Heretik Bir Günlükten Notlar

2

2020 Yılı Geride Kaldı (mı?)

Birçok olayın yaşandığı ve alışık olmadığımız huylar edindiğimiz bir seneyi geride bıraktık. Aslında hiçbir şeyi geride bırakmadığımızı veya 31 Aralık 2020 ile 1 Ocak 2021 arasında hiçbir fark olmadığını düşünebilirsiniz ancak biz insanlar yaşamı dönemlere ayırmayı seviyoruz. Bu neslin ancak salgın konulu filmlerden görebildiğine benzer bir dönemden geçiyoruz. Fakat yalnızca sağlık ile ilgili durumların değil tüm dünyadaki sosyopolitiğin de bir Hollywood filmi tadında geçtiğini söylemek mümkün. Yoksa biz her tarafta maskeli insanlar (gagalı maske) veya ölen milyonlarca insan ile ilk kez karşılaşmıyoruz. Hatta geçmişte salgın kaynaklı ölümler o kadar fazla olmuştu ki bunu tiye alabilmek için Danse Macabre (ölüm dansı) türü ortaya çıkmıştı. Danse macabre salgının fakir-zengin dinlemediğini ve hep birlikte öldüğümüzü simgeleyen bir figüre dönüşmüştü. Tabi ki Yersinia Pestis yani vebadan bahsediyorum…

Tüm dünyada bir şeylerin değiştiğini görebildiğimizi söyleyen birçok insan var. Fakat bu sürpriz bir önerme olmamalı. İnsan bile dünden bugüne değişiyor, dünya her gün değişiyor. Aslında insanlık belirli paternleri tekrar ediyor da olabilir. Ancak giderek hızlanan 21. yüzyılda bu paternlerin değişim süresi oldukça kısaldı.

2021 adına daha umutlu olduğumu söyleyebilirim. Ancak kesinlikle bir şeyler daha iyi olacak diye değil, yalnızca dünya daha temkinli olacağı için. Öyle görünüyor ki Avrupa’ya bu sene iklim değişikliği damgasını vuracak ve iklim değişikliğinin 2030 ve 2050 hedefleri daha somutlaşacak. 2021 yılında uzay teknolojileri adına birçok yenilik göreceğiz ve yeni aşı teknolojileri kanserlere yönelik silahlarımızı güçlendirecek. Uluslararası kuruluşlar bu sene de güçlerini toparlayamayacak ve bu durum tüm dünyada neoliberal düzenin eski gücünü bu sene de göremeyeceğimizin bir işareti olacak. Yeni fakat çok daha mortal seyreden bir başka salgın ile karşılaştığımızda uzun bir süre maske üretmek konusunda dahi zorlanabileceğimizi fark eden dünyada sağlık yönetimi konusunda yeni modeller üretilebilir.

Türkiye için çok değişik bir sene olacağını söylesem kimse garip karşılamayacaktır. Bu sene çok büyük bir seçimin ön hazırlıklarına sahne olacak olan Türkiye aynı zamanda hem ABD hem de AB yaptırımlarıyla yüzleşecek. Ocak ayının başından itibaren görebileceğiniz üzere hemen siyasi atmosfer değişmeye başladı. Seçimler yaklaştıkça çok daha ilginç şeyler göreceğimize hiç şüphem kalmadı. Tüm bunların yanında topluma yansıyan ciddi bir ekonomik buhran ile hayatımızı sürdürmeye devam edeceğiz. Size iç siyasetimizin kısa dönemli gidişatını tahmin edebilmek için ufak bir sır vereyim: siyasi liderlerimizin ceket içerisine yelek giyip giymemelerine göre siyasi atmosferin nereye kayacağını tahmin edebilirsiniz. Çok sansasyonel ve bilim dışı oldu farkındayım ancak dikkat etmenizi tavsiye ederim. Henüz yanıldığımı görmedim.

Whatsapp’ın Yeni Kullanıcı Sözleşmesi ve Signal

Sürekli Whatsapp kullanan birisi olarak (hepimiz öyle değil miyiz?) geçen günlerde karşıma çıkan yeni kullanıcı sözleşmesini gördüğümde bu kadar gündem olacağını tahmin edememiştim. Artık Whatsapp tüm uygulama içi verilerini Facebook ile paylaşacak. Ancak bu tüm dünyada geçerli bir yenilik değil. Örneğin Avrupa ülkelerinde geçerli olmayacak.

İlginç bir şekilde bu durum kamuoyunda ve insanlar arasında bir yankı uyandırmış gibi gözüküyor. Bu sebeple insanlar farklı mesajlaşma uygulamalarına yönelmeye başladı. Tabi ki bu durum Whatsapp’ın Türkiye’deki popülerliğini sarsabilecek büyüklükte olmayacak. Ancak yine de dikkate değer.

