini dolduracak kadar topladıktan sonra aşı yapacakları kimseye nereden yaptırmak istediklerini soruyorlar. Sonra da gösterilen yere, ucunu bu cerahate batırdıkları büyükçe bir iğneyi batırıyorlar. Hafif bir tırmık kadar bile can acıtmıyor bu batırış.

İğnenin ucundaki cerahat damlacığının hepsi böylece damara aktarılmış oluyor. Sonra iğne batırılan yerin hemen üstünü, küçük bir kabuk koyup bir bezle sarıyorlar. Burada belli belirsiz bir iz kalıyor. Çocuklar aşılama olayından sonra oyunlarına devam edebiliyorlar. Biraz ateş yapıyor, bir iki gün yataktan çıkamıyorsunuz o kadar. Hele bir hafta geçtikten sonra sanki hiçbir şey olmamış gibi dipdiri ayağa kalkıyorsunuz. Hasta yattığınız süre içinde, iğnenin batırıldığı yerde bir küçük yara meydana geliyor ve akıntı yapıyor. Binlerce kişi bu şekilde aşı yaptırarak bu korkunç hastalıktan korunuyorlar.”

Lady Montagu’nun da söylediği üzere aslında aşıların temel mantığı polislere zanlıyı tanıtmak ve gerisini vücudumuza, bağışıklık sistemimize bırakmaktır. Özellikle bağışıklığı yeni gelişen çocuklara yapılan aşılama hayat boyu kurtarıcı ve koruyucu oluyor. Elbette biz bugün yapılan detaylı bilimsel araştırmalar sayesinde hem savunma sistemimizi hem de aşıların mekanizmasını çok iyi biliyor ve marifetli bir şekilde kullanıyoruz. Maalesef pek çok yerden yayılan asparagas haberler, dünyadaki cahil kesimi etkilediği gibi bizim vaktiyle aşılamayı dünyaya tanıtan atalarımızın topraklarındaki güzel insanlarımızı da avucuna almış durumda. Kendini aydın olarak tanımlayan kesimi ABD menşeili haberler, kendini dindar olarak tanımlayan kesimi ise ‘Aidin Salih’ ve benzeri kaynaklardan çıkan ama ortak kümesi ‘Devlet bizi aşılarla zehirliyor’ olan bu iddiaları bir başka yazımda da tek tek cevaplamıştım. Araştırmayan, okumayan, düşünmeyen toplumlar maalesef sağlıksız nesiller doğurmaya ve yok olmaya mahkumdur. Konuyla ilgili yazımı ve sağlık bakanlığının hazırladığı aşı sitesini aşağıya bırakıyorum: https://asi.saglik.gov.tr/


Aşı karşıtlığı Covid19 döneminde azalmış olabilir mi?

Ekrem tarafından,

Aşı karşıtlığına katılan kişi sayısı gün geçtikçe artıyor. Bunun en büyük sebebi diğer aşı karşıtlarının reklamları, duyuruları ve araştırmadan yaptıkları açıklamaları. Aşıyla ilgili bilinçsizce ve işin uzmanlarına danışılmadan yapılan araştırmalar da kişiyi yanlış sonuçlara götürebiliyor. Bunun sonucunda kişi aşının kötü yanları olduğu düşünüp ve olası minimal yan etkilerini ön plana çıkartıp bir aşı karşıtı olabiliyor.

Ama ortada bu işin uzmanları var. Yapılmış binlerce çalışma var. Kimse bunları göz önünde bulundurmadan bir sonuca varmamalı. Yıllar içinde aşının ne gibi faydaları olduğunu gördük.

Aslında bir de şöyle bir durum var. Eğer aşılar olmasaydı şu anda başta çocuklar olmak üzere insanlık çok trajik sonuçlarla karşılaşabilirdi, aşı karşıtları bu ihtimali göz önünde bulundurmuyor ve geçmişte yaşanmış vakaları da göz ardı ediyor. Bunların hepsi anlatılmalı.

Bu koronavirüs döneminde herkes aşıyı beklerken bence aşı karşıtlarının sayısında da azalma olabilir. Çünkü Covid19 için aşının önemi sürekli karşımıza çıkıyor, medya platformlarında yayınlanıyor.


Aşı reddi hem ahlaki hem etik hem de toplum sağlığına yönelik kompleks bir mevzu olarak karşımıza çıkıyor.

Nihat tarafından,

Komplo teorilerinin ve gizemli söylentilerin cazibesini inkâr etmek mümkün değildir. Bir hurafe, bir gizemli hikâye veya olağanüstü anlatılar medeniyetimiz boyunca insanların hep ilgisini çekmiştir. Sosyal medya ve internet teknolojilerinin gelişmesiyle birlikte bu tip gizemli söylentiler büyük bir hızla yayılmaya fırsat buldu. Artık ‘düz dünyacılar derneği’, ‘aşıyı reddedenler topluluğu’ gibi birçok internet oluşumu bulmak mümkün. Ancak aşı reddi yalnızca bir başka “komplo teorisi” denilerek geçiştirilmemesi gereken kompleks bir mevzudur.

