türk lirası

Erdoğan Ekonomi 101 Dersinden Kalıyor

Kategori: Çeviri/Politika

Türkiye’nin Cumhurbaşkanı, kendisinin haklı olduğuna ve diğer tüm dünya ekonomi uzmanlarının hatalı olduğuna dair büyük bir bahis oynadı.

Yatırımcılara ülkenin ekonomik istikrarı ve devamlılığı konusunda güvence vermek için, bir grup Londralı bankacı ve fon yöneticisinin, gösterişli bir öğle yemeğinde Türkiye’nin Cumhurbaşkanı’yla görüştürülmesi, Recep Tayyip Erdoğan’ın danışmanlarına şimdilik iyi bir fikir gibi görünmüş olmalı. Fakat buna karşın, Türkiye Merkez Bankası son dönemde faiz oranlarını normalde beklenen 75 baz puanından da yüksek bir seviyeye çıkardı ve bu, ülkenin ekonomik sağlığı ile ilgili sorunların sürdüğünü ve bir ihtiyatın olduğunu gösteriyor.

Ama 14 Mayıs öğle yemeği ve buna müteakip Bloomberg ile yapılan bir röportajla işler hızlıca rayından çıktı. Erdoğan, faiz oranlarına sinirlendi ve Merkez Bankası’nın bağımsızlığı konusundaki şüpheleri arttırdı. Ayrıca 24 Haziran seçimlerinden sonra eğer bir tam dönem daha kazanırsa ekonominin daha sıkı kontrol edileceğine de söz verdi.

Piyasalar merhamet göstermedi. On gün içerisinde, Merkez Bankası kilit faiz oranını 300 baz puan arttırarak yüzde 13,5’tan 16,5’a çıkarmasından önce Türk lirası yaklaşık 5 dolar seviyesinde işlem görecek kadar yeni seviyesine düştü. Merkez Bankası’nın hamlesi bu düşüşü durdurdu ve paranın değerini dengeledi ancak bu sonuç, Türkiye ekonomisi hakkındaki endişeleri gidermek için yeterli değildi. Çarşamba günü kısaca toplandıktan sonra, Türk Lirası, Perşembe günü yeniden düşüşe geçti. Erdoğan’ın sözleri, zaten gergin olan yatırımcılar arasında derinden ve olumsuz bir şekilde yankılandı.

Londra merkezli Fidelity International’da çalışan ve Türkiye ile diğer gelişen piyasalar üzerine kendisini geliştiren portföy yöneticisi Paul Greer diyor ki: “Para politikalarının daha fazla kontrol altına alınması yönünde ileri sürülen öneriler ve bu şekilde Merkez Bankası’nın bağımsızlığını tehlikeye sokulması, bir süredir piyasa katılımı için bir sorun oluyor.” Ayrıca Paul Greer ekliyor: “Eğer Erdoğan’ın amacı yatırımcıları yatıştırmak ve dövizi dengelemek ise, şuanda gerçekleşen şey tam olarak bunun tersi bir sonuç oldu.”

Erdoğan ve onun Adalet ve Kalkınma Partisi, 2000’lerin başında bir başka finansal krizi devraldığından beri, ucuz uluslararası kredilerle ve gelişmekte olan piyasalara karşı hevesle olağanüstü bir şekilde büyüdü. Kellog Yönetim Okulu mezunu, mali danışman ve birkaç yıl boyunca ekonomiden sorumlu başbakan yardımcısı olarak görev yapan Ali Babacan gibi teknokratlara sahip Erdoğan, yatırımcıları çeken ihtiyatlı ekonomi politikalarına geniş ölçüde yatırım yapmıştı.

Fakat Babacan gibi insanların son yıllarda Erdoğan’ın yanından düşmesiyle birlikte olaylar yanlış yönlere saptı. Türk lirası son beş yıl içerisindeki değerinin %60’ını kaybetti ve bu yıl dolara karşı dramatik olarak %20’lik düşüş yaşadı. Türkiye’nin dış borcu 453 milyar dolara uçtu ve ithalat ile ihracat arasındaki fark olarak tanımlanan cari açık ise geçen sene 32.6 milyar olmasına kıyasla bu sene 47.1 milyar dolara ulaştı. Enflasyon oranı yükseldi ve tüketici güveni alçaldı.

