kürk mantolu madonna
/

Kürk Mantolu Madonna Kitap İncelemesi – Sabahattin Ali

Kürk Mantolu Madonna, Türk Edebiyatı’nın popülaritesini hala koruyan nadide eserlerinden bir tanesidir. Eser 1943 yılında Sebahattin Ali tarafından kaleme alınmıştır. Hikayemizin kahramanı olan Raif Efendi’nin Almanya’da geçirdiği yaklaşık 1 yıllık süreci ve o süreçten sonra üzerinde bıraktığı etki anlatılmaktadır. Eğer kitabı henüz okumadıysanız okumanızı şiddetle tavsiye eder ve yazının bundan sonraki kısmında bolca kitaptaki hikaye hakkında bilgi bulunduğu için yazıya devam etmenizi tavsiye etmiyorum.

Son zamanlarda özellikle sosyal medyada kahve ile birlikte çekinilen görsellerinin sıkça paylaşıldığına şahit olduğumuz bu eserin bu kadar popüler olmasındaki sebep, kısa olması ve güzel bir kapağa sahip olmasının yanında; okunduğu zaman insanın içinde burukluk bırakan hikayesidir. Özellikle hikayemizin kahramanı Raif Efendi karakterinde, okuyan bir çok kişinin kendinden bir parça görmesi, diğer karakterimiz olan Maria Puder’in hayata ve erkeklere dair görüşlerinin mükemmelliği, hikayedeki karakterlere ve olaylara adaptasyonu oldukça hızlandırıyor.

Umursamaz bir babanın oğlu olan Raif’in, önce İstanbul’a “bir mektep bul oku” diye, sonrasında ise Almanya’ya sabun fabrikaları gözlemlemek amaçlı gönderilmesiyle hikaye başlıyor. Sanata, özellikle de resime oldukça meraklı olan Raif’in bir resim galerisinde tablodaki kadına aşık olması ve gerçekte o kadını bulmasıyla da bütün hayatı değişiyor.

Şimdi aramızda noksan olan şeyin ne olduğunu biliyorum! Bu eksik sana değil bana ait… Bende inanmak noksanmış… Beni bu kadar çok sevdiğine bir türlü inanamadığım için, sana aşık olmadığımı zannediyormuşum

Başlarda kurdukları dostane ilişkiler zamanla bir kadın erkek ilişkisi halini almaya başlasa da Maria bu ilişkinin daha fazla ilerleyemeyeceğini düşünüyor. Bir erkekte aradığı her şeyin Raif’te olduğunu fakat bütün bu şartlara rağmen Raif’i sevemediğini söylüyor. Bütün bu süreçler yaşanırken bütün ömrü boyunca beklediği insanı bulduğunu düşünen Raif; Memleketteki ailesini, Almanya’ya gönderiliş amacını, gelecekte Maria ile nasıl yaşayabileceklerini ve şuan ki yaşantısına dair her şeyi unutup sadece Maria ile vakit geçirerek hayatına devam ediyor. Kitabın bu bölümlerinde bir insanın henüz yeni tanıştığı bir insana nasıl bağlanabileceğini çok güzel bir şekilde görüyoruz.

Bu kısma kadar ki kısım okuyucuya çok fazla duygu durum değişikliği sunmuyor. Her ne kadar insanın aklında Maria’nın Raif’e söylediği ben seni sevemiyorum sözleri merak uyandırsa da Raif’in Maria’ya olan büyük aşkı ve Maria ile geçirdikleri zamanlar okuyucunun içinde huzur bırakıyor.

Bir yılbaşı gecesi hikayenin ve Maria Raif ilişkisinin durumu da değişmeye başlıyor. Maria o gün hastalanıyor ve aralarında geçen şeylere rağmen hala Raif’i sevemediğini söylüyor. Devam eden süreçte Raif depresif bir dönem geçiriyor sonrasında ise Maria’nın ağır bir hastalık geçirdiğini öğreniyor. Sonraki süreçte günlerce kapısının ve hastanenin önünde bekliyor. Hastaneden sonra evde Maria’ya bakmaya devam ediyor ve Maria’nın yılbaşından sonraki süreçte ne yaptığını sorması üzerine onun yollarını gözlediğini ve günlerce kapısında beklediğini anlatıyor. Bütün bu yaşananlardan sonra ikisinin de uyumadığı bir gecenin sabahında Maria, Raif’e;

Şimdi aramızda noksan olan şeyin ne olduğunu biliyorum! Bu eksik sana değil bana ait… Bende inanmak noksanmış… Beni bu kadar çok sevdiğine bir türlü inanamadığım için, sana aşık olmadığımı zannediyormuşum

şeklinde, aslında onu ne kadar sevdiğini söylemesi üzerine hikayenin başından beri içimizdeki o burukluk da bitiyor. Fakat her güzel şeyde olduğu gibi Raif ve Maria’nın hikayesinde de her şey güzel giderken olumsuzluklar art arda gelmeye başlıyor. Raif babasının ölüm haberini alıyor, halihazırda hasta olan Maria, Prag’a annesinin yanına gidiyor. Giderken Raif’e “Şimdi gidiyorum ama ne zaman gel dersen gelirim” diyor. Raif bu cümlenin hayaliyle memlekete dönüyor. Eniştelerinin mirasta kandırmalarına dahi bu cümlenin hayaliyle göğüs gerip Maria ile birlikte yaşayacakları ev için çalışmaya başlıyor. Bu sırada da Maria ile mektuplaşıyor. Maria mektuplarında başka bir yere taşındıklarını söylüyor fakat taşındığı yerin adresini söylemiyor. Bir mektubunda Raif, artık onu çağıracağını ve bir çok şeyi hazırladığını söylüyor. Maria ise ona bir sürprizi olduğunu fakat bu sürprizi geldiğinde yüz yüze söylemesinin daha uygun olacağını söylüyor fakat bu yazdığı mektup Raif’e yazdığı son mektup oluyor. Devam eden süreçte Raif bir türlü Maria’dan haber alamıyor. Yıllar sonra pansiyondan tanıdığı Maria’nın uzaktan akrabası olan bir kadın ile Ankara’da karşılaşıyor ve Maria’nın akıbeti ve ona olan sürprizini öğreniyor.

Yazımın bundan sonraki kısmını hikayeyi merak edip kitabı okumadığı halde bu yazıyı okuyan meraklı okurlar ve kitabın sonunu unutanlar için kitaba başlamalarını umarak kesiyorum. Umarım bu durum için bana çok kızmazsınız.

Kitabın başında Sebahattin Ali’nin hayatını okurken bir yıllığına Almanya’da bulunduğunu okumuştum. Kitabı bitirdiğimde ise aklımda şu soru vardı. Acaba Sebahattin Ali bu olayları yaşamıştı da yazmıştı yoksa bulunduğu yerlerden ve gördüğü şeylerden etkilenerek mi bu muhteşem hikayeyi yazmıştı? Bunun için internette yeteri bilgiye ulaşamasam da eğer yaşadıysa yaşadıkları, eğer esinlenerek oluşturduğu bir hikaye ise bu müthiş eser için kendisini sonsuz saygı ve şükran ile anıyorum.

1 Comment

  1. Bu kitap gerçekten kesinlikle okunması gerekenler listesinde. Sonu biraz belki üzücü bitiyor ama tadı damağınızda kalıyor. İnceleme için teşekkürler.

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

Blog Kategorisinde Son Yazılar

ex machina filmi

Ex Machina Filmi

Ex Machina filminin klasikleşmiş bilimkurgu filmlerinden farklı bir yapıt olduğunu en başta belirtmekte