Dünya çapında gerçekleştirilen çalışmalar ve yıllardır sahip olduğumuz aşı geçmişimiz bize aşıların gerçekten etkili ve insan ömrünü uzatan bir buluş olduğunu apaçık gösteriyor. Paleolitik Çağ’da doğumda beklenen ortalama yaşam süresi 33 yıl iken günümüzde bu süre 72 yıl olarak karşımıza çıkıyor. Bu artışı penisilin/sülfonamidlerin keşfi ve aşının bulunmasına kesinlikle bağlayabiliriz. Yalnızca ortalama yaşam süremizi uzatmaktan ziyade kaliteli yaşam süremizi de arttıran (sakatlığı önleyen) aşılar artık günümüzün vazgeçilmez bir tıbbi gerçekliğidir. Bu gerçekliğe yönelen aşı karşıtlığı ise yalnızca bireylerin sağlığını değil aynı zamanda toplumun sağlığını da tehdit ediyor.

Aşı olmayan bir birey kendi sağlığını ve geleceğini tehlikeye atıyor. Aynı zamanda geçireceği hastalığın oluşturacağı sakatlık hem kendisine hem çevresine hem de devlete bir yük olarak dönüyor. Günümüzde devletlerin vatandaşlarına yönelik aşı politikalarında bir salt sağlık amacı beklemek de saf niyetlilik olacaktır. Devlet elli kuruşa mâl ettiği aşıyı size yaparak gelecekte belki de milyonlarca liralık sağlık maliyetinden kurtulmuş oluyor. Sakın yalnızca aşı olmayıp sakat kaldığınız taktirdeki hastane masraflarını düşünmeyin. Aşı olmamanız sebebiyle salgın hastalığın yayılmasına yol açıyor olmanız aynı zamanda büyük bir iş gücü kaybına yol açıyor. Devletler ve ekonomik sistemler olaylara genelde bu açıdan bakmaktadırlar.

Sonuçta aşı olmanız hem devletlerin ekonomisi açısından hem toplumun genel sağlığı açısından hem de sizin kişisel sağlığınız açınızdan çok önemli. Kısacası aşı olmak her kesimin kazanmasına yol açıyor.

Hekimlerin ve ülkelerin sağlık bakanlıklarının aşı reddine yönelik düzgün ve bilimsel bilgilendirmeler yaparak bireyleri aşı reddi denilen hatadan döndürmeleri gerekiyor. Ancak aşı olmak istemeyen bireye yönelik neler yapılabileceği konusunda etik ve ahlaki birtakım problemler bulunuyor. Çok temel bir sağlık ilkesi vardır ki her insan kendi sağlığına yönelik karar verme hakkına sahiptir. Örneğin ölümcül bir durumla karşılaşan bir hasta -tüm tıbbi bilgiler avantaj/dezavantaj gibi kriterlerle birlikte kendisine iletildikten sonra- kendisini kurtarabilecek bir tıbbi tedaviyi reddetme hakkına sahiptir ve bu onun hakkıdır. İşte bu durumda aşı reddi de bir bireysel hak olarak karşımıza çıkıyor. Fakat aşı olmayan her birey etrafındaki insanların sağlığını tehlikeye atmış oluyor. Aynı zamanda aşıların büyük bir çoğunluğu bireyin henüz yasal olarak reşit olmadığı 0-18 yaş arasında yapılıyor. Yani reşit olmadıkları için aşı kararını çocuğun ailesi veriyor. Ancak etik gereği, hayatı tehdit eden bir durumda reşit olmayan bireylere karşı devletin fayda gözeterek ailenin kararını kabul etmemesi de mümkündür.

Kısacası aşı reddi yalnızca bireyin kendisini alakadar eden bir şey değil tüm toplumu ilgilendiren bir problemdir. Tıptaki temel ilkelerden birisi olan fayda/zarar ilişkisine göre her insan aşı olmalıdır ve bunu insanlara uygun, bilimsel ve anlaşılabilecek dil ile anlatmak sağlık personellerinin bir ödevi olmalıdır.


Aşının öneminden başlayarak Wakefield’ın aşılarla ilgili hatalı çalışmasına doğru bir yolculuk yapalım.

Onur tarafından,

Sizlerle kısa paragraflar içeren başlıklar halinde giderek, konuya genel bir bakış açısı kazandırmak amacıyla bu yazıyı yazma cüretinde bulunuyorum.

  1. Aşının Önemi Nedir?

Aşı en nihayetinde boğmaca, tüberküloz ve geçmişte çiçek gibi hastalıklara karşı önlem amaçlı yapılan bir koruyucu hekimlik mücadelesidir. 18. yüzyıldan itibaren aşı yapılmasıyla başlayan süreç bizlere gösteriyor ki çiçek gibi ölümcül bir hastalığın eradikasyonunu sağladığı gibi K.K.K (kızamık-kızamıkçık-kabakulak) gibi hastalıkların mortalitesinin (ölümcüllüğünün) epey azaltıldığı ve her yıl 2-3 milyona yakın ölümün önlendiği izlenmiştir.

