koronavirüs sonrası

Koronavirüs Sonrası Dünya Nasıl Bir Yer Olacak?

Yasin, Nurullah, Mutlu Ceyhun, Ekrem, Zahid, Onur ve Nihat'ın yorumlarıyla

/
1

Koronavirüs sonrasında dünyanın nasıl bir yer olacağı ile ilgili çokça yazılıp çizildi. Biz de Parlak Jurnal yazarları olarak farklı açılardan kendi fikirlerimizi bir araya getirmek istedik. Bu amaçla Yasin, Nurullah, Mutlu Ceyhun, Ekrem, Zahid, Onur ve Nihat düşüncelerini yazdılar.

Dünyayı kasıp kavuran bu pandemi, bizi eve kapatmakla kalmadı. Hayatı sorgulamamıza da sebep oldu!

Yasin tarafından,

Üzerinde yaşadığımız yerküre elbette birçok salgın gördü. Birçok pandemi dünyayı kasıp kavurdu. Ama biz görmedik. Bilmedik. Bu nedenle hazırlıksız yakalandık. Hem psikolojik hem de teknik olarak kendimize yetemedik. Ama yaşanan onca şeyden sonra bir şekilde adapte olduk.

Bu dönemde kendimizi bol bol sorguladık. Tabiri caizse kendi içimize döndük. Elbette birçok şey değişti. Değişen şeyler arasında; hayata bakış açımız, sosyallik algımız, kendimizi ifade ediş tarzımız, eğitim ve öğretim sistemindeki değişim başı çekti diyebiliriz. Ve yaşadıklarımızdan sonra dünya nasıl bir yer olacak diye sorsalardı, şunları derdim: Artık uzun uzun düşündük. Kayıplarımızdan sonra, peşinde koştuğumuz makamların, mevkilerin ne kadar boş olduğunu daha iyi kavradık. Ne istediğimizi biliyoruz. Bu süreçten sonra, insanların hayallerinin peşinden daha çok koştuğunu göreceğiz. Bir nesil daha salgın hastalık gördüğü için ilerde bu konuyla alakalı içerikler okuyacağız. Oyunlar, sinema filmleri izleyeceğiz. Bu süreçte, teknik anlamda da kendimizi geliştirdiğimiz için çoğunlukla örgün olan eğitim sistemi değişecek. Artık internet aracılığıyla daha da kolay ulaşılabilir hale gelecek. Çoğu ülke bu salgınla birlikte sağlık, ekonomi gibi alanlarda, ders niteliğinde sınavlar verdi. Bu nedenle ülkelerin ekonomik ve sağlık politikalarının da gözden geçirileceği, başarısız sınav veren ülkelerde birçok sistemin değişeceğini söyleyebiliriz.


Yeni korona virüs bize doğanın sahibi değil ancak bir parçası olabileceğimizi gösterdi.

Nurullah tarafından,

Yeni korona virüsün hayatımıza girmesiyle kişisel ve küresel olarak yeni bir normale doğru yol alıyoruz. Çünkü yaşanan tablolar bize, böyle bir duruma karşı ne kadar açık ve hazırlıksız olduğumuzu gösterdi. Hazırlıksız olmanın yanı sıra yaşadığımız doğaya olumsuz açıdan ne kadar müdahil olduğumuzu da.

Her bir insan olarak yaşadığımız evreni bizle aynı gün doğmuş, bizle aynı gün ölecek gibi kullanıyorduk. Görünen o ki doğanın sahibi değiliz, ancak güçlü bir parçasıyız.

Evlerimizde kaldığımız bugünlerde hayvanların, bitkilerin, şehirlerin ve atmosferin kısacası insan dışındaki her şeyin bir nefes aldığına şahit olduk. Böyle bir dünyayı özlediğimizi fark ettiniz değil mi?

Doğa insandan intikamını alıyor diyebilir miyiz bilmiyorum ama gördüğümüz şey doğanın kendini idame ettirmeye çalışması, onun parçası olan diğer canlıların yaşama içgüdüsüyle hareketi ve bizim onlara karşı bu fırsatı tanımayışımız. Doğal hayata kontrolsüz müdahalemiz nedeniyle vücudumuzun tanımadığı mikroorganizmalara daha çok maruz kalmaya başladık. Ve bu açgözlülüğümüzle maalesef bu bir son olacak gibi durmuyor.

