Seni Anlatıyorum Çünkü…

Kategori: Deneme/Edebiyat

Şimdi oturdum seni anlatıyorum. Tüm işim bu. Bu günü takvimlerden çalıp sana ayırdım. Dünyanın düzeni filan umurumda değil. İsterlerse bu günü şubata eklesinler.

Evde musluklar su damlatıyor. Televizyonda karıncaların olmadığı bir kanal buldum. Kim isterse değil. Kime isterse ona Bakan Bey konuşuyor. Biliyorsun ya dinlediğimden değil. Maksat ses olsun.

Bugün seninle beraber çekindiğimiz bir fotoğrafı buldum. Senin arayıp da bulamadığın, bulmak için evin altını üstüne getirdiğin. Hani bir kedi vardı senin sevdiğin…

Hani bir öğle vakti

Usulca sana sokulan kedi

Duruşuyla güldürmüştü seni

***

Hani yine aynı gün

Aniden bana dönmüştün

Yüreğimiz serçelerin yüreği

Gibi pır pırlanmıştı

Senin dediğin gibi artık kaloriferi hiç kapatmıyorum. Haklıymışsın. Küresel ısınma filan derdin hani. Ama Kuzey Kutbu’nda kutup ayıları daha uzun yaşıyor mu bilmiyorum. Her neyse işte, böyle faturalar daha az geliyor.

Bugün kapıcı Ferhunde Hanım geldi. Kocasının askerlik arkadaşı davalık olmuş. Ayın ortasında duruşması varmış. Hayrına bir bakıver avukat bey dedi. Ben bu işleri bıraktım, dedim. Hiç olmazsa bir yol göster, akıl ver dedi. Bir gazete parçasına akıl hastanesinin adresini yazdım. Verdim, iğreti bir bakış attı bana. Anladı sanıyorum. İnşallah bir daha gelmez.

Bahçede her şey yerli yerinde duruyor. Hiç dokunmadım. Yalnız çiğdemler, ters laleler soldu.  Bizi bıraktığın gibi kaldı her şey. Susuz, eksik, yaşadığına pişman…

Hangisi olduğunu bilemediğim herhangi bir gün, adımlarımla düşüncelerimden uzaklaşmaya çalışırken bankta oturan bir çift gördüm. Mutluluğu nimetten saymadıkları her hallerinden belliydi. Yanlarına sokuldum. Dik dik baktım kavga çıkartmak istercesine. Kadın bakışlarını kaçırdı. Adam kadının elini daha sıkıca tuttu. Tanıyor gibi laubali bir selam verdim. Korktular ama yine de gelip kimsin diye sordular.

Bende kısaca hikayemizi anlattım. Avukat olduğumdan, bir davada kurtardığım müvekkilimin suçlu olduğunu bildiğim halde savunduğumdan. Senin bana sen çok değiştin demeni. Bana kızıp aceleyle dışarı çıktığını. Alkollü bir adamın değil. Alkol almış ve kendini kaybetmiş bir arabanın, seni attığın çığlıkla birlikte benden kopardığını. Polise suçunu itiraf edip teslim olan adamın o gün arabayı kullanan adam olmadığını. Mahkemenin tek celsede sonuçlandığını anlattım. En son da kurtardığım müvekkilimin aynı seni benden alan alkollü araba gibi bir başka kadını eşinden ayırdığından bahsettim.

Gençler uzun uzun baktılar birbirine. Sustular. Bakışlarımı, pişmanlığımı hayra yordular. Üzüldüklerini söylediler. Yalnız ölmemek için. Birbirinin elini daha bir sıkıca tutup karşıya geçtiler. Üzüldüklerini söylediler ama. Biliyorum bana değil. Sana…

Seni anlatıyorum çünkü seni çok ama çok özlüyorum…

Gezmeye, okumaya, güzel bir tiyatro izlemeye aşığım. Gecenin bir yarısı eve giderken, sessizce yanınızdan geçebilirim. Sizinle aynı oyunda, yan yana aynı repliğe gülebiliriz. Evet, o gün bunun farkına varamayabiliriz. Ama belki bir gün, bir anıda, bir yazıda rastlaşırız sizinle. Kim bilir?

2 Yorum

  1. Yazının sonuna geldiğimde yutkunduğumu fark ettim. Ben de sizin gibi uzun uzun yazmayı severim ancak bu yazıdan sonra kısa ve anlamlı konuşacağım: “hayat çok acı.” Sevgiyle… -nihce

    • Yorumunuz için teşekkür ederim. Bizim bu yaşadığımız ince elenip sık dokunan bir hayat. Yarınlardan, yaşadıklarımıza bakınca ne güzel diyelim. Ne güzel geçmiş bir hayat, ne hoş… Hepsi olmasa da sanırım bir kısmı bizim elimizde.

Bir cevap yazın

Eposta adresiniz yayınlanmayacaktır.

*