Birçok kişi gibi ben de bu olaylar sonrasında Signal isimli bir telefon uygulamasını keşfettim. Hali hazırda yıllardır bulunan bu uygulama verilerinizi hiçbir şekilde kimseyle paylaşmıyormuş. Aynı zamanda verilerinizi herhangi bir sunucuda değil kullandığınız cihazda saklıyormuş. Buna ek olarak açık kaynak kodlu bir yazılım. En azından arkadaşınıza cips yiyelim dediğinizde sağda solda cips reklamı görmemek için güzel bir alternatif…

Kaçınılmaz Son Olarak Fakirleşiyoruz

2020 yılının sonu ülkemizde ekonomik bir krizin olduğu ve bunun iyice halka yansıdığının herkes tarafınca kabul edildiği bir dönem oldu. Bu durum tespitinin hem muhalefet hem de iktidar tarafından dillendiriliyor olması en azından bir gelişmedir.

Ancak birtakım problemler neticesinde Türkiye’nin ekonomisi resesyondan kaçamaz bir duruma düştü. Suçun müsebbibini kimde ararsanız arayın, artık fakirleşme kaçınılmaz. Türk lirasının değerini koruma amacıyla atılacak her adım toplumu fakirleştirecek, aksi durumda ise günü kurtarma uğruna geleceğe daha büyük bir fakirlik mirası bırakmış olacağız. Özetle Türkiye, önümüzdeki yıllarda ekonomik açıdan zorlu bir süreç geçirecek. Bu ekonomik dalgalanmalar ise kim bilir hangi dengeleri alt üst edecek…

Erken Seçim, Geç Seçim, Seçim?

Bu yıl içerisinde bir seçim olacağını düşünmüyorum. Her ne kadar hızlı değişen ve dönüşen gündemimizin öğrettiği üzere erken konuşmak pek mantıklı olmasa da bunu düşündürten birkaç sebebim var. İlki muhalefet partilerinin yükselişte olmasına rağmen yeterince konsolide olamamış olması. İkincisi ise iktidar partilerinin ekonomik problemlerin halkta yarattığı etkiden çekiniyor olması.

Özetle, eğer 2021’in ilk yarısında bir seçim görür isek bunun sonucunun hiçbir şeyi değiştirmeyeceğini şimdiden söyleyebilirim. Eğer olur da 2021’nin sonlarına doğru şartların zorlaması ile bir seçim olur ise o zaman nasıl sonuçlanır kestirebilmek çok güç. Ancak bu sene çok çekişmeli, dış politikada hem uzlaşmacı hem tepkisel, fakat fazla bir şeyin değişmeyeceği bir sene olacak gibi… Erken seçim, geç seçim veya seçim olup olmaması tamamen muhalefet partilerinin vereceği bir sınav olacak. Ancak günümüzün siyasi partilerinden birisi hiç beklenmedik zamanlarda ülkeyi erken seçime götürmek gibi meşhur bir geçmişe sahip; sürprizler ile karşılaşmak mümkün.

Popülizm Çöküyor Mu?

Trump’ın başkanlık koltuğunu Biden’e bırakması ile birlikte dünyadaki popülizmin azalacağı yorumları yapılmıştı. Ancak Biden yönetiminin önceki Demokrat yönetimleri gibi olamayabileceğini düşünüyorum. Aslında 2020 yılında popülizmin düşüşünün en büyük aktörleri Angela Merkel ve Jacinda Ardern idi. Ancak bunun ABD’nin yeni yönetimi ile sürdürülebileceği konusunda emin değilim. Avrupa Birliği’nin baş aktörlerinden Angela Merkel’in yerine yeni gelecek ismi de bu sene göreceğiz.

Ancak ‘popülizm’in son yılların en meşhur tabiri olma mevkisini kaybetmeyeceği kesin…

mRNA Aşıları ve Nobel Ödülü

KOVID-19’a yönelik aşı çalışmaları hızla sürüyorken tüm dünyada birkaç marka aşı öne çıktı. Bunlardan hiç şüphesiz en ses getireni Alman aşısı diye duyduğumuz Özlem Türeci ve Uğur Şahin’in kurmuş oldukları BioNTech’in aşısı. Bu aşı mRNA teknolojisini kullanarak bağışıklık sağlıyor ve aşı teknolojilerinde ulaşabildiğimiz en ileri noktalardan bir tanesi. Türeci ve Şahin’in önderliğinde böyle bir aşının geliştirilmiş olması içten içe bu topraklarda yaşayan insanları gururlandırıyor olmalı ama bu başarı kesinlikle Türkiye’ye ait değil. Acaba neden bizim topraklarımızdan bir aşı çıkamıyor diye bir düşünmek lazım. Ya da neden insanlar beyin göçü gerçekleştiriyorlar?