‘’Doğayla savaş halindeyiz, eğer kazanırsak kaybedeceğiz.’’ -Hubert Reeves


Toplum değişmek istemedikçe korona virüs bizi ne kadar değiştirebilir ki?

Mutlu Ceyhun tarafından,

Wuhan, COVID-19, pandemi, aşı, dezenfektan, sosyal mesafe, maske, kolonya ve bunlara benzer yüzlerce kelime korona virüsün dünyaya merhaba dediği ilk zamanlarda toplum gündeminde, manşetlerde ve haberlerde kendine yer bulmaya başlamış hatta 11 Mart 2020 itibariyle ülkemize de yolu düşen korona virüs 1. sırada kendine yer edinmişti. Bu kadar magazin ve ünden sıkılmış olsa gerek ki COVID-19 salgını azalma eğilimi gösterince gündemden de düşmeye başladı. Bu sefer ise siyaset, ekonomi, futbol, terör, kutuplaşma gibi koca çınar ünlülerimiz gündemimizde eski yerlerini edinmeye başladı. Kısacası COVID-19 öncesinde ne varsa yine aynısı. Hatta COVID-19 salgını artış eğilimindeyken bu ünlülerimiz arada gündemimizde bazı enstantaneler sergilediler ama kimse birinciyi geçmeden birinci olamaz. O yüzden toplum gündeminde COVID-19 gibi kalıcı yer edinemediler. Bu yaşananlar aslında bize COVID-19 sonrasında nasıl bir dünya olacağını açıkça ortaya koymaktadır.

Bir sabah COVID-19 olmayan bir dünyaya uyandığımızı düşünelim. Ne değişir ki eski hayatımızdan? Bir zamanın en verimli toprakları Mezopotamya’ya ithal edilen tarım ürünleri, hep 50 TL’lik akaryakıt alan insanlar ve artan akaryakıt fiyatları, insan haklarına bile saygı duyulmayan toplumdan hayvan haklarına uymalarını beklemek, bütün spor branşlarına ve müsabakalarına olan saygısızlık, güvensizlik ve holiganlık, eğitimcinin oluşturduğu stres ve ağır yük ile bunlara eşlik eden gelecek kaygısının neden olduğu ağır bunalımlar yüzünden intihar eden öğrenciler, kızını para için gencecik yaşında evlendiren lafta ebeveynler, cebinde bir lirası bile olmayan, çocuğuna şeker bile alamayan, borçlardan kurtulmak için canına kıyan babalar, koca şiddetinden kaçıp devletin güvenli ellerine sığınmak isterken bir köşe başında kocası tarafından öldürülen anneler, birini öldürüp sonra ondan haber alamıyorum diye televizyonda ağlayan lafta masum katiller, halk en üst seviyeden vergisini öderken seçtiği insanın milletin meclisinde vergisiz yemek yerken halkım için savaşıyorum diye verdiği röportajlar, istediği ilacı yazmadı diye dövülen hekimler, sirke ile korona virüse ve kansere çare bulan magazin doktorları, ağaç için soyunan aç insan için körü oynayan aktivistler, hayal kurmaktan vazgeçmiş antidepresanlar ile yaşayan bir genç nesil …  Hangisi değişecek bunlardan? Toplum değişmezse yaşanan değişimler sıradandan öteye gitmez, farkındalık oluşturmaz. Kısacası biz hala aynı biziz. Biz böyle oldukça maske stoklamaktan ve artan kolonya fiyatlarından başka hiçbir şey değişmeyecek.


Yeni şeyler öğrenmiş olarak devam edeceğiz.

Ekrem tarafından,

Evet, bu olay ile temizliğin önemini daha bir anladık. El yıkama oranları dünyadaki en yüksek toplumlardan biri olabiliriz. Lakin gördüğümüz üzere koronavirüs bizi de etkiledi. Bu olay ile maske, eldiven, dezenfektan ve diğer korunma malzemelerinin önemini gördük. Sağlık çalışanlarına şiddetin bir türlü önüne geçilemediği ülkemizde, aslında bu insanların bizim için ne kadar hayati değere sahip olduğunun farkına vardık.

Eve kapanmakla sosyal bir varlık olan insanın aslında çalışmaya, işe gitmeye, boş oturmak yerine bir şeylerle uğraşmaya ne kadar yatkın olduğunu öğrenmiş olduk. Bazı ülkelerde üretimi azalan fabrikaların havaya daha az zararlı gaz salması ile siyahtan maviye dönen gökyüzüne şahit olduk. Daha az insanın dışarı çıkmasıyla doğal yaşamın kendini yenilediğini, Venedik kanallarına yunusların döndüğünü, sokakların daha az kirlendiğini, hatta hiç çöp olmadığını gördük.

Tüm bunlara rağmen dünya üzerinde yaşayan bazı insanlar, kullandığı maskeleri, eldivenleri yere atmaya devam etti. Bu tek kullanımlık ürünlerin kullanıldıktan sonra kesinlikle çöpe atılması gerekirken, sağlık ve hijyen açısından, böyle ortalığa atılması beni gerçekten çok üzdü.

Hani ortada bir yanlış vardır, düzeltilmez. Birileri bundan zarar görünce düzeltilmeye çalışılır ya; sağlık çalışanları ile ilgili kanunun da bunun üstüne çıkması gerçekten manidar oldu. A özür dilerim, bu konu birileri zarar görünce de düzeltilmemişti. Ülkemizi geçiyorum artık, olanları biliyoruz. Mesela Hindistan’da halkın kendilerine koronavirüs tedbirlerini anlatmaya gelen sağlık çalışanını kovaladıklarına şahit oldum.

Umarım dünyamız bu konularda kendini günceller. Umarım insanlar bu eve kapanmada, yanlış olduğumuz konular üzerinde biraz düşünmüştür de aklını başına almıştır. Lakin şunu da belirteyim, insanlara ulaşma konusunda en büyük organ olan medyanın, bu dönemde virüs tedbirleri dışında insanımızı eğitme konusunda bir ilerlemesine şahit olmadım. Sağlıcakla kalın.


Yaşadığımız Pandemi teknolojinin şekillendirdiği yeni dünya dinamiklerine daha çabuk adapte olmamız gerektiğini ortaya koyuyor.

Zahid tarafından,

Öncelikle bütün dünyada ‘Pandemi’ sözcüğünün zihinlerde güçlü bir karşılık bulduğuna inanıyorum. Tabii burada önceki salgınlardan farklı olarak sosyal medyanın da etkisi büyük. Ben bu salgının dünya açısından üç temel sonucu olacağına inanıyorum:

1- Salgın, Hastalık, Aşı: Salgın sayesinde insanlar hem hijyen konusunda yeni alışkanlıklar kazandı hem de aşının ne kadar önemli, kurtarıcı bir araç olduğunu ‘büyük bir kitle’ anlamış oldu. Ben salgın sonrasında doğru bir propagandayla aşı karşıtlarının sayısı azalabilir diye düşünüyorum. Fakat bize aşı yapmak için, çip takmak için dünya güçleri virüsü üretti mentalitesi tam tersi bir sonuç da ortaya çıkarabilir. Sonuçta insanlık sağlığın değerini kavramış ve salgın durumunda ortaya çıkabilecek tablonun da canlı tanıklığını yaparak yaşamını buna göre şekillendirmiş olacaktır diye düşünüyorum.

2- Teknoloji, Ekran, Sosyal Medya: Zaten çoğumuz asosyalliğe ve teknoloji bağımlılığına doğru kayıyorduk. Herhalde salgın sayesinde evlere kapanan ve bir yandan da hem haberleri takip etmek hem de can sıkıntısını ortadan kaldırmak için teknolojik aletleri daha yakından tanıyan insanoğlunu artık ekrandan hangi güç ayırabilir? Bir de sosyal medyanın gücü bir kez daha kanıtlanmış oldu. Böylece gelecekte gerek sosyal medyaya gerekse talepleri artan ‘online alışveriş altyapısına’ büyük ölçekte yatırımlar olacaktır.

3- Ekonomi, Yardımlaşma: Maalesef salgın sonrası dünyayı büyük bir ekonomik kriz bekliyor olabilir. Ülkemizde de doların ve altının gördüğü astronomik değerler küresel çapta bir krizde hasar görme ihtimalimizi kaçınılmaz kılıyor. Bu noktada ülkelerin yeni stratejiler geliştirmesi ve ekonomik kriz olursa birçok insanın işsiz kalma riski de söz konusu. Fakat salgın sırasında ülkemizin yardımsever damarını da bir kez daha görmüş olduk. İşsizler, sokakta kalanlar, aç ve garip çocuklara yardımlar yapmak için birçok kurum faaliyete geçti. Bu yardımların salgından sonra da devam etmesini temenni ederiz elbette. Normalleşme ve krizi atlatma sürecinde bana kalırsa ülkemizin nefret, öfke ve hakaret atmosferinden ziyade birlik, beraberlik ve dayanışma ruhuna ihtiyacı var.

Sevgilerimle.


Koronanın Edebiyat ve Sinema Dünyası Üzerine Etkiyecek Olması Gerçeği

Onur tarafından,

İnsanoğlu yaşadığı tüm mutlulukları ve hüzünleri bir sonraki nesillere daima aktarma, anlatma çabasında olmuştur.

Misaldir ki bu Dünya’nın görmüş olduğu 1. ve 2. Dünya Savaşı ile ne çok filmler, diziler çekilmiş ne çok kitaplar yazılmıştır.

Nitekim bir acıyı daha ardımızda bırakacağız, bırakıyoruz. İnancımdır ki bizler de Koronavirüs ile ilgili süreci anlatacak birçok eser oluşturacak, her insana yaşadığımız derdimizi, acımızı ve merhemimizi anlatmaya çalışacağız.

Bu durum muhakkak bizlere geride bıraktığımız yaralarla şu soruyu sorduracaktır: Vay be neler yaşamışız?

Ve tabii ki öğreneceğimiz acıklı ve mutluluk dolu hikayelerden de şunu demeyi ihmal etmeyeceğiz: Daha neler göreceğiz?..


Her kriz çözümlere gebedir. Acaba insanlığın sıkıntılarını analiz edebilip çözümlere ulaşabilecek miyiz? Yoksa…

Nihat tarafından,

Krizleri, krizlerin içerisindeyken yorumlayabilmek oldukça güç. Post-COVID-19 dünyası için çok şey yazılıp çizildi. Zira insanlık medeniyeti geçmişte çok ciddi salgınlarla zaten karşılaşmıştı. Bu yüzden “post-covid-19” tabirinin kendisi aslında bir romantizm içeriyor olmalı. Fakat insanların Soğuk Savaştan bu yana ciddi bir kriz görmemiş olmaları bu olayın devrim niteliğinde olduğunu düşünmelerine yol açıyor. Yüksek ihtimalle, kriz dönemi geçtiğinde hızlı bir şekilde bu olayı unutacağız. Bu sebeple ani değişimler olmayacağını düşünüyorum. Fakat uzun süreli bir dönüm noktası olacağı gerçeği göz ardı edilmemeli.

Bu salgınla birlikte devletlerin hala başat bir konumda olduğunu yeniden görmüş olduk. Krizlerin yönetiminde devlet dışında bir mekanizma henüz başarılı olabilmiş değil. Koronavirüs salgınıyla birlikte devletlerin aldığı önlemler salgının yayılmasını engelliyor fakat bunun aynı zamanda devletlerin bir baskı ve otorite deneyi olduğu da ciddi şekilde ortada. Devletler bu salgının verdiği güç ile dolaylı olarak bir deneme yapıyorlar ve insanların tepkilerini de dolaylı olarak ölçüyorlar. Zaten tüm dünyada otoriterliğin yükseldiği bir dönemde, mevcut salgın yanan bir ateşe benzin dökmüş oldu da diyebiliriz. Bana kalırsa, dünyadaki neslin değişmesiyle ve teknolojinin getirdiği refahla birlikte geçmişi daha çabuk unutuyoruz, unutmamız bize bir engel teşkil etmiyor. Fakat bu durum liberal dünyanın ciddi şekilde sorgulanmasına yol açıyor. Acaba liberal düzen bir ütopyanın başarısız bir perdesinden mi ibaret? “Liberal delüzyonlar” Batı’nın gözünü kör mü ediyor? Bu pandemi bazı liberal kurumların eleştirilmesine ve liberalizmin yeniden yorumlanmasına yol açabilir. Yaşanacak ekonomik krizlere değinmiyorum bile. Karamsar düşünmenin tersine; Dünya Sağlık Örgütü gibi ciddi şekilde eleştirilen kurumlar, bu sayede güçlü bir şekilde kendini yenileyebilir.

Her kriz çözümlere gebedir. Aklı başında insanlar bu krizi iyi tatbik edebilirse iki önemli soruna ciddi çözümler bulabileceğimizi düşünüyorum. İlki sağlık alanındaki “discovery void” ve bununla ilişkili problemler ve ikincisi iklim değişikliği.

Tıp camiasında uzun sürelerden beri yeni bir antibiyotik bulunamıyor olmasına “discovery void” deniyor. 1920’li yıllardan 1990’lı yıllara kadar birçok antibiyotik keşfedilmişken ne yazık ki son birkaç on yıl içerisinde ilaç bulma hızı oldukça düşmüş bir durumda. Fakat yaklaşık her 10 yılda bir ciddi salgın yapan (ki 10-15 yıl sonra yeni bir koronavirüs salgını çıkabileceğinin de bir göstergesi olabilir) koronavirüs ile birlikte salgın hastalıklar ve bunlara yönelik tedaviler için bilim insanlarında yeni bir ilgi ortaya çıktı. Bu durum ise yeni ilaçların keşfedilmesi için ciddi bir teşvik ortaya çıkarabilir. Sonuçta koronavirüsün mortalitesi %90 da olabilirdi. O zaman ne yapacaktık? Bu virüsün, sonraki salgınlara hazırlanmamız için bir fırsat olduğu su götürmez bir gerçek.

discovery void

Uzun sürelerden beri iklim değişikliği büyük bir sorun olarak karşımızda duruyor. Fakat bu problem katastrofik bir etki yaratmadığı için (bkz. suyu yavaşça ısıtılan kurbağa deneyi) görmezden gelinebiliyor. Fakat bu tip bir virüse karşı kriz yönetiminde zorlanan ülkeler, çok daha büyük bir iklim değişikliği krizine karşı ne yapacaklar? İklim değişikliği sadece küresel ısınmayı değil aynı zamanda değişen iklim koşulları, canlı türlerin azalması, hastalıkların artışı, su kıtlığının ortaya çıkması, malnütrisyon ve açlığın artması, sefaletin artması, terörün ve radikal düşüncelerin yükselmesi gibi birçok etki ortaya çıkarabilir. Bu yaşadığımız salgın krizi, iklim değişikliğine yönelik çok daha ciddi ve radikal önlemlerin alınması gerektiğinin anlaşılabileceğine dair bir ümit oluşturuyor.

Kısacası koronavirüs sonrası dünyada liberal değerler sorgulanacak ve ülkeler arası ve toplum içi gerilimler tırmanacak. Fakat bu sorgulamalar bizi daha iyi bir noktaya mı yoksa daha kötü bir noktaya mı taşıyacak? Bazı değerler sorgulanıp daha başarılı şekilde mi yorumlanacak yoksa önemlerini yitirecekler mi? Bu soruların cevabına karşı karamsar bir şüpheye sahibim. Ancak sağlık alanında antibiyotikler ve antivirallere karşı ilginin artacağı şimdiden görülüyor. Ayrıca bu krizin öğrettikleriyle birlikte insanoğlu aklını kullanır ise iklim değişikliği gibi potansiyel krizlere karşı daha etkili çözümler üretebilir.

1 Comment

  1. solunum yoluyla bulaşan hastalıklar konusunda artık insanlar daha bilinçli mesela ben 8 aydır grip vb olmadım demek kimaske gerçekten sadece covidi değil birçok hastalığı koruyor.

    Sanal dünyanın gücü anlaşıldı
    virüsler üzerine daha çok çalışılacak
    basit ama benim gördüklerim bunlar

Yorum bırakın

Your email address will not be published.

Deneme Kategorisinde Son Yazılar

Cisimler ve Şekiller

İlkokul yıllarında minicik insanlara, fen bilgisi derslerinde “gezegende ağırlığı ve hacmi olan her şeye cisim denir”

Aynadaki Kimlik

Daha önce yazmış olduğumuz #AppleEvent ve İphone X incelemesi adlı yazıda Apple şirketinin İphone X ile birlikte