II. dünya savaşı ve türkiye

II. Dünya Savaşı sırasında Cumhuriyet Halk Partisi

Cumhuriyet Halk Partisi II. Dünya Savaşı döneminde savaşa girmemesine rağmen zorlu dönemlerden geçti.

Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün ölümünün ardından Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) genel başkanlığı görevini İsmet İnönü üstlendi. İnönü’nün genel başkanlık döneminde Almanya’nın Polonya’ya saldırmasıyla II. Dünya Savaşı başladı. Tüm dünya için başlayan zor günlerden savaş fiili olarak katılmayan Türkiye Cumhuriyeti de nasibini aldı. İnönü tüm dünyanın karıştığı o günler için “yangınlar içinde inleyen Asya ve Avrupa kıtalarının bitişik noktasında sessizlik yurdu” ifadesini kullanmıştı.

Türkiye Cumhuriyeti savaşa fiili olarak katılmamış olsa da ekonomik olarak büyük sıkıntılar yaşandı. Birçok temel gıda malzemesi karneye bağlandı. Ordu teyakkuza geçirilerek olası bir savaşa karşı hazır tutuldu. Bu dönemde yaşanan en olumlu gelişme Milli Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel tarafından kurulan Köy Enstitüleri oldu.

Çok partili dönemin başlangıcı

çok partili hayata geçiş

CHP’nin Atatürk liderliğindeki döneminde çok partili hayata geçiş denemeleri başarısızlığa uğramıştı. TBMM’de başını toprak ağası Adnan Menderes’in çektiği Celal Bayar, Refik Koraltan ve Fuat Köprülü’nün yer aldığı grup, Dört Takrir isimli önergeyi CHP Grup Başkanlığı’na sundu. Söz konusu önerge parti içi özgür tartışma ortamı istiyordu. Bu önergenin Meclis’e sunulduğu günlerde Meclis’te “Çiftçiyi Topraklandırma Kanunu” görüşmeleri gerçekleşiyordu. Bu kanunla sahip olunabilecek toprak alanı sınırlandırılıyor ve tarım arazilerinin büyük kısmının topraksız köylülere tahsis edilmesi planlanıyordu. Toprak ağası olan Adnan Menderes’in içinde olduğu bu grup bu yasaya çok sert muhalefet ediyordu. Menderes’in muhalefetine rağmen yasa Meclis’ten geçirildi ve İnönü hemen akabinde Dört Takrir önergesini CHP grubuna reddettirdi.

Adnan Menderes ve Fuat Köprülü Meclis’e sundukları önergenin reddedilmesinin ardından Vatan gazetesinde rejim aleyhinde yazılar yazmaya başladı. Bu davranışlarının sonucunda Eylül 1945’te Cumhuriyet Halk Partisi bünyesinden ihraç edildiler. Bu duruma tepki gösteren Celal Bayar milletvekilliğinden istifa etti. Gelişmeleri yakından takip eden İnönü, Kasım 1945’te açıklama yaparak iktidar partisinin karşısında muhalefet partisi olması gerektiğini söyledi. Muhalefet partisi kurulmasının önü açılmasıyla beraber Celal Bayar CHP’den istifa ederek parti kuracaklarını duyurdu. Ertesi yılın ilk ayı Celal Bayar’ın genel başkanlığıyla Demokrat Parti kuruldu.

Demokrat Parti’yle gerginlik süreci

Demokrat Parti’nin (DP) kuruluşuyla beraber 10 Mayıs 1946’da CHP II. Olağanüstü Kurultay’ı toplandı. İnönü bu kurultayda şef ve değişmez genel başkan ünvanlarını bıraktığını açıkladı ve bazı uygulamalara son verildiğini duyurdu. Bu kurultayda ayrıca sendikalaşmaya izin verildi, sınıfsal bazda parti kurulmasının önündeki engel kaldırıldı. Bu demokratik gelişmelere rağmen CHP, DP’nin yeni kurulan bir parti olması ve henüz teşkilatlanamamış olmasını fırsat bilerek erken seçim kararı aldı. 21 Temmuz 1946’da gerçekleşen seçimi yüzde 70 ile 396 sandalye alarak kazandı. Seçimde DP 61, bağımsızlar ise 7 sandalye kazanabildi. Öte yandan 1946 seçimi yargı denetiminde gerçekleştirilmedi, açık oy ve gizli sayım ile yapıldı.

celal bayar ve adnan menderes
Celal Bayar ve Adnan Menderes

CHP’nin galip çıktığı seçimlerin ardından Recep Peker başbakan olarak atandı. Demokrat Parti’ye karşı sert tavırlarıyla tanınan Peker, her iki parti arasındaki ilişkilerin gerilmesine yol açtı. Demokrat Parti’nin TBMM’yi boykot edeceğini dillendirmesi üzerine İnönü, hem Peker’i hem de Demokrat Parti Genel Başkanı Celal Bayar’ı dinledi. İnönü görüşmelerin ardından yayınladığı 12 Temmuz Beyannamesi ile taraflar arasındaki ilişkileri yumuşatmayı başardı. Bu süreci Peker’in istifası ve Hasan Saka hükümetin kurulması takip etti. Keza DP’den de Mareşal Fevzi Çakmak, Osman Bölükbaşı, Hikmet Bayur’un içinde bulunduğu bir grup istifa ederek Millet Partisi’ni kurdu.

Seçmeli din dersleri müfredata girdi

1948 yılına gelindiğinde çıkarılan yeni seçim yasası yargı denetimini öngörmüyordu. Bu karara tepki gösteren DP yerel seçimleri boykot etti. 15 Ocak’ta Hasan Saka hükümetinin istifasıyla beraber hükümeti kurma görevi medrese tahsili görmüş olan Şemsettin Günaltay’a verildi. Günaltay dönemi aynı zamanda seçmeli din derslerinin müfredata girdiği ilk dönemdir.

1949 yılının Haziran ayında gerçekleşen Demokrat Parti’nin ikinci kongresinde seçimlere hile karıştırılmaması talebiyle Milli Teminat Andı kabul edildi. Bu anda CHP tarafından eleştirel yaklaşılarak Milli Husumet adı verildi. Tüm bu gelişmelerinin ardından yargı denetimini kabul eden yeni bir seçim yasası 1950’de yürürlüğe sokuldu.

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

Blog Kategorisinde Son Yazılar

Adsız

Bir kırlangıç geçti dün üstümden selam bile vermeden.  ‘Nerden gelir nereye gidersin?’