Hücrelerimiz yapı taşlarımız olan proteinleri sentezlerken kendisine göre bir programlama dili kullanır. Biz bu dilin toplamına kısaca DNA veya RNA diyoruz. Hücreler protein sentezleyebilmek için gerekli motifleri DNA’larında saklarlar. Ancak bu motifleri okuyarak kullanabilmeleri için önce onları mRNA formatına dönüştürmeleri gerekir. DNA’daki motifleri okuyup onları yeni bir kâğıda aktaran hücre mRNA üretmiş olur. Daha sonra bu mRNA protein üretmekle görevli ribozomlara gider. Ribozomlar mRNA’yı okuduğunda DNA’daki motifleri anlamlandırarak çeşitli aminoasitleri yan yana dizmeye başlar. Böylelikle DNA’da şifrelenmiş bilgiler ribozom tarafından okunarak proteine çevrilir.

Peki biz dışarıdan bir mRNA molekülünü hücreye versek? Bu durumda ribozom mRNA’da kodlanmış veriyi okuyarak ona göre yeni bir protein sentezleyecektir. Peki ya bu sentezlediği protein virüse karşı özel bir molekül ise? Sanıyorum tüm dünyayı etkileyen ve sağlıktan öteye sosyoekonomik düzeni de tehdit eden bu salgına yönelik böyle etkili bir çözüme Nobel Ödülü verilebilir. Aziz Sancar’dan sonra Türeci ve Şahin hocaların Nobel Ödülü alması burada bilimi seven insanlara büyük bir moral ve geleceğe yönelik bir örnek olacaktır. Her ne kadar mRNA aşı teknolojisi KOVID-19 aşısı ile bulunmuş bir şey olmasa da bu aşıların pandeminin boyutu ölçüsünde büyük bir etkisi olacağı kesin. Umuyorum bu temennim gerçek olur ve 2021’de güzel bir haber alırız.

Tartışma Programlarındaki Renksizlik

Neden tüm tartışma programlarında aynı kişileri görüyoruz? Türk televizyonlarında siyaset de sağlık da savaşlar da konuşulsa toplamda 30 kişiden oluşan bir ekibi izliyoruz. Bu her konuda fikir sahibi insanlar hala nasıl izlenebiliyor anlamıyorum. Resmen tüm yıl boyunca aynı yüzler, aynı fikirler görmekten o kadar sıkılmış olmalıyız ki… Zaten birçok insan artık Medyascope veya Youtube gibi platformlar üzerinden özgün programları takip ediyor.

Suriye Savaşı ile ilgili saha silahlarından bahseden kişi 3 gün sonra koronavirüs ilacından bahsedebiliyor. Hiç kimse de demiyor ki bu nasıl bir saçmalıktır. Yalnızca dalga geçilen bir twit ve birkaç on bin beğeni ile bu olayı unutuyoruz. Oysa dimağımız daralıyor, fikirlerimiz tekdüzeleşiyor ve tabiki doğru bilgiden mahrum kalıyoruz.

***

Gündemi ve dünyayı yorumlayabilecek kadar ciddiye almak ancak kendi işini yapabilecek kadar hafife almak gerekiyor. Dünyayı bilim ve teknoloji kurtarabilir ancak bu kulağa hoş gelen bir tekerleme olmasın? Nasıl ki insan karmakarışık bir toplamdır, hayat da öyle. Çok basit açıklamalar bu kompleksitede yalnızca birer illüzyondan ibarettir, bu günlüğün ilk yazısında olduğu gibi…

Yaşamak ancak çalışmak ve üretmek ile anlamlı olabilir. Bu bağlamda Maslow Piramidi'nin hem gerçek hem yalan bir tarafı vardır. İhtiyaçlar hiyerarşisini gerçek bir teoriymiş gibi düşünüp 'otobüsü kaçırmış bir milletin çocuğu' olmasak mı artık?

2 Comments

    • Teşekkür ederim Zahid. Biraz senin yazı formatına da benzemiş oldu bu arada 🙂

Yorum bırakın

Your email address will not be published.

Deneme Kategorisinde Son Yazılar

Yalnızlığa Farklı Bir Bakış

Yalnızlık insanın bütün benliğiyle; bütün zamanlarda ve bütün mekanlarda kendini diğer varlıklardan uzak hissetmesi halidir aslında.