Serbest Kürsü-3: Üç Kısa Öyküyle “Sabır-Tevekkül-Ön yargı”

/
2

SABIR MEFHUMU: Uçan At

Pers Sultanı iki adamı ölüme mahkum etmişti. Sultanın atını ne kadar sevdiğini bilen adamlardan bir tanesi hayatı bağışlanırsa ‘bir yıl içinde ata uçmayı öğreteceğini’ söyledi Sultan’a. Kendini dünyadaki tek uçan ata binerken hayal eden Sultan bunu kabul etti. Diğer adam fal taşı gibi açılmış şaşkın gözlerle arkadaşına baktı. “Atların uçamadığını biliyorsun. Nasıl olup da böyle delice bir fikirle çıkabildin ortaya? Yalnızca kaçınılmazı geciktiriyorsun öyle değil mi?” deyince arkadaşı şöyle cevap verdi: “Pek değil, kendime dört özgürlük şansı veriyorum;

Birincisi Sultan bu yıl ölebilir. İkincisi ben ölebilirim. Üçüncüsü at ölebilir. Ve dördüncüsü… belli mi olur, belki ata uçmayı öğretebilirim!”

Sözün Özü; Bazen başımıza gelen her şeyi kontrol edebileceğimizi düşünür, geçmişte kaçırdığımız fırsatlar için pişman olup üzülürüz. Oysa bazı şeyler gerçekten de zamana bırakılmayı hak eder. Bazen kısmette varsa olur sözü bize çok mantıklı gelmeyebilir. Ama aslında bu sözün arkasında plasebo da olsa bekleyiş ve sabır için güzel bir örnek vardır. Zamanın akışı içerisinde çözülemeyecek problem neredeyse yoktur. Sürekli geçmişi ya da geleceği düşünüp endişelenmek yerine yaşananları kabullenip yeni fırsatlar yaratmaya çalışmak ve umut meyvelerinin olgunlaşmasını sabırla beklemek en iyi çözüm yolu değil midir?

TEVEKKÜL MEFHUMU: Boğulan Papaz

Kasabayı sel basmış. Sular giderek yükselirken, halk panik içinde kaçmaya başlamış. Bir tek kasabanın papazı yerinden ayrılmıyormuş: “Ben yıllardır Tanrıya kulluk ederim. Hep onun yolunda çalıştım, Tanrı beni kurtarır” diyormuş ısrarla. Sular iyice yükselirken, papaz kilisenin bir üst katına çıkmış, bakmış ki insanlar kayıklarla geçiyorlar. Kayıktakiler bağırmış: “Hadi peder, atla kayığa!” Papaz cevaplamış “Siz gidin, Tanrı beni kurtarır.” Sular yükselmeye devam edince, papaz kilisenin çatısına çıkmış. İkinci kayıkla geçenler papazı uyarmışlar: “Hadi peder, çok geç olmadan atla!” Papaz onların da uyarısına aldırmamış: “Hayır, siz gidin, Tanrı beni kurtaracak biliyorum.” Sular iyice yükselince direğe tırmanan papaz, tepesinde bir helikopter görmüş. Helikopterdeki kurtarma ekipleri papaza seslenmişler: “İnat etme peder, gel bizimle!” Papaz yine inat etmiş: “Olmaz, Tanrı beni kurtaracak!” Sular daha da yükselmiş ve papaz boğulmuş.

Boğularak ölen papaz, öbür dünyada Tanrı’nın huzuruna çıkınca sormuş “Tanrım, bunca yıl yolundan ayrılmadım, bir kere başım sıkıştı, beni neden kurtarmadın?” Papazın sorusu üzerine, Tanrı demiş ki: “Sana iki kayık, bir helikopter yolladım ya, daha ne yapayım?…”

Sözün Özü; Günümüz insanı tevekkül kelimesini yanlış anlama gafletine düşmüştür. Tevekkül, olayları akışına bırakıp müdahil olmamak değildir. Tam aksine önce gerekli önlemleri alıp sonra işin insan elinde olmayan sebeplere bağlı gelişimini dua ile tamamlamaktır. Bir yerde deprem olduğunda ‘Allah’ın işi işte’ deyip geçmek tevekkül değildir. Çünkü Allah olaylara anbean müdahil olmakla beraber pek çok şeyi de insanın özgür iradesine bırakmış ve tercihlerinin sonuçlarına katlanmasını emretmiştir. Bazen bizler de papaz efendi gibi imkanımız olduğu halde yapmadığımız işlerin suçunu kadere atmaya çalışıyoruz. Oysa suçlu bizzat insanın kendisidir ve hatalarından ders çıkarıp gerekli bedelleri ödemelidir. Peygamberimiz bedeviye ne demişti hatırlayalım; “Önce deveni sağlam kazığa bağla, sonra tevekkül et.”

ÖN YARGI MEFHUMU: Kurabiye Hırsızı

Bir gece, kadının biri havaalanında uçağını bekliyordu. Uçağının kalkmasına daha epeyce zaman vardı. Havaalanındaki dükkandan bir kitap ve bir paket kurabiye alıp kendisine oturacak bir yer buldu. Kendisini kitabına kaptırmış olmasına rağmen, yanında oturan adamın olabildiğince cüretkar bir şekilde aralarında duran paketten birer kurabiye aldığını fark etti; ne kadar görmezden gelse de bir taraftan kitabını okuyup kurabiyesini yerken, bir taraftan da gözü saatteydi. Kurabiye hırsızı kurabiyeleri yavaş yavaş tüketirken, kadının kulağı da saatteydi ama tiktaklar bile sinirlenmesini engelleyemiyordu. Kendi kendine düşünüyordu; ‘kibar bir insan olmasaydım, şu adama dersini verirdim!’. Her kurabiyeye uzandığında, adam da elini uzatıyordu. Sonunda pakette tek bir kurabiye kalınca, ‘bakalım şimdi ne yapacak?’ dedi kendi kendine. Adam yüzünde bir gülümsemeyle son kurabiyeye uzandı ve kurabiyeyi ikiye böldü. Kadın kurabiyeyi adamın elinden kapar gibi aldı ve ‘Aman Tanrım, ne cüretkar ve kaba bir adam; üstelik bir teşekkür bile etmiyor!’ diye düşündü. Hayatında bu kadar sinirlendiğini anımsamıyordu. Uçağın kalkacağı anons edilince, derin bir nefes aldı ve rahatladı. Eşyalarını topladı ve çıkış kapısına yürüdü. Kurabiye hırsızına dönüp bakmadı bile. Uçağa bindi ve rahat koltuğuna oturdu. Daha sonra kitabını almak üzere çantasına uzandığında birden gözleri şaşkınlıkla açıldı. Gözlerinin önünde bir paket kurabiye duruyordu! Çaresizlik içinde inledi, ‘bunlar benim kurabiyelerimse eğer; ötekiler de onundu ve benimle her bir kurabiyesini paylaştı’. Üzüntüyle, özür dilemek için çok geç kaldığını anladı. Kaba ve cüretkar olan kurabiye hırsızı, aslında kendisiydi…

ÖN YARGI MEFHUMU 2: Balta Hırsızı

Çinli bir köylü baltasını kaybetmiş. Komşusunun oğlundan şüpheleniyormuş çünkü çocuk bir hırsız gibi konuşuyor, yürüyor ve davranıyormuş. Ertesi gün tarladaki aletlerin arasında baltayı bulmuş. Sonra çocuğu yine görmüş; fakat çocuk diğer çocuklar gibi konuşuyor, yürüyor ve davranıyormuş…

Sözün Özü; Yanımızdan geçen insanları hiç tanımayız ama hepsine karşı iyi ya da kötü bir ön yargı besleriz. Aslında bu beynimizin en ilkel koruma güdüsüdür. Etrafımızdaki her şeyi etiketleyip kategorize ederek kendimizi düşmanlardan uzak tutmaya çalışırız. Bu yüzden ‘insan bilmediğinden korkar’ derler. Fakat karşımızdakine tanıma fırsatı vermeden ön yargıyla yaklaşmak bizi yanıltabilir. Bazen tecrübelerimizin ve yaşadıklarımızın çerçevesiyle bakarız olaylara ve kişilere. Ama bakış açımızı değiştirebilirsek ve ön yargı kabuğumuzu kırabilirsek belki şuan taşıdığımız pek çok endişeden ve nedensizce giriştiğimiz kavgalardan kurtulabiliriz. 

KAYNAKLAR:

Uçan At: Güç Hilesi, Ralph Siu, 1979

Boğulan Papaz: İki Tekne ve Bir Helikopter, Troy DuFrene, 2009

Kurabiye Hırsızı: Chicken Soup for the Soul Dergisi, Kurabiye Hırsızı Şiiri, Valerie Cox, 1996

Balta Hırsızı: Eski Çin Hikayesi

 

Yaşamak; sonsuzdan beri, koskoca bir tekâmül
Sorulacak tüm sorular kim olduğuma dair
Sahi sayılır mı hiçlik, kaça eder tekabül?
Aramaktayım kendimi, ne gezginim ne şair...

2 Comments

Yorum bırakın

Your email address will not be published.

Deneme Kategorisinde Son Yazılar

Yalnızların Efendisi

    Kız kulesi ne kadar Üsküdar'a yakın olsa da koskoca Marmara Denizi ve Karadeniz'in buluştuğu boğazda