küresel ısınma

Her Yönüyle Küresel Isınma

“Küresel Isınma” kavramı son birkaç yıldır Türkiye’de sıkça duyuluyor olsa da, içinde ABD ile AB ülkelerinin yer aldığı Batı Dünyası’nda uzunca bir süredir tartışılıyor. Hem çevre hem siyaset hem de sivil toplum kuruluşlarınca gündemde tutulan bu “sıcak” konunun ne olduğu, nasıl etkilediği, bireysel anlamda neler yapılabileceği ise hep araştırılan merak konularını oluşturuyor. Sıfırdan, bilimsel söylem ve terimlere çokta girmeden, olabildiğince yalın şekilde küresel ısınma konusuna değinmek istiyoruz bu içeriğimizde…

Tarihsel Süreç

İnsanlık, varlığını göstermeye başladığı günden bugüne bir şekilde üretmiştir. Gel gelelim Avrupa’daki Sanayi Devrimi ile beraber uluslararası siyasetteki dengelerin değişmesi gibi, çevresel anlamda da değişiklikler yaşanmaya başlanmıştır. Hem yeni hammaddelerin işlenmesi başlamış hem de zaten kullanılan hammaddeler yeni tekniklerle işlenmeye başlanmıştır. Bununla beraber, daha önceki üretim oranlarının üstüne çıkılmış, önce buhar, sonra da elektriğin yardımıyla üretim oranları tüketim oranlarının önüne geçmiştir.

Tüketim çılgınlığı 1980’li yıllarda yepyeni bir boyuta ulaşıp 1990’lı yıllarda küresel ölçekte kendisini göstermiştir. “Kullan ve at” düsturuyla atıklarda artış yaşanmış ve popüler kültürün de etkisiyle çevre bilinci ve/veya doğa sevgisi unutulmaya yüz tutmuştur.

Küresel Isınma

“Global Warming” şekliyle akademi ve siyaset yazınında yer alan ve Türkçesi “Küresel Isınma” olan kavramı ilk kez 1970’li yıllarda ABD’li biliminsanı Wallace Broecker tarafından kullanılmıştır. Bu terim, kısaca insanların sebep olduğu sera gazlarının küresel düzeydeki sıcaklık ortalamasını artırması şeklinde tanımlanmaktadır. Örneğin NASA’ya göre 1970’li yılların sonundan günümüze dek tüm yerkürede görülen değişim 2 Celcius üstünde gerçekleşmiştir. Bu noktada hatırlatmakta fayda var: Doğrudan bu terimle ilgisi olan iklim değişikliği ise, Dünya genelinde veya bir bölgede yaşanan uzun soluklu değişimi ifade etmektedir.

Sonuçları ve Etkileri

Küresel ısınmanın birinci hissedilebilir etkisi, ortalama sıcaklıklardaki artıştır. Örneğin 1970 Nisan tarihinde X bölgesindeki ısı ortalaması, günümüzde kuvvetle muhtemeldir ki en az 0.5 Celcius daha yüksektir. Bir diğer ifadeyle, iklimlerin alışılageldik özelliklerini değiştirmektedir. Isıdaki değişim ise karlı gün sayısını da, Güneşli gün sayısını da etkilemektedir.

İklim şartlarındaki değişimler, yani kış mevsiminin belirli günlerinin çok daha dondurucu olması ya da yaz mevsiminde aşırı yağış düşmesi gibi anormal durumlar tarımı da etkileyebilmektedir. Örneğin Kıyı Ege’ye özgü ot, meyve ve sebzelerin bu gidişatla her geçen yıl rekoltesinde düşüş yaşanması ve uygun iklimin gitgide kuzeye çıkması tahmin edilebilir bir sonuçtur. Fransa’da iklim değişikliğinden ötürü zeytin ve üzüm yetiştiricilerinin karşılaştığı zorluklar bu noktada somut bir örnek olmuştur.

