yanlışlıklar komedyası oyun incelemesi

Yanlışlıklar Komedyası Genel Oyun İncelemesi 1 – William Shakespeare

Kategori: Sanat/Tiyatro Oyunları

İlk söz: Siz değerli okurlara ve bizzat kendime; uzun soluklu bir tiyatro metin inceleme serisi yazma – daha doğrusu ‘’çabalama’’ – hevesi içine girmiş bulunuyorum. Yazdıklarımın sizin yorumlarınızla zenginleşip, farklı bakış açılarıyla, bizlere yeni düşünce boyutları kazandıracağını umuyorum. Seriye uzun süredir üzerine çalıştığımız, Shakespeare’in Yanlışlıklar Komedyası adlı oyunu ile başlamak istiyorum. Pozitif katkı sağlaması dileğiyle…

Yanlışlıklar Komedyası(William Shakespeare);

Oyunumuz önsözde de ifade ettiğimiz üzere Shakespeare’in. Orijinal ismi The Comedy Of Errors şeklindedir. Uzun süredir yanlışlıklar komedyası olarak ifade edilse de orijinal çevirisini ‘’Yanılgılar Komedyası’’ olarak düzeltmek gerekir. Shakespeare’in oyunları arasında en kısa sürenidir. Klasik tiyatronun üç birlik (zaman, mekan, aksiyon birlikleri) kuralına bağlı kalır.

Shakespeare, oyun yazarlığı kariyerine ilk başladığı dönemlerde yazdığı bu oyunu; farklı iki oyundan ilham alarak yazmıştır. Bu oyunlar, Plautus’un; biri Menaechmi (ikizler) adlı oyunu, diğeri Amphitruo adlı oyunudur. İlham aldığı oyunlara fazladan kişiler ve bir ikiz daha katarak kişileri zenginleştirip karmaşayı büyütmüş, mekan ve zamanı da değiştirerek, olayları daha sağlam temeller üzerine oturtarak, metni özgün diliyle ilgi çekici hale getirmiştir. Kısacası, Shakespeare’in bu yapıtı, esinlendiği eserlerden çok daha parlaktır. Komedya ve merak ögeleri özgündür. İkizlerle sağlanan entrika oldukça inandırıcı ve sürükleyicidir.

İlk kez 8 Kasım 1623 yılında Birinci Folio’da basılmıştır. Ancak oyunun ilk oynanışı olan 28 Aralık 1594 tarihinden önce yazıldığı belirtilmektedir.

*Konu Shakespeare olunca adına her ne kadar komedya denilse de trajedi metnin derinliklerinde sizleri bekliyor. Oyunun daha doğru çevirisi yanılgılar komedyası olsa da son bir asırdır bu isimle anıldığı için son çevirileri yapanlar değiştirmek istememişler. Zira şu an ki İngilizce ile Shakespeare Dönem İngilizcesi arasında ciddi ve küçümsenmeyecek farklılıklar bulunmakta. Tabii bu fark anlaşılmadığında oyunun ritminden tutun da anlamına kadar birçok karışıklık ve uyumsuzluk baş göstermekte. Bu yüzden doğru anlaşılması için üzerine çokça okumak ve araştırmak gerekiyor.

Neyse efendim, ben hafiften oyuna geçiyorum. Oyunumuz tercihen 2 perde olarak seyirciye sunuluyor. Yaklaşık 1 saat 30-40 dakika süren bir oyun. Ancak kullandığım bu ifade metne bağlı kalındığında belirtilen tahmini bir süre. Metin kendi içinde o kadar çok açık kapı, uç bırakıyor ki hem açık uçları birbirleriyle birleştirip metni kısaltmak hem de açık uçları doldurup metni uzatmak mümkün. Olaylar da yanılgılar üzerine kurulduğu için oyuna katılan her absürt unsur, dozunda bırakıldığı takdirde oyunu zenginleştiriyor. İşte bu nedenle oyunun avantajları ve dezavantajları düşünüldüğünde hangisi daha ağır basar bir çıkarımda bulunamıyorum.

Sizlere kısaca olay örgüsünü anlatmak isterim. İki temel nirengi noktamız var. Biri ‘’Efes’’ diğeri ‘’Sirakuza’’. Bu kentler birbiri ile yaptıkları anlaşmayı bozduktan sonra birbirine karşılıklı ambargo uygulamaya başlıyor. Mesela Sirakuza’da yakalanan Efesli biri gerekli fidyeyi ödeyemediği takdirde idam ediliyor. Aynı şekilde bu karşı taraf için de geçerli. Bu kısa bilgiyi verdiğimize göre başlıyorum. Sirakuzalı bir tüccar, başka bir şehirdeki temsilcisi öldüğü için malları zarar görmesin diye mallarının arkasından gidip işin başına geçer. Belli bir süre sonra arkasında bıraktığı karısı dayanamayıp tüccarın peşinden gider. Gittikleri yerde tüccarla eşinin ikiz bebekleri olur. Aynı gün, aynı handa yoksul bir kadıncağız da ikiz bebekler doğurur. Tüccar yoksul kadıncağıza, oğullarının rahat edeceğinin, onları usulünce yetiştireceğinin teminatını vererek, kendi ikiz oğullarına uşak olarak yoksul kadıncağızın çocuklarını yanına alır.

