descartes felsefesi

Düşünüyorum Öyleyse Varım: Descartes Felsefesi

Descartes felsefesi, aynı zamanda modernizmin doğuşu anlamına gelir. Felsefe tarihi açısından çok büyük bir dönemecin başlangıcı olan Descartes, aynı zamanda insanlık tarihini de derinden etkilemiştir. Diğer birçok filozof ve düşünür gibi Descartes’ın da en temel amacı hakikati, yani; değişmeden, daima aynı kalarak, üzerine şüphe götürülmez hakikati keşfetmektir. Hakikat, bilginin en gerçek halidir. Filozofun hakikat yolculuğu da içerisinde bulunduğu dönem, yaşadığı toplumun yaygın kanaatleri, inançları ve diğer düşünce biçimlerinden çok uzakta değildir. Fakat bazı filozoflar, gerçekleştirdikleri düşünsel sıçrayış ile toplumun ve hatta bazen çağın çok ötesine ulaşabilir. İşte Descartes, tam anlamıyla böyle bir düşünürdür. İşte kartezyen felsefenin kurucusu, modern felsefenin ise babası olarak kabul edilen Descartes hakkında bilmeniz gereken her şey!

Rene Descartes Kimdir?

Rene Descartes, 1596-1650 tarihleri arasında yaşamış Fransız; filozof, bilim insanı ve matematikçidir. İnsanlık tarihi açısından farklı bilim dalları ve disiplinlerde oldukça önemli gelişmelere imza atmış olan Descartes, analitik geometriyi icat eden kişidir. Fransa’nın Touraine şehrinde doğan Rene Descartes, yaşamının ve tüm çalışmalarının büyük bir bölümünü dönemin en ihtişamlı devletlerinden olan Hollanda’da geçirmiştir.

11 Şubat 1650 tarihinde İsveç’in Stockholm kentinde yaşamını yitiren Descartes, çok büyük oranda eserlerini Latince kaleme almıştır. Tam da bu yüzden onun hakkında en çok bilinen söz Latince; “Cogito Ergo Sum” yani; “Düşünüyorum Öyleyse Varım” ifadesi olmuştur. Her ne kadar Rene bu ifade ile özdeşlemiş olsa da onun felsefe ve insanlık tarihi üzerindeki etkisi çok daha büyüktür.

Her şeyden önce Descartes, modern felsefenin babası olarak kabul edilir. Descartes felsefesi, özellikle 17. yüzyıl içerisinde gerçekleşen epistemolojik incelemeleri tetiklemiş ve bu konuda öncü olmuştur. Descartes’ın ortaya koyduğu felsefi problemler, uzun yıllar boyunca Avrupa felsefesini derinden etkilemiş, “benlik” üzerine yapılan soruşturmaların merkezinde olmuştur.

Modern Felsefenin Doğuşu

Modern felsefenin doğuşuna ilişkin bazı spekülasyonlar bulunuyor olsa da bu spekülasyon temel olarak bir tartışma konusu değildir. Özellikle Anglo-Sakson dünyası, modern felsefeyi Francis Bacon ile başlatma eğilimindedir. Bu konuda birçok iddia bulunuyor olsa da söz konusu iddiaların temelleri güçlü bir zemine dayanmaz.

Çok daha geniş bir otorite tarafından kabul edildiği üzere modern felsefenin doğuşu, Descartes felsefesi ile gerçekleşir. Descartes, modern felsefenin temellerini inşaat ederken yeni bir felsefi metodun geliştirilmesinde de rol oynar. Her ne kadar “şüphecilik”, binlerce yıldır felsefenin konusu olsa da onun bir metot haline dönüştürülmesi Descartes ile olmuştur.

Kartezyen Düşünce Biçimi

Descartes felsefesi, kartezyen düşünceyi başlatıyor olması nedeniyle de önemlidir. Kartezyen düşünce ya da bir diğer adıyla kartezyen felsefe, temel olarak bilgi üzerindeki tüm spekülasyonları kaldırarak şüphe edilemez hakikati keşfetmeye odaklanır. Descartes’ın ve Descartes felsefesinin en temel amacı, şüphe edilemez bilgiyi keşfetmek ve hakikatin üzerindeki tüm tozları ortadan kaldırmaktır.

Kartezyen düşünce, aynı zamanda kısmen rasyonalizm de içerir. Descartes’ın özgün olarak bir metot biçiminde kullandığı şüphecilik, bu düşüncenin özünü oluşturur. Kartezyen felsefeye göre insan akıl yoluyla tüm bilgilere ulaşabilir. Fakat bu bilgilerin gerçekliği üzerine kesin önermelerde bulunmak neredeyse mümkün değildir.

Dolayısıyla insani bilgilerin tamamı, insanın tüm yaşamı boyunca eleştirmesi gereken önermelerden oluşur. Bu genel anlamıyla şüphecilik gibi görünse de Descartes’ı hakikate ulaştıran serüvenin başlangıcını teşkil eder. Şüpheciliğin bir metot olarak kullanılması sebebiyle dahi Descartes felsefesi, modern dünyanın kapılarını aralar. Onun düşünce dünyasında şüphe edilemez hiçbir şey yoktur. Bir şey hariç…

Yöntem Olarak “Şüphecilik”

Descartes felsefesi, özünü tam olarak şüphecilikten alır. Tarihin ilk şüpheci filozofu olarak bilinen Protagoras, kuşkuculuğu bir çeşit yaşam biçimi olarak görür. İnsanın her şeyin ölçütü olduğunu düşünen Protagoras’tan farklı olarak Descartes, şüpheciliğin hakikate uzanan yolculukta bir yöntem olarak kullanılması taraftarıdır.

Descartes’a tam olarak şüpheci demek, tam da bu yüzden mümkün olmayabilir. O, şüpheciliği insan yaşamının merkezinde düşünmez. Aksine hakikate ulaşmanın yöntemi olarak kabul eder. Fakat Descartes ve Protagoras felsefelerinin kesişim noktası bilgiye ulaşma sürecinde merkezde kabul ettikleri öznedir. Yani, insandır.

Bu yazımızı da tavsiye ederiz:  Türkiye'nin Yeni İttifakları: İran ve Rusya

Her iki düşünür de temel olarak bilgiye ulaşmanın merkeze insanı olarak olabileceğini ileri sürer. Bu doğrultuda Descartes’ın en temel hedefi, önce varlığını kanıtlamaktır. Bir özne varlığından emin olamıyorsa, onun ürettiği ya da ondan türeyen her bilgiden emin olması da mümkün değildir. Dolayısıyla Descartes felsefesi, her şeyden önce öznenin varlığını kanıtlamasına odaklanır.

Descartes’ın bu noktada takip edeceği felsefi uslamlama; temellerini şüpheciliğin derinlikli soruşturmasından alır. Şüphecilik, her şeyden şüphe etmeyi gerektirir. Descartes, öncelikli olarak çevresindeki nesnelerden şüphe etmeye başlar. İçtiği şaraptan, oturduğu sandalyeden ve karşısında alevleriyle duran şömineden şüphe eder.

O, şüphe edemeyecek hiçbir şey kalmayıncaya dek sorgulamasını sürdürür. Aradığı şey, tam anlamıyla ve hiçbir şekilde spekülasyona sebep olmayacak şekilde şüphe edilemez bir gerçekliği keşfetmektir. Ulaştığı nokta ise, felsefe tutkunlarının dışında herkes tarafından Descartes’ın bu denli popüler olmasının nedeni; “Düşünüyorum Öyleyse Varım” ifadesidir.

Cogito Ergo Sum: Düşünüyorum Öyleyse Varım

Birçoklarına göre Descartes felsefesi açısından bir sonuç olan “Düşünüyorum Öyleyse Varım” ifadesi, düşüncenin kanıtlanmasıdır. Oysa Descartes’ın takip ettiği şüphecilik üzerinden neden-sonuç ilişkisi incelendiğinde düşünme ediminden önce Descartes’ın aradığı gerçekliğin “şüphe edilemez” bir hakikat olduğu görülür.

Aslında Descartes, her ne kadar başlangıçta varlığını kanıtlamaya çalışmış olsa da özel olarak şüphe edilemez olanın peşindedir. Yaptığı soruşturmanın sonucunda Fransız filozof, şüphe edilemez tek şeyin “şüphe etmenin kendisi” olduğu sonucuna varır. Eğer şüphe etmekten şüphe edebiliyor olsaydı, o zaman gerçekleştirdiği tüm bu çaba baştan anlamsız olurdu. Şüphe etmek ise, Descartes’a göre düşüncenin bir edimidir.

Öyleyse aslında temel olarak Descartes’ın meşhur; “Cogito Ergo Sum” sözünün “Şüphe Ediyorum Öyleyse Varım” şeklinde olduğunu söylemek mümkündür. Descartes aslında düşünceyi şüphe edilemezliğin sonucu olarak görür. Şüphe etmek, düşünmenin en önemli parçasıdır.

Yorum bırakın

Your email address will not be published.

Makale Kategorisinde Son Yazılar