Pekâlâ, aşı böylesi önleyici bir tedavi iken neden aşı karşıtlığı mevcut?

  1. Aşı Karşıtlığı

Öncelikle iki terimin farkını bilmekte fayda var: Aşı karşıtlığı ve aşı reddi. Aşı karşıtlığı, yapılacak olan aşının geciktirilmesi ya da yapılmamasıdır. Aşı reddi ise yapılması gereken tüm aşıların reddedilmesidir.

Peki, neden insanlar böyle bir yola girdi? Tereddüt, sayın okur. Aşı hakkındaki ilk tereddütler 18. yüzyıldan itibaren artmakla birlikte günümüzde insanlara sunulan özgürlük nimetiyle gittikçe artmış olarak görülüyor.

Peki insanları tereddütte yönlendiren şey ne? Maddeler halinde sıralayalım mı?

a) Medya: İnsanlar günümüzde medyayı çok iyi kullandığı için sahip oldukları fikirlerin de yayılımı bir o kadar kolay oluyor. Aşı hakkında tereddüt sahibi olan insanların ise yapılan propagandalarla, aslında bakıldığında yalan yanlış haberlerle ve bilgilendirmelerle rahatça diğer insanları yönlendirdiğini görebiliyoruz.

Misaldir ki 2010’da Türkiye’de aşı karşıtlığı sayısı 183 iken 2017 yılında bu sayı 23.000’e kadar ilerlemiş.

b) ’Aşı şirketleri aşılardan kâr güdüyor!’ denilerek geldi aşılar haberlere. Kafalar karıştırıldı. Aşı karşıtlığı oluşturuldu. Peki neye yaradı? Ölümcül Kızamık vakaları Avrupa’da tekrar görülmeye başladı. (Oysa ki %67’lere kadar gerilemişti.)

Velev ki kâr güdüyor olsunlar. Bu sizin evladınızın ağır bir suçiçeği geçirmesinden ebeveyn vazifesi olarak ne kadar önemlidir? Sual bizim, cevap sizin olsun.

c) ‘İçerisindeki maddeler çocuğumu zihinsel engelli yapacak’ fikri!

Aslında bu fikrin temeli 1998 yılında gastrolog Wakefield’in yaptığı ‘K.K.K Aşılarıyla Otizm Arasındaki İlişki’ çalışmasına dayanıyor. Ve bu çalışma medyaya öyle güzel lanse ediliyor ki 2020 yılına baktığımızda hiç bilinmeyen bir köydeki vatandaş bile aşılar için ‘Gerizekâlı yapıyormuş doğru mu?’ sorusunu sorabiliyor.

Ancak bakıldığında bu çalışmayı yapan doktorun çalışmasının yayınlandığı The Lancet dergisindenen kaldırıldığını, hipotezi ise çıkar amaçlı olduğu düşünülerek reddedildiği ve doktorluk unvanının alındığı bilinmiyor. Sadece bu şahsın tarihte bıraktığı iz kalıyor. O da yalnızca şu oluyor: ‘Doktor Bey aşılar gerizekâlı yapıyormuş doğru mu?’

Nihayetinde bakıldığında aşı karşıtlığı gerek öyle gerek böyle günden güne artıyor. Kimi zaman yasaklar geliyor, kimi zaman aşı yaptırmayanlara para cezaları. Eskiden cezalar gelmişti ve belki de yine gelecek. (ABD’de 1870 yılı çiçek aşısı için zorunlu yapılması yasası çıkarılmıştır.)

Bu nedenle her şey için geç olmadan, tereddütleriniz varsa bundan vazgeçin. Evladınızın sağlığı için aşılarını lütfen yaptırın.

1 Comment

  1. Aşı karşıtlarını anlamakta güçlük çekiyorum. ben evladımın aşısız çocuklarla birlikte okumasını istemiyorum. evladını aşı yaptırmayacak düşüncesiz anne babalar bi zahmet gidip özel ders aldırsınlar benim evladımı zehirlemeye hakları yok. bence okul kaydında bununla ilgili evrak alınmalı aşısız çocuklar okula alınmamalı

Yorum bırakın

Your email address will not be published.

Bilim Kategorisinde Son Yazılar

D Vitamini Kanser İlişkisi

Vitaminler hayatımızda önemli yer tutan organik maddeler.  Bazıları vücudumuzda depolanabilirken bazılar da vücudumuzda depolanamaz. Bu durumu

Yumurtaaa! Korktun Mu!?

Korkmadınız değil mi? Bence de korkmayın, o canavar gibi lanse edilen şey aslında evrendeki en besleyici