Gel zaman git zaman, Sirakuzalı Tüccar’ın eşi, evine dönmek için sürekli serzenişte bulunur. Sonunda tüccarı ikna edip bir gemi ile Sirakuza’ya dönmek üzere yola çıkarlar. Ancak hikaye bu ya: Deniz dalgalanır. Gök bulutlanır. İnsanı dehşete sürükleyen bir fırtına başlar. Tüccar ve karısı, geminin iki ayrı direğine çocukları; bir efendi bir uşak olarak ayrı ayrı bağlar. Kendilerini de direğin iki ucuna bağlarlar. Yaşanan felaket öyle korkunçtur ki gemi ortadan ikiye ayrılır. İki farklı yere doğru sürüklenir. Daha sonraki yaşanan aksiyonlarla, ‘’baba + öz oğlu + bir de uşak bir tarafa’’. ‘’Anne + öz oğlu +  ve bir uşak’’ farklı diyarlara giderler.

Aylar yıllar geçer. Güneş doğar, tepede yükselir, batar. Çocuklar büyür. Tüccar yaşlanır. Babanın yanındaki çocuklar ikizlerini aramayı kafalarına takarlar. Bu şekilde babalarının yanından ayrılıp her yerde kardeşlerini ararlar. Aradan yine yıllar geçer. İkiz kardeşlerini aramaya giden çocuklar dönmez. Tüccar elindeki tek evladı ile uşağı da kaybetme korkusu ile peşlerinden gider. Her yerde onları arar. Ancak hiçbir yerde izlerine rastlamaz. En son Efes’e de uğrar. Ancak Sirakuzalı olduğu halde Efes’te bulunduğu ve yanında yeterli fidye olmadığı için tutuklanır. İdam hükmü giyer.

Tüccarın Efes’te idam edileceği sırada kaderin cilvesi ile hem anne hem baba hem de ikizlerin ikisi Efes’tedir. İkizlerin birbirinden habersiz aynı yerde oluşu birçok karmaşaya ve yanılgıya sebep olur. Uşak bir efendiden aldığı görevi diğer efendiye iletir. Her biri diğerinin uşağına rastlar. Efesli olan efendi ile uşak evli, Sirakuzalı olan efendi ile uşak bekar olunca işler iyice sarpa sarar. Olaylar gelişir karmaşanın hüküm sürdüğü trajikomik hadiseler birbiri ardına sıralanır. En son baba idam edilecekken…. Neyse efendim sonunu söylemiyorum. Tahmin ettiğinizi sanmayın sakın. Çünkü olayda bahsi geçmeyen, daha doğrusu anlatmadığım bir karakter çözecek tüm bu karmaşayı. Önce bu kişinin kim olduğunu tahmin etmenizi; daha sonrasında metni okuyup yahut bizzat canlı kanlı izleyip olayların nasıl çözüldüğünü öğrenerek merakınızı dinlendirmenizi tavsiye ederim.

Oyun hakkında biraz da dekor ve kostümlerden bahsederek daha da uzatmadan yazıma son vermek istiyorum:

Oyun konusu itibariyle- daha önce de ifade ettiğim üzere- farklı bakış açılarının rahatlıkla sergilenebileceği bir oyun. Oyunda olmazsa olmaz birkaç dekor var. Bunlardan birisi manastır diğeri Efes sokak dekoru. Tabii dekoru zenginleştirmek de sade tutmak da tamamen isteğe bağlı. Kostüm konusu da oyuna bakış açısıyla birlikte milyon farklı seçenek sunabiliyor. Metnin ele alınış biçimine göre dönem kostümleri yahut günümüz elbiseleri kullanılabilir. Ancak bu ikisinden birinin tercih edilmesi,  karışık yapılmaması, kostüm tasarımı açısından kritik bir öneme sahip diyebilirim.

*Oyunun, kısaca psikanaliz incelemesi de yapılmak istenseydi: Yine istenilen karakterleri yaratmaya uygun bir ortam mevcut. Tabii oluşturulan karakterler oyunun absürtlük derecesini arttırdığında seyir keyfi daha yüksek bir oyun elde edilebiliyor. Kısacası, oyuna istenilen duyguyla donanmış karakteri dahil edeblirsiniz: Bipolar, aptal, paragöz, iyi niyetli, bencil, şaşkın, kendinden emin ve gururlu, merhametli, sabırsız, yaşlı ve aksi, genç ve dedikoducu gibi gibi diyebiliriz. Ruh çözümünden ziyade bizzat karakter incelemesi gibi oldu ama bu da bizzat oyunun bu konudaki ardına kadar açık kapı bırakmasından kaynaklanıyor. Bir karakteri bir duyguyla; bir karakteri sinerjik yahut antagonist birden farklı duyguyla donatmak pek ala mümkün.

*Oyun, kalıplardan çok uzaklaşılmadığı takdirde her yaştan seyircinin anlamasına ve izlemesine uygun. Tabii tüm bu söylediklerimle birlikte mevzubahis Shakespeare olduğu için seyir zevki için özel bir ilgi gerekiyor. Shakespeare’in anlatmadan bir şeyleri anlatma çabası eğer doğru yansıtılırsa vurucu bir oyun ortaya çıkarmak için içten bile değil.

*İnsanların aynı dili konuştuğu halde birbirini anlamakta güçlük(ler) çektiğini düşünürsek; insanı, insanoğlunu anlatan; bizi bize anlatan oyunları daha çok okumalı, izlemeli, üzerine araştırmalıyız diyorum. Vakit pek müsait olmadığı için bazı kısımları atladığımı hissetmeme rağmen şu an için bu oyun üzerine söyleyeceklerim şimdiye kadar sıraladığım naçizane sözlerden ibaret. Daha uygun bir vakitte bu oyun hakkında paragraf açabildiğim yerde yazıyı tekrar düzenleyeceğimin sözünü verip tiyatro ile kalmanızı temenni ediyorum. 🙂

Gezmeye, okumaya, güzel bir tiyatro izlemeye aşığım. Gecenin bir yarısı eve giderken, sessizce yanınızdan geçebilirim. Sizinle aynı oyunda, yan yana aynı repliğe gülebiliriz. Evet, o gün bunun farkına varamayabiliriz. Ama belki bir gün, bir anıda, bir yazıda rastlaşırız sizinle. Kim bilir?

7 Yorum

  1. Shakespeare’in eserleri yüzyıllardır ilgiyle okunuyor ve bu ilgi bizim ülkemizde az da olsa mevcut. Güzel çevirilerine sahip olduğumuzu düşünüyorum ve Shakespeare okumaktan zevk alıyorum. Yanlışlıklar Komedyası’nı okumamıştım veyahut tiyatrosunu izlememiştim ama oldukça ilgimi çekti. Oyunun içeriğinden kısaca bahsedip değişik detaylara değinmen ve kostüm, psikoloji gibi noktalara dokunman oldukça hoş olmuş. Güzel yazı için teşekkür ediyorum. İnsanlar kendi işlerinin dışında bir başka işle daha ciddi bir şekilde uğraşmalılar. Kendi işin olmamasına rağmen tiyatroyla cidden ilgilenen birisi olman bence çok güzel bir şey. İşte buna entelektüellik deniyor. Umarım tiyatro aleminin çok daha güzel noktalarına erişebilirsin. Ayrıca 29 Nisan tarihinde bu oyunun tiyatrosunu sahneleyeceksiniz. Merakla bekliyorum, izledikten sonra da yorumlarımı yazacağım 🙂

    • Öncelikle bu güzel yorum için teşekkür ederim. Bu zarif yorumu, zarif bir insan olmana bağlıyorum. Yazıda birçok eksiğim var ancak bir yerden başlamak gerek diyerek, yazmaya cesaret ettiğim bir yazı oldu.
      İnsan; sakladığı duygularla, büyüttüğü özlemlerle, yaşama heyecanı ile insan. İnsan ki kendine yabancı saydığı duyguya ihtiyaç duyuyor en çok. Ve hepimiz içimizde kalan duyguların esiriyiz desek sanıyorum ki müteala etmiş olmam.
      O yüzden insanın saklı duygularını anlatan, bizzat söylemeyip yaşanan aksiyonla izleyene, okuyana söyleten Shakespeare; aradan ne kadar zaman geçerse geçsin asla unutulmayacaktır.
      Yeterli donanıma sahip olamadığım için bu oyun gösterimi benim için bir burukluk, isteyerek yaptığım için bir heyecan sebebi. Bir şeyleri başardık diyemem çünkü başarmak bir ömür ister. Ama biz bir şeyleri başarabilmek için elimizden geleni yaptık. Başarmaya çalıştık. Kısacası oyunumuza bekliyorum-z….

  2. Bu güzel tanıtımınız için teşekkür ederim. Shakespeare’in bu oyununu gayet güzel cümleler kullanarak bizlere aktarmışsınız. Yazınızda kullandığınız kelimeleri gerçekten çok seçmişsiniz sayın yazar. Ayrıca “nirengi” kelimesini ilk defa sizden duyduğumu da itiraf etmeliyim. Tiyatronuzu da izledim, çok hoşuma gitti. Hem oyunculuğunuza hem de kaleminize sağlık.

    • Öncelikle, bizi yalnız bırakmayıp bize gönülden destek olduğun için sonrasında bu güzel yorum için çok teşekkür ederim sayın okur:) Senin gibi her konuda araştırmaya meraklı, çoğu konuda fikir sahibi bir insana bile bir şeyler katabildiysem ne mutlu bana. Tekrar ve tekrar teşekkür ederim:)))

Bir cevap yazın

Eposta adresiniz yayınlanmayacaktır.

*