sosyal medya linci

Sosyal Medya Linci Üzerine

/

Özellikle son dönemlerin çok tartışılan konusu sosyal medya linci artık günümüzün bir gerçekliği. İnternete bağımlı ve belki de muhtaç olan bu neslin sıkça kullandığı sosyal medya, toplumsal çarpıklıklarımızı da gözler önüne sermek konusunda bizlere yol gösteriyor olabilir mi? Tek yazı; çok fikir serisinin bu bölümünde sosyal medyada farklı fikirlere yönelik gerçekleştirilen linci konu almak istedik.

Sosyal medya lincine maruz kalmayanın ya hayata dair belli bir görüşü yoktur yahut sosyal medya hesabı…

Yasin tarafından,

Haksız mıyım sayın okur? Bir insan sosyal medyayı kullanıp fikir belirtiyor ve herhangi bir grup yahut kişi tarafından linç edilmiyorsa, o kişi düşüncelerini eğip büküyor, sözünün arkasında durmuyordur. Kiminiz bana katıldı kiminiz fikrimin yanlış olduğunu düşündü. Verdiğim örneğin yanlış yahut doğru olmasından öte, bana katılanlar, öznesi olmayan küçük lincime ne yazık ki ortak oldular.

Öncelikle aslı astarı nedir ne değildir diye sorgulamadan lincime ortak olan okurlarımıza teessüf ediyor, sayın okurlarımıza hoşgörülü olup empati yapmayı salık veriyorum.

Sevgili okurlar gördüğünüz üzere bir lince katılmak bu kadar kolay. Ne yazık ki sosyal medyada da bu ve buna benzer durumlarla insanlar linç ediliyor. Bakınız insanlar diyorum. Ancak biz -her geçen gün insani erdemlerin daha da değersizleştirildiği dünyada- klavyenin ötesinde bizi görenin, bizi duyanın insan olduğunu unutuyoruz. Unutuyoruz ve bir eksiği görür görmez yaraya tuz basıyoruz. Peki bunun neden yapıyoruz?

Kimi zaman eğlenmek için kimi zaman özgüven problemlerimizi başka bir bireyin benliğini çiğneyerek gölgelemek için. İşin aslı bu linç kültürünü bu kadar basite indirgemek de pek doğru değil. Evet linç kültürü diyorum, bu öyle baş belası bir durum ki bu durumu sosyal medya ile sınırlandıramıyoruz bile. Diyecek o kadar çok şey var ki hangi birinden bahsetsem bilemiyorum.

Sözlerimin sonuna gelirken; siz değerli okurlardan sosyal medya linci hakkında özellikle bir konuda hassasiyet göstermenizi istiyorum. Sizlerin art niyetli olarak linç kültürünü beslemeyeceğinize olan inancım tam. Çünkü okuyan insan sürü psikolojisi ile hareket etmez. Doğrularıyla düşünür ve hür iradesi ile eyleme geçer. Lütfen buna sosyal medyada da özen gösterin. Özellikle bireylerin gelişimini, sağlığını olumsuz yönde etkileyecek konularda herkesin yaptığı gibi bilinçsizce ötekileştirmeyin. Yapılan şey size göre yanlışsa bile bunu tatlı dil ile izah edin ki kötü niyetli insanlar sizin fikirlerinizi çarpıtmasın. Hepimizin bu günlerde sevgiye ve bol bol suya ihtiyacı var. Lütfen gülümsemeyi ve su içmeyi unutmayın. Sevgiler…

Beynimizin en ilkel eğiliminden öfkeli kalabalıklara: Linç kültürü

Zahid tarafından,

İnsanlık bugününü geçmişinde akıtılan kan ve yapılan savaşlara borçludur. Zira kısıtlı kaynaklar ve yaşama arzusu bütün canlıların kendi genini yaşatma çıkarını her şeyin üstünde tutmasına yol açmaktadır. İnsan yaşayabilmek için önce başka canlıları sonra da kendi çocuklarını yaşatabilmek için başkalarının çocuklarını öldürmüştür. Bir kadına rüştünü ispatlayabilmek ve sürünün alfası (lideri) olabilmek uğruna hemcinsleriyle kıyasıya mücadele ederken bir yandan da evini, ailesini, çocuklarını koruyup doyurabilmek için vahşi hayvanları bertaraf ederek onların avlarını yakalayabilmek uğruna canını ortaya koyan (erkek) atalarımızın kurduğu medeniyetin 21. yüzyıla ulaşmış ve ilkel güdüleri ile modern gereklilikler arasında kalmış zavallı çocuklarıyız.

Toplu yaşamanın ve bir sürünün parçası olmanın avantajlarını fark ettiğimizde, kendimizi bir topluluğa ait hissetmeyi daha güvenilir bulduk. Fakat bu karşılıklı bir anlaşmaydı aslında. Topluluk birbirine karşı saygılı olduğu ve birbirilerine yardım ettiği sürece birimiz hepimiz içindi. Topluluğu bir arada tutan, anlaşmazlıkları çözen ve onlara bir amaç, bir ülkü kazandıran sürünün lideri ise ayrıca kuralları belirliyor ve topluluğu dağılmaktan kurtarıyordu. Sürüden ayrılanı tabiri caizse kurt kapıyordu elbette 🙂

Alfanın topluluğu tehlikeye sokacak yaygın kuralları içinde yaşarken bizi en çok korkutan şey bilinmezlikti. İnsan bilmediğinden korkar çünkü beynimiz hayatta kalma stratejisi olarak her şeyi etiketleme ve kategorize etme eğilimindedir. Bu hayatta kalma şansımızı arttırmaktadır elbette. Fakat bilinmeyen şeyler çözümlenene dek bizim için tehdit unsuru oluşturur. Saldırıya karşı öz savunma yapabilmek, gerektiğinde karşı saldırıya geçmek en temel içgüdülerimizden biridir.

İşte bizden olmayanlara, bilmediğimiz, duymadığımız ve duymak istemediğimiz fikirlere karşı kafamızı kuma sokuyor ve bunun yok olmasını istiyoruz. Tarih boyunca kitaplar yasaklandı, insanlar yakıldı, kiliseler ve pek çok benzeri otorite, diktatörler fikirlerini cebren ve hile ile kabul ettirdiler. Yaşadığımız çağda ise artık herhangi bir bilgiye ulaşmak an meselesi. Dolayısı ile toplulukların birbirinden fikir alışverişi yapması da son derece kolay. Fakat alışılageldik rutini bozan, bizi rahatsız eden fikirleri ve bunları dile getirenleri “linç” ederek yok olmalarını isteyenlerin sayısı da azımsanacak gibi değil.

Yüzyıllardır farklı düşünenler gerek siyasi, gerek dini, gerekse başka sebeplerle cezalandırıldı, dışlandı ve yok edildi. Fakat ne zaman ki düşünce özgürlüğünü sağlayan toplumlar ortaya çıktı, o zaman felsefe, sanat ve bilim gelişti. Bence gelişen teknoloji öyle ya da böyle hayatımıza sirayet edecek, etmek zorunda. Yapmamız gereken şeyse eleştirel bakış açısı ve düşünce özgürlüğü perspektifini kazanmak ve kendimizi buna alıştırmak. Karşıt görüşlere ve fikirlere ne kadar önyargılı davranırsak davranalım eninde sonunda o düşüncelere maruz kalacağız. Bazen bağnazlığı bırakıp farklı ve yeni fikirlere açık olmak; hem kendi kişisel gelişimimiz hem de küresel dataya katkıda bulunmak açısından daha faydalı olacaktır. Tartışmak iyidir, yeter ki açık fikirli bir şekilde karşımızdakini anlamaya çalışalım ve onun kendini ifade etmesine müsaade edelim…

Sosyal medyada farklı fikirlerin linç edilmesi ile aileniz içinde fikir alışverişi olmaması arasında pek bir fark yok.

Nihat tarafından,

Yeni bir fikir öne sürmenin veya statükoyu bozmanın çok büyük bir ağırlığı vardır. Bu ağırlığı kaldırmayı herkes başaramayabilir. Ancak gelişmenin ve ilerlemenin de yegâne yolu yeni fikirler ve düşüncelerden geçmektedir. Birçok konuda doğruları tekrarlamaktan ziyade yeni fikirler ile çözüm üretmek veya yeni bir şekilde eleştirmek çok daha etkili olmaktadır.

Sosyal medya gün geçtikçe hayatımıza daha da nüfuz ediyor. Bireyselleşme sürecine geç başlamış ve bunun sancılarını çeken toplumların bireyselleşme sürecini hiç olmadığı kadar hızlandıran sosyal medyada istediğiniz düşünceyi anında milyonlarla paylaşabiliyorsunuz. Ancak toplumsal normların dışında farklı, aykırı ve belki de kabul edilemez bir fikir beyan ettiğinizde birçok kişi tarafından kötülenmeniz bir sürpriz değil.

Medeniyetimizin gelişimini farklı fikirlere bağlayabilmemiz mümkündür. Zira sürekli aynı şeyleri tekrarlayarak farklı bir sonuç ortaya çıkarabilmemiz ve gelişebilmemiz mümkün değildir. Galileo farklı ve “zındık” bir fikre sahipti ancak bilim onu haklı çıkardı; dünya bugün Galileo’nun farklı fikrine çok şey borçlu. Matbaa farklı bir fikirdi ve statükoyu bozuyordu ancak bilginin hızla kopyalanıp tüm dünyaya yayılabilmesini buna borçluyuz. Rönesans büyük bir ‘yozlaşma’ idi ancak hümanizma yani insan merkezli düşünce ortaya çıktı. Ulus-devlet fikrini ortaya atanlar imparatorluklar tarafından susturulmaya çalışılıyordu. Afrika sömürülebilirdi çünkü ‘medeni değil’ idi. Siyahiler beyazlar ile eşit olamazdı, ta ki Rosa Parks fikrini açığa vurana kadar…

Bunlar büyük sonuçlar doğuran örnekler olabilirler. Ancak hiçbir etkisi olmayacak aykırı bir fikirden de temelde bir farklılık taşımıyorlar. Sosyal medyada ‘tweet’leyeceğiniz farklı bir fikrin linç edilmesi veya size hoş gelmeyen bir fikri linç etmeniz farklı düşüncelerin susmasına yol açıyor. Bu hem değişik düşünceleri öğrenemememize hem de değişik düşünen beyinlerin körelmesine yol açıyor, yahut beyin göçüne.

Bir fikir farklı diye bizi geliştirecek demek değildir tabi. Farklı bir fikri kabul etmek de her zaman bizi doğru sonuca götürmeyebilir. Ancak farklı bir fikri linç etmeniz onu kabul edip etmemek arasında bir seçim değildir. Linç, yalnızca fikri görmezden gelmek ve tahammül edememektir. Oysa bir fikir yanlış ise onun düzgünce konuşulup çürütülmesi gerekir.

Özellikle sosyal medyanın sağladığı anonimliği kullanarak farklı fikirlerini söyleyen insanların başına gelenlerin bu anlamda düşünülmesi gerekiyor. Farklı fikrini belirten bir ‘tweet’in altında gelen nefret söylemleri, cinsel söylemler ve hatta ölümle tehdit edilmeye kadar giden bir spektrum içerisinde yorumlar geliyor. Ancak salt iyi veya salt kötü kavramı beyninizin immatür bir anlamlandırma yöntemidir. Oysa hayat iyi veya kötülerden değil iyi ile kötü arasındaki her şeyden oluşur.

Farklı fikirlere bu kadar tahammülsüz isek gelecek adına bir yenilik de beklemememiz gerekiyor. Sosyal medyada bir linç var ise bu yalnızca sosyal medyaya sınırlı değil demektir. Televizyonda farklı bir fikir, gazetede aykırı bir haber, arkadaşlarınızın arasında eleştirel bir tartışma ortamı, ailenizde fikir alışverişi olmaması sosyal medya linçi ile ilişkilidir. Doğru ve faydalı bilgileri engellemediğimizden emin olmanın tek yolu tüm fikirlerin yayınlanmasına izin vermek ve fikirlerin tartışılarak güçlü ve zayıf yönlerinin ortaya çıkacağına güvenmekten geçer.

“Şimdi diyeceksiniz ki o benim hayatıma nasıl eleştiride bulunabilir?”

Büşra tarafından,

Sosyal medya… O kadar büyük bir mecra ki artık hayatımızın her alanında. Bir sürü iş kolu artık işlerini sosyal medyadan yürütüyor, reklamlar veriyor… Ulaşılamaz veya zor ulaşılır dediğimiz kişilere bir tıkla ulaşabiliyoruz. Teknolojinin en büyük nimetlerinden aslında. Kimine göre de tam bir facia. Hayatımızı ucuzlaştıran, zamanımızı çalan bir teknoloji nimeti (!). Hayatımızın her alanına o kadar girmiş durumda ki bir nesil sosyal medya terimleri ile konuşuyor diyebiliriz. Tabii böyle olunca da hayatımıza yeni terimlerin girmesi kaçınılmaz oluyor.

‘Sosyal Medya Linci’ bu terimlerin en çok konuşulanı diyebiliriz bence. Hele bu devirde. İsteyen istediğini rahatça karalayabiliyor. Daha sonra da işin içinden sıyrılıveriyor. Karalama yaptığı kişi bir de bilinmiş bir kişi ise karalamanın sonuçları baya kötü olabiliyor. Olmayan bir şeyi sırf karşısındaki insanın canını acıtmak için yazıyor. Kimi, sonucunda işini, mesleğini en önemlisi itibarını kaybediyor. Bu tür karalamalara maruz kalmış insanların sayısı oldukça fazla. Bu linçlerde empati yoksunluğu da olabiliyor. Sonuçlarını düşünmeden artık rahatça “Klavye Delikanlılığı” yapılabiliyor.

Olayı öte yandan ele alırsak da her linç bir karalama değil. Bu durum biraz size kalmış. Siz nasıl görmek istiyorsanız, ona bağlı. Linçlerin çoğu aslında olumsuz eleştiri. Şimdi diyeceksiniz o benim hayatıma nasıl eleştiride bulunabilir? Üzülerek söylüyorum ki, bulunabilir. Biz sosyal medyaya hayatımızı koymuşsak ve onun görmesine izin vermişsek, eleştiride bulunabilir. Olumlu ya da olumsuz…

“Her iyiliğin içinde bir kötülük, her kötülüğün içinde bir iyilik vardır.”

Bu söz sosyal medya için de geçerli. O yüzden sosyal medyayı dikkatli kullanmalı, gerektiğinde empati yapabilmeliyiz. Kişisel tartışmalarımızı yazmamalı, bütünüyle özelimizi paylaşmamalıyız. Paylaştıysak da olumsuz eleştirilere göz yummalıyız.

Fikir belirtmek suç değildir…

Ekrem tarafından,

Günümüzde sosyal medya kullanmayan neredeyse yok. Bazı insanlar tanıdıklarıyla haberleşmek için, bazı insanlar hava atmak için, bazı insanlar bilgilenmek için, bazı insanlarsa yıkıcı eleştiri yapmak için kullanıyor. Bu dediğim insanlar kümeler şeklinde gruplandırılırsa elbette bu kümeler kesişecektir. Lakin buradaki sorun linç dediğimiz yıkıcı eleştiride başlıyor zaten. Başlıyor mu demeliyim yoksa ana konuyu o mu oluşturuyor demeliyim tam bilmiyorum.

Bir insanın kendi fikrini belirtmesi gayet normal bir şeydir. Ama kendi fikrini desteklemeyeni hakarete boğacak şekilde, yıkıcı eleştirileri onun üstünde deneyecek şekilde yapmamalı. Artı, kendi fikrini belirten birine de karşıt düşüncelerde olduklarında saldırmamalı. Sonuçta biz insanız, türümüz varlığımız belli. Hayvanlar koklaşa koklaşa, insanlar konuşa konuşa anlaşır diye bir atasözümüz var sonuçta. Eğer savaşma bir anlaşma yöntemi olsaydı…. Evet komik oldu tabi. Çünkü savaşma zaten insanlar anlaşamadığında oluyor. Yani biz insanlar karşıt fikirdeki insanla savaşmamalı.

Medya linci fikir belirten insanlara karşı kullanılmamalı. Suçu kesinleşmemiş bir insana da medya üzerinden suçlama yapılmamalı. Unutmayın, fikir belirtmek bir suç değildir. Herkes farklı fikirlere sahip olabilir. Önemli olan düzgün, hakaret içermeyen iletişim kurabilmek.

Yorum bırakın

Your email address will not be published.

Eleştiri Kategorisinde Son Yazılar

Savaşlar ve Sivil Katliamlar

    1940’lı yıllarda hiç kimse yapılan savaşları toplu şekilde düşünüp “2. Dünya Savaşı” demiyordu.  İşte bu

Kötü Kız!

    Hepimiz kitap okumanın ne kadar önemli olduğunu vurgulayıp dururken her zaman yaptığımız gibi yine bir