Ekonomistler ve yatırımcılar, gelişmekte olan ekonomilere karşın global olarak mevcut ilginin azalmasından dolayı Türkiye’nin zarar gördüğünü düşünüyorlarsa da ayrıca Erdoğan’dan ve onun ekonomi hakkındaki sıra dışı fikirlerinden de endişe duyuyorlar.  Zürih merkezli varlık yönetim firması GAM Investments’ta yatırım direktörü olan Paul McNamara: “Erdoğan’ın görüşleri son 10 yılda yaptığı her şeyden daha fazla önem taşıyor. Erdoğdan eskiden söyleyeceğini söylerdi ve buna siyasi bir sebep sunardı. Ardından ise Merkez Bankası ortaya çıkar ve faiz oranlarını arttırırdı. Fakat bu artık böyle devam etmiyor” dedi.

Foreign Policy Dergisi’ne konuşan uzmanlar, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın genel olarak dünyada kabul edilen standart kavramlarla uyuşmadığı konularda bir takım ekonomik ilkeler sıraladılar.

“Faizler bütün kötülüklerin anasıdır”: Erdoğan, para arzını sıklaştırmanın enflasyonu düşüreceğine dair olan ekonomi kuralını hiçe sayarcasına defalarca yüksek faiz oranlarının enflasyona yol açtığına inandığını tekrarladı. Onu savunanlardan bazıları bu fikrin, bir ülkenin faiz oranlarını arttırarak kendisini deflasyondan çıkarabileceğini öne sören bir ekonomist olan Irving Fisher’a dayandığını söylüyorlar. Erdoğan kariyerinin başından beri faiz lobisine karşı çıktı ve yatırımcılar ise bu görüşü bir dönem ekonomik gerçeklerin yan etkilerini hafifleten bir politika olarak görmüşlerdi. Fakat şimdi Erdoğan’ın faize karşı düşmanlığının, faizi günah gören İslam ve Hristiyan gibi daha felsefi görüşlere dayandığı çok açık. Dahası, Merkez Bankası’nın yöneticilerine karşı açıkça yaptığı muhalefet dolayısıyla, yatırımcıların bu kurumun bağımsızlığı konusunda endişelenmelerine yol açtı.

Nomura’daki Japon finansal holding şirketinde çalışan bir ekonomist olan İnan Demir: “Yıllar içerisinde birçok yabancı yatırımcı, Erdoğan’ın yüksek faiz oranları konusundaki görüşünü, faiz oranlarına getirilen klasik politikacıların yaptığı bir eleştiri olarak görmüşlerdi” diyor. Ve ekliyor: “Fakat daha yakın zamanda, özellikle Erdoğan’ın Londra’daki yabancı yatırımcıların önünde yaptığı son açıklamalarla birlikte, birçok insan bunun daha farklı olduğunu ve bu düşüncenin onun inanç sisteminde daha köklü olduğunu düşünmeye başladı.”

Büyüme, büyüme, büyüme: Türkiye’nin son yıllardaki ekonomik büyümesinin büyük bir kısmı, devletin sağladığı kredi garantileri ve diğer araçlarla, Erdoğan’ın siyasi müttefikleri olan inşaat ve kalkınma devlerine, inşaat için uygun kredileri kolayca finanse etmesiyle yaşanan inşaat patlamasından kaynaklandı. Onun ucuz krediye olan inancı; Türkiye’nin herhangi bir sınırlama, yüklenme olmadan ve enflasyon baskısını şiddetlendirmeden büyüyebileceğine bağlı. Erdoğan, Türkiye’nin ekonomisinin herhangi bir yan etki olmadan senede yüzde 7’ye kadar büyüyebileceğine inanmış görünüyor. Fakat ekonomistler, kontrolsüz büyümenin bir ülkeyi duraklamanın ortasına atacağına ve enflasyonla birlikte –şuanda enflasyon yüzde 10 oranlarında seyrediyor- tüketicilerin servetlerini ve kazançlarını yiyebileceği konusunda uyarıyorlar. Uluslararası Para Fonu (IMF) ve diğer ekonomistler, Türkiye’nin yüzde 4’ten daha fazla büyümemesi gerektiğini söylüyor.

İstanbul merkezli Türk ekonomi danışmanı olan Atilla Yeşilada: “Her ekonomi belirli bir hızda büyüyebilir. Eğer kendi kapasitenizden daha hızlı büyürseniz, enflasyon yaratırsınız. Erdoğan-omi ise bunu reddediyor.”

Yatırımcılar ne olursa olsun gelecekler: Birçok sektörde gerçekleşen doğrudan yabancı yatırım dalgası, Türkiye’nin 2000’ler boyunca ekonomik başarısının artışında rol oynadı. Fakat şuanda bu dalga, Türk lirasının mevcut yaşadığı düşüşten dolayı yatırımcıların servetlerini kaybetme riski taşıdığından azalıyor. Erdoğan da ayrıca Türkiye’de köklü yatırımları olan Almanya, Fransa ve Hollanda gibi ülkelerle sorunlar yaşadığı için bu durum daha da kötüye gitti. Erdoğan, hükümetin özellikle 2016’daki darbe girişiminden sonra bu darbeyle uzaktan yakından bağları olanların varlıklarına el koymasından sonra, yurtdışı kökenli şirketlerin gün geldiğinde ülkenin politik olarak aşırı istikrarsız olduğuna karar verebileceğine dair endişeleri önemsemedi.

Abu Dhabi’deki bir düşünce kuruluşu olan Vaşington kökenli Delma Institute’ten Selim Sazak: “Erdoğan gelişmiş sanayiye sahip demokrasilerin ve onların hırslarının kendisini herhangi bir riskten koruyacağına inanıyor. ‘Eğer Hollanda bizi sevmiyorsa Unilever dükkanı kapatsın. Eğer Fransa bizi sevmiyorsa, Renault buradan gidebilir’ diyor.” Fakat bu tehlikeli bir oyun ve zaten Türkiye’de bulunan köklü firmalar çekilmeye istekli olmasalar da Erdoğan’ın değişken politikaları yeni yatırımcıları vazgeçirebilir.

Orta sınıf halkı vergilendir: Genelde gelişmiş ülkeler, orta sınıf halkı, ekonomik gelişmenin ve yeniliğin aracı olarak görürler. Fakat Erdoğan’ın yönetimindeki Türkiye, zaten çoğunlukla Adalet ve Kalkınma Partisi’ne oy vermeyen seküler ve şehirli sınıflar olan devlet memurları ve tüketiciler pahasına, yoksulları ve zenginleri ödüllendiren ve gerileyen vergi politikalarına sahne oldu. Yüzde 18’lik tüketim vergisi, ekonominin büyük kısmını finanse ederken, devlet memurlarının ve maaşlı bordro çalışanlarının vergileri kendi maaşlarından düşmekte. Tüketicilere uygulanan dolaylı tüketim vergileri Türkiye’nin vergilerinin yüzde 70’ini oluşturmaktadır.

Bu arada, hükümet tarafından finanse edilen fakir ve alt-orta sınıf vakıflar, yemek vermekten yardımcı eğitime kadar çeşitli hizmetler sunmaktadır. Selim Sazak: “Küçük esnaf ve serbest meslek sahipleri gibi Erdoğan destekçileri, orta sınıf halktan daha girişimciler. Bu insanlar için vergilendirmeler zaten daha azdır. Gelir vergisi kendi kendine işler” diyor.

Aynı zamanda, şirketler ve büyük işletmeler için düzenli vergi afları, zenginlerin yükünü hafifletiyor. Uzmanlar bundan dolayı suçun teşvik edildiğini söylüyorlar ve bu sayede varlıklara sahip sınıfın iktidar partisine bağlı kaldıklarını belirtiyorlar. Erdoğan’ın partisi, 2002’de iktidara geldiğinden beri hükümet yedi adet vergi affı önerdi. Atilla Yeşilada: “Eğer vergi aflarını sürekli şekilde tekrarlarsanız, vergilerin ödenmemesi konusunda bir beklenti yaratırsınız” diyor.

Selim Sazak ise: “Buna Robin Hood stratejisi diyebilirim. Düşmanlarından al ve destekçilerine ver” diyor.

Türkiye’nin ekonomik sorunlarının arkasında yabancılar var: Erdoğan finans ekibinin Çarşamba günü, önemli olan borç faiz oranını arttırmasına izin verdikten sonra bile bunu dolarla mücadele etmenin bir yolu gibi anlattı. Ayrıca onun milletvekilleri, Türk lirasının sorunlarını Erdoğan’a siyasi olarak zarar vermek isteyen isimsiz komplocuların bir komplosu olarak tanımladı.

Erdoğan’ın damadı olan Enerji Bakanı Berat Albayrak, liradaki düşüşün nedenini “dışarıdan planlanan bir operasyon” olarak tanımlarken, Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ, devlet televizyonunda “Doları manipüle ederek milletimize ve onun cebine ve seçim sonuçlarına zarar verebileceğine inananlar yanılmaktadır” diyordu.

Devleti güçlendir: Suudi Arabistan’ın aksine, Türkiye’nin iddialı projeleri finanse etmek amacıyla yabancı para birikimi yahut devasa petrol zenginliği bulunmuyor. Fakat yine de 2016 yılında, sahip olunan kamusal mal varlıklarını projelerde para toplamak amacıyla kullanmak üzere bir varlık fonu kuruldu. Bu başarılı olmadı ama Türkiye, farklı alanlarda kullanmak üzere sermayeyi arttırmak amacıyla kamu mülklerini –özellikle toprakları- sıkça kullandı. Ayrıca sermayeyi arttırmak için ülkenin hava yolları olan Türk Havayolları’nı ve posta servisini de kulllanıyor.

İnan Demir diyor ki: “Türkiye’nin cari hesap fazlası ve doğal kaynakları yok. Böyle bir ülkenin varlık fonuna sahip olması beklenenin dışında bir şeydir.”

“Sen kimsin” de benim kredimi derecelendiriyorsun: Ocak ayında, tahvil derecelendirme kuruluşu olan Fitch, Erdoğan’ın Türkiye’nin kredibilitesini değerlendiren uluslararası firmalar hakkında yaptığı olumsuz yorumlar karşısında İstanbul ofisini kapattığını duyurdu. Erdoğan; Fitch, Moody’s ve Standard & Poor’s gibi derecelendirme kuruluşlarına defalarca karşı çıktı ve yatırımcılara bu kuruluşların Türkiye’nin kredi değerini düşürdükleri zaman itibar etmemelerini gerektiğini söyledi ve bu durumdan politik olarak motive olduğunu tarif etti. Erdoğan: “Anayasa seçimlerinin yapılıp yapılmadığı sizin üstünüze vazife değildir” dedi ve kredi derecelendirme kuruluşlarına seslenerek “Siz kimsiniz?” dedi.

BlueBay Asset Management’te çalışan ve gelişen piyasalar stratejisti Timothy Ash: “Bu tarz konuşmalar yatırımcıları rahatsız ediyor” diyor ve ekliyor, “Derecelendirme kuruluşlarının yaptıkları iş bu. Onlarla uğraşmak pek de zekice bir şey değil gibi. Bu sadece durumu kötüleştiriyor.”

Fidelity International’den Paul Greer, derecelendirme kuruluşlarının bu şekilde sorgulanmasının, yatırımcıları, ülkeyi yönetenlerin realiteyi görmezden geldikleri konusunda endişeye sürüklediğini söylüyor. “Sayılar yalan söylemez. Bu durum yatırımcılara, Türk otoritelerin dengesizlikleri kavrayamadıkları yönünde bir izlenim uyandırıyor” diyor.

Erdoğan’ın kredi derecelendirme kuruluşlarına karşı muhalifliğinin yanında Türkiye’nin ekonomik sorunları için yabancı dış güçleri suçlayan komplo teorileri, ironik olarak ülkenin göz alıcı yükselişini finanse eden ve şu anda endişeleri olan küresel yatırımcılara da yönelik kızgınlığın göstergesi oluyor.

Çeviri

Yazar: Borzou Daragahi

Çeviren: Nihat

Orijinal Metin (25/05/2018)

Bir cevap yazın

Eposta adresiniz yayınlanmayacaktır.

*