Karbondioksit Seviyesi
Yıllara göre dünyadaki karbondioksit seviyeleri (NASA)

Küresel ısınmanın bir diğer sonucu ise doğal afet sayılabilecek hava olaylarıdır. Denizlerin günbegün yükselişi belki insan gözüyle test edilemeyebilir; ancak bir anda oluşan fırtına, tufan ve hortumlar bunun önemli bir örneğidir. Öyle ki bu tip hava olaylarının neredeyse hiç yaşanmadığı yerlerde bile yaşanmaya başladığını hatırlıyor olmalısınız. Türkiye’den geçilen haberlerde, hemen her yıl daha fazla hortum haberi izlediğinizi veya yaz ortasında alışılmadık sağanak yağışlar duyduğunuzu düşünüyorsanız haklısınız. Bu durum kutuplarda da olmaktadır ve buzullar her yıl biraz daha erimektedir. Bu, küresel ısınmanın varlığına bir kanıt oluştururken, diğer yandan hem denizlerin yükselmesine hem ısının daha da artmasına hem de bölge hayvanlarının (özellikle kutup ayıları) geleceğine risk oluşturmaktadır.

Küresel ısınmanın uzun vadeli etkileri henüz tam anlamıyla hissedilmiyor olsa da, kısmî şekilde varlığını göstermektedir. İklim şartlarıyla ilgili paragrafta değinilen Fransa örneğinden de anlaşılacağı üzere, kıtlık, küresel ısınmanın en önemli sonuçlarından birisidir. Her tahıl, meyve ve sebze belli iklim koşullarında yetiştirilebilir. İklim sıcaklıklarındaki değişimler ise bunların ekim alanlarını günbegün daraltmaktadır. Artan nüfusa karşın azalan ekilebilir alanlar kıtlığın ilk işaretleridir.

Ne Yapılıyor ve Ne Yapılabilir?

Küresel çapta siyasiler bazı anlaşmalar imzalıyor olsa da, bu anlaşmaların bağlayıcılığının olduğunu savunmak isabetli olmayacaktır. Zira 2017 yılında ABD, Paris İklim Anlaşması’ndan çekildiğini duyurmuştu. Birçok gelişmiş ülke bu ve benzer (özellikle Kyoto Protokolü) anlaşmalara yanaşıyor olsa da, gelişmekte olan ve gelişmemiş ülkelerin rıza göstermesi çok nadirdir. Bunun da sebebi, bu tip ülkelerin ekonomik olarak kalkınmalarını sağlamaya dönük adımlarıdır ve bu adımlar da sözü geçen çoğu anlaşmada uygun görülmeyen ve hatta yasaklanan eylemlerdir.

Sivil toplum kuruluşları (STK) da kendilerince kimi eylemlerde bulunmaktadır. Bazısı halkı bilinçlendirme yolunu seçerken, bazısı doğrudan müdahale etme fikrini benimsemiştir. Kimi zaman yerel düzeyde bile olsa etkileyici oldukları birçok kez görülmüştür.

Bireylerin yapabilecekleri ise en yalın şekliyle çevrelerini korumak, buna özen göstermek ve mümkün olduğunca fazla kişide farkındalık yaratmaktır. Birçok “evde tasarruf” yöntemi aslında diğer yandan çevreyi koruma, yani küresel ısınmayla mücadele etme yolları arasındadır. Kâğıt kullanımının azaltılması, toplu taşımanın tercih edilmesi, gereksiz yere elektrik tüketilmemesi gibi davranışlar ev ekonomisine olduğu gibi küresel ısınmaya karşı da önemli adımlardır.

Bireylerin atabilecekleri ufak adımlar, başkalarını da teşvik edici olabilmektedir. Bir iş, doğum veya evlilik gibi kutlamada fidan dikimi bunun en güzel örneklerinden birisidir. Fidan dikilemese bile, eve yakın bir bölgede göze ilişen fidana ara sıra su vermek bile güzel bir davranış biçimidir.

Bir not: Ayrıca bir not düşelim. Her ne kadar vejeteryanlar için göstermelik olarak kabul edilse de, veganların, yani hiçbir şekilde bal, yumurta ve süt gibi hayvansal gıda tüketmeyenlerin bazıları küresel ısınmaya istinaden bu kararlarını almış bulunmaktadır. Zira özellikle büyükbaş hayvan yetiştiriciliğinin de atmosfere salınan sera gazları üstünde hatırı sayılır bir etkisi kabul edilmektedir. Ayrıca tedarik zincirinin çeşitli aşamaları (lojistik ve taşımacılık gibi) da etkilidir.

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

Blog Kategorisinde Son Yazılar

Bu Ne Öfke

Hançer gibi saplandı yüreğime bugünün de eriyip gidişi. Zamanın çağıltısını izleyerek dolaşıyorum

Bazı Şeyler Yazılmaz

Hepimiz yazıyoruz; farklı şekillerle, farklı sebeplerle. Bilmiyorum kaç kişi kendini yeterli görüyor.