Sır

/

Sakin bir akşam üzeriydi. Evinin verandasında oturan Ekrem Bey uzaklara bakıyordu. Aklını kurcalayan bir şeylerin olduğu, keyifsiz olduğu her halinden belliydi. Bir süre daha hasırdan sandalyesinde oturduktan sonra ayağa kalktı. Demir korkuluklara yaklaştı. Gözlerini rahatsız eden güneşe rağmen dosdoğru ufka bakıyordu. O sırada Şevket’in yanına geldiğini fark etti.

-Ekrem Bey: Burnuma kötü kokular geliyor Şevket.
-Şevket: Nasıl kokular abi?
-Ekrem Bey: Bugün bir kedi, alakarga boğazladı.
-Şevket: Oldum olası böyle şeylere kafam basmaz. Karga görmekten, karga ötüşünden kader okuyanlara oldum olası inanmam…
-Ekrem Bey: Saçmalama Şevket.
-Şevket: Af buyur abi ama bunlar hurafeden başka bir şey değil.
-Ekrem Bey: Saçmalama Şevket, ondan bahsetmiyorum.
-Şevket: Ya neden bahsediyorsun?
-Ekrem Bey: Bugün bir kedi karga boğazladı. Ama yemedi. Çünkü aç değildi.
-Şevket: Yani?
-Ekrem Bey: Yanisi şu Şevket, eğer hayvanlar da insanlar gibi ihtiyaçları olmadığı halde öldürmeye, kan dökmeye başlamışsa bu kıyametin habercisidir.
-Şevket: Affet abi. Ben de boş boş konuştum. Haklısın. Peki neden insanlar birbirini gereksiz yere katlediyor, öldürüyor?
-Ekrem Bey: İnsanoğlu doyumsuz şevket.
-Şevket: Doyumsuz olmakla ne alakası var? Aç olan, mal mülk ister. Yemek ister. Servet ister.
-Ekrem Bey: Doymayan midemiz değil ki Şevket, doymayan nefsimiz, hırslarımız…
-Şevket: İyi de neden insan hayatı boyunca ihtiyacından daha fazlasını ister. Elde ettiğiyle yetinmez. Daha da fazlasını ister.
-Ekrem Bey: Yok etmek için Şevket. İnsanoğlu var etmek istediği, yaratmak istediği kadar da yok etmek için içten içe bir arzu duyar.
-Şevket: Bütün insanlar böyle midir?
-Ekrem Bey: İnsanlar böyle Şevket. Kimisi bunu dizginler. Kendi var oluşuyla ve yarattıklarıyla, sonra da kendi yok oluşuyla tatmin olur. Ama kimileri de dizginleyemez. Sınırı aşar. Var etmenin sınırını aşanın dünyaya zararı yoktur. Bilakis faydası vardır. Ama yok etmenin sınırını aşan insanın zararı çoktur. Kendinden başkasını düşünmez.
-Şevket: Peki bu hep böyle midir?
-Ekrem Bey: Hep böyledir Şevket. Bu denge dünya temizlenene yahut tamamen yok olana dek sürecektir.
-Şevket: Anladım abi. Var olasın.

Yılardır Ekrem Bey’in yaverliğini yapan Şevket, evde her zamanki işleri yoluna koymak için gider, gelir. Ekrem Bey ise tüm bu hengamenin ortasında kargayı ve kediyi düşünmeye devam etmektedir. Bugünün herhangi bir gün gibi olamayacağı en başından bellidir. (Şevket nefes nefese Ekrem Bey’in yanına gelir.)

-Şevket: Abi, çocuklar haber getirdi. Küçük Bey yine malum yere gitmiş. O kız için yine Salih Bey’in evlatlığıyla kavga etmiş. Üstü başı kan. Ne yapalım abi?
-Ekrem Bey: Ben o hergeleye ne yapacağımı bilirim de… Neyse ne diyor peki? Ne istiyor?
Şevket: Destur almaya gelmiş. İlle de onu öldüreceğim diyor.
-Ekrem Bey: Derdi neymiş?
-Şevket: Hepsi o kız için. Anladığım kadarıyla, olayı fitilleyen de o kadın. Kız ‘Eğer beni istiyorsan Salih Bey’in evlatlığını öldür ve sevdanı kanıtla’, demiş.
-Ekrem Bey: Eee o da öldürecek yani Salih’in evlatlığı.
-Şevket: Kitabın, ekmeğin üzerine yemin ediyor. İşin pis tarafı, aldığım havadislere göre kız aynı şekilde diğer oğlanı de fitillemiş.
-Ekrem Bey: Demek öyle.
-Şevket: Emrin ne, ne yapalım?
-Ekrem Bey: Sana bir soru Şevket. Halatlarla iki kolundan, iki yana çekiyorum seni…
-Şevket: Aman abi…
-Ekrem Bey: Dinle Şevket! Ve kurtulma imkanın yok. Zaman geçtikçe canın daha çok acıyor. Eğer bir şeyler yapmazsan, bu iş sonsuza kadar bu şekilde sürüp gidebilir.
-Şevket: O zaman bir şeyler yaparım.
-Ekrem Bey: Yaparsın tabii. Ama iki kolun da bağlı. İkisi de aynı şekilde acıyor. Eğer sağ kolun daha az acısın istersen sağına yanaşman lazım. Ama bunu yaptığında tüm acıyı sol kolun göğüsleyecek. Bu durum tam tersi için de geçerli.
-Şevket: O zaman bir şey yapmam abi.
-Ekrem Bey: Bir şeyler yapmazsan da seni birisi kurtarana kadar o halde acı çekeceksin. Belki de sonsuza kadar kimse gelmeyecek.
-Şevket: Belki gelir.
-Ekrem Bey: Evet belki gelir Şevket. Ama sen, o kişi gelene kadar her saat her dakika her saniye onun gelmesini ümit edeceksin.
-Şevket: Evet.
-Ekrem Bey: Yani Şevket, sürekli onun gelmesini bekleyerek de acı çekeceksin.
-Şevket: Evet ama diğer türlü bir kolumdan tamamen vazgeçmem gerekir.
-Ekrem Bey: Evet Şevket ama bu türlü de seni kurtaracak kişinin gelip gelmeyeceğinden habersiz onu bekleyeceksin.
-Şevket: Gelir diye umut ederim.
-Ekrem Bey: Edersin tabii. Her an geleceğini umut edersin. Ama gelmediği her an acı çekmeye devam edersin. Değil mi Şevket?
-Şevket: Tabi gelmeyeceğini düşünürsek öyle oluyor.
-Ekrem Bey: Elbette öyle oluyor Şevket. Ve sen de diğerleri gibi oynamayı, acı çekmeye tercih ediyorsun. Çünkü ondan aldığın haz, kaybettiğin her an daha da büyüyen acının büyüklüğünden daha da fazla.
-Şevket: Ne oynamayı abi?
-Ekrem Bey: Kumar oynamayı Şevket, kumar!
-Şevket: Tam anlayamasam da anladım gibi abi. Peki emrin ne? Ne yapalım Küçük Bey meselesini?
-Ekrem Bey: Yapacak bir şey yok. İki ateşi, birbirinden uzak tutacağız. Sen oğlanın peşine güvendiğin birkaç adam tak. Göz kulak olsunlar.
-Şevket: Emredersin abi.

(3 saat sonra)

Şevket bu sefer kan ter içindedir. Deli taylar gibi solumaktadır. Destur almadan, almayı akıl edemeden Ekrem Bey’in yanına varır.

-Şevket: Abi, Küçük Bey’in peşinden giden adamlarımız aradı. Acilen bakman lazım.
-Ekrem Bey: Ne oldu Şevket?
-Şevket: Küçük Bey soluğu Salih Bey’in evlatlığının yanında almış. Birbirlerine girmişler. Sonra nasıl olduysa, Salih Bey’in evlatlığı bizim Küçük Bey’i rehin almış. Adamlarımız olmasa iş işten geçmiş bile olabilirdi. Bizden haber bekliyorlar. Salih Bey’in evlatlığını indirsinler mi? Başka çare yok diyor adamlar. Ne yapalım?
-Ekrem Bey: Hayır Şevket, hayır, sakın!
-Şevket: Neden abi? Küçük Bey’i…
-Ekrem Bey: Ben ne diyorsam o! Adamlara söyle yanlış bir hareket yapmasınlar. Hadi hemen varalım yanlarına. Ben konuşurum onlarla. Hadi Şevket hadi!
-Şevket: Emredersin.
Abi araba hazır çıkabiliriz…
-Ekrem Bey: Hadi…
Ne kadar kaldı Şevket?
-Şevket: Beş dakika.
Abi adamlar arıyor…
-Ekrem Bey: Eee aç Şevket. Hadi Şevket!
-Şevket: Salih Bey’in oğlu silahı, Küçük Bey’ in başına dayamış. Hararet çok yükselmiş. Adamlarımız, Salih Bey’in oğlunu vurmak için izin istiyor.
-Ekrem Bey: Hayır Şevket.
-Şevket: Biz gidene kadar her şey için geç olabilir…
-Ekrem Bey: Hayır dedim Şevket, hayır!
-Şevket: Abii…
-Ekrem Bey: Yine ne var Şevket!
-Şevket: Salih Bey’in oğlunu…
-Ekrem Bey: Lafı ağzında eveleyip geveleme Şevket.
-Şevket: Mecburen vurmuşlar.
-Ekrem Bey: Vurulmuş mu!!!
-Şevket: Abi, bağışla ama nefsi müdafaa bu. Neyin var. Kaç yıldır yanındayım, böyle davrandığını ilk kez görüyorum. Eğer vurmasalardı Küçük Bey ölecekti. Ama sen Küçük Bey’in yaşadığına bile sevinmiyorsun abi.
-Ekrem Bey: Onlar kardeşti Şevket…

Gezmeye, okumaya, güzel bir tiyatro izlemeye aşığım. Gecenin bir yarısı eve giderken, sessizce yanınızdan geçebilirim. Sizinle aynı oyunda, yan yana aynı repliğe gülebiliriz. Evet, o gün bunun farkına varamayabiliriz. Ama belki bir gün, bir anıda, bir yazıda rastlaşırız sizinle. Kim bilir?

Yorum bırakın

Your email address will not be published.

Edebiyat Kategorisinde Son Yazılar

Her Şeye Rağmen

Eğer onu her görüşünde ritmini sebepsizce bozuyorsa kalbin… Mutsuz olduğun halde onu mutlu görmek için çabalıyorsan,

Berceste’i Payidar

Enginliklerde arıyorum, Derinliklerde arıyorum, Darlıklarda arıyorum, Genişlikte arıyorum, Aydınlıkta arıyorum, Karanlıkta arıyorum, Nefes alanlarda arıyorum, Yitip

İhanetten Geri Kalan

Geldiğini görmüştüm. Tıpkı benden kopuşunu gördüğüm gibi. Hissettim. En derinimde. İhanetin ardında bıraktığı o yakıcı tadı

Artık Çok Güzel Yaşayacağız

Sanki dünyanın üzerine böcek ilacı sıkılmışçasına neye uğradığımızı şaşırtan bir sabaha uyandığımızda, bir felaket çoktan musallat