yılbaşı kutlaması

Yılbaşı Kutlamanın Perde Arkasındaki Sakıncaları

Okuma Süresi 7 Dakika
1

Ey nefis sahibi insan ve gaflette sürüklenen kendi nefsim! Yine seni cezbedecek bir dönem yaklaşıyor. İstiyorsun ki ben de katılayım, bir kereden bir şey olmaz, aman ne yaptım ki, alt tarafı bir bilmem ne vs gibi gelen düşüncelerle bu felakete girmek istiyorsun. Nedir bu hepimizin içine çekilmek istendiği felaket: Yılbaşı, Piyango, Çam süsleme, Kutlama(!) vs.

Tüm bu nefsin hoş karşıladığı şeylerin mahiyetinde ne gibi sakıncalar var beraber bakalım:

Milattan önce güneşe tapan putperestler, tanrı saydıkları Güneş’in her gün biraz daha erken kendilerini terk etmesine üzülürlerdi. 25 Aralık’ta günler tekrar uzamaya başlayınca, Güneşin kendileri ile kalmaya razı olduğuna sevinerek kutlamalar yaparlardı. Bu kutlamalar sırasında dans ederler, içki içerler ve ışıklandırma yaparlardı. O günde hindi kesme, domuz başı, kaz kızartması yemeyi ve birbirlerine çeşitli hediyeler vermeyi, gelenek haline getirmişlerdi. Yılbaşı Noel kavramını Romalılar Hristiyanlık’a bu şekilde sokmuşlardır. Öncesinde güneşe ve putlara tapan Roma İmparatorluğu Kralı Büyük Konstantin Hrıstiyanlık’I kabul etmesiyle birlikte putpetestlikten kalan adetleri Hristiyanlık’a sokmuştur. (Detaylı bilgi için: https://bayburt.diyanet.gov.tr/Sayfalar/contentdetail.aspx?MenuCategory=Kurumsal&contentid=270)

Piyangonun tarihçesi Osmanlı’nın son dönemlerinde başlamış ve yıllar içerisinde günümüzdeki şekline kadar gelmiştir.

Olayın mahiyetine bakacak olursak; Hadis-I Şerif’ te “Kim bir kavme benzemeye çalışırsa o da onlardandır.”  buyrulmuştur. (Ebû Dâvûd, Libâs 4/4031) Gayr-ı müslimlere veya fâsıklara benzeme ve onların nefsânî hayat tarzlarını taklit etme hastalığı, îmânı tehlikeye atan hususlardan biridir. Îman temelindeki çözülmelerin, fikrî ve ahlâkî yozlaşmaların birçoğu, bu tür taklitlerle başlar.

Taklit, zamanla alışkanlık ve huy hâline gelir. Sonrasında ise şeklî beraberlik, zihnî beraberliğe, zihnî beraberlik ise zamanla kalbî beraberliğe kadar gider.

Bizim benzememiz gereken nokta ise Kur’an-I Kerim’de şöyle ifade ediliyor: “Kim Allâhʼa ve Rasûlʼe itaat ederse işte onlar, Allâhʼın kendilerine lûtuflarda bulunduğu peygamberler, sıddıklar, şehitler ve sâlih kişilerle beraberdir. Bunlar ne güzel arkadaştır!” (en-Nisâ, 69). Yine Fatiha Suresi 6-7. Ayetler bize apaçık şunu bildiriyor: “Bizi doğru yola, kendilerine nimet verdiklerinin yoluna ilet; gazaba uğrayanlarınkine ve sapıklarınkine değil.”

Şimdi gözlerindeki gaflet perdesini kaldır ve bak hakikatlerle dolu geçmişine. Acaba bu toprakları bize vatan kılan atalarımız şimdiki halimizi görselerdi ne derler ne yaparlardı? Yüzyıllardır iman nuruyla aydınlanmış memleketimin her karış toprağı, batılane bir gecenin karanlığına bürünmüş meğer. İki tane rakamın değişeceği tarihi kutlayanlar tarihi yazan ecdadımızın aziz emanetine ne derece layık olabilirler!

Bastığın yerleri toprak diyerek geçme, tanı

Düşün altındaki binlerce kefensiz yatanı

Sen şehit oğlusun incitme yazıktır atanı

Verme dünyaları alsan da bu cennet vatanı

Bu topraklarda dini Mübini İslam’ın özgürce yaşanması için, ezanların dinmemesi, bayrağımızın dalga dalga dalgalanması, oğluma kızıma rahatça Kuran-I Kerim öğretebileyim, Resulullah (s.a.v)’in ahlakını onlara kazandırabileyim diye hiç tereddütsüz canını feda eden göğsünü bu topraklara siper eden 15’lileri, ninelerimizi, dedelerimizi yani altımızdaki binlerce kefensiz yatanı ne çabuk unuttuk! Ülkemizin her karış toprağını bizler için mabede açan ecdadımızın bu emanetine gayrimüslimlerin adetleriyle namahrem ellerini sürer olduk, kirlendik, kirlettik, kirletiyoruz. Günde 5 vakit Rabbimiz’in huzuruna davet eden ezanları dinlemez, duymaz, davete icabet etmez olduk. Halbuki Akif’e sorduklarında bu ülke ne zaman kurtuluşa erer diye, cevap apaçık ortadaydı: Cuma namazına gelen cemaat sabah namazına geldiği zaman.

Ruhumun senden ilahi şudur ancak emeli

Değmesin mabedimin göğsüne namahrem eli

Bu ezanlar ki şehadetleri dinin temeli

Ebedi yurdumun üstünde benim inlemeli

Ne yazık ki nefislerimiz şimdi Ezan-I Muhammedi’yi değil, telefonlarımızda televizyonlarımızda çalan görüntüleri dinliyor, bakıyor. Hem vaktini hem kazancını çalıyor, hem maneviyatına zarar veriyor. Yanında sana sağladığı lezzet çöldeki tek kum tanesini doldurmuyor. Ne kadar lezzet alabileceğini sanıyorsun ki. Acaba lezzet alma noktasında bir hayvana yetişebilir misin? Geçmişinden gelen elemler geleceğine dair endişelerin o lezzet dediğini zehirli bir bal hükmüne getiriyor. Hayvanın geçmişi ve geleceği olmadığı için tam lezzet alır. Demek ki insan bu dünyaya yalnız lezzet almak için gönderilmemiş. Belki elinde azim bir sermaye bulunan insan bu dünyaya ticaret için gönderilmiş. O sermaye ise ömürdür. Eğer ömrünü Rızayı ilahi doğrultusunda ticarette harcasa onunla bâki bir gençliği, ömrü kazanacağını bütün semavî fermanlar müjde veriyorlar. O zaman sana soruyorum nefis sahibi Eşref-I Mahlukat: Acaba sirf dünya için mi yaratilmişsin ki bütün vaktini ona sarf ediyorsun?

Dünyanın başkentinden (İstanbul) Türkiye'nin başkentine gurbete gelen ben. Geldiğimden beri her şeyin gurbetini yaşar olmuş bedenim. Gönlümü aşkıyla yaralayan Sevdiğim'e Ah seslenişlerimdir çoğu yazım. Vah vah edecek sözde sevgililere eyvallahımız yok bizim. Onlar için ibret, gerçek sevenler için yürekten kelimelerdir kalemimden akan. Çok sevdiğim, eserlerini okumaktan daima keyif ve bir o kadar da ibret aldığım Sinan Yağmur'un imza gününde imzalattığım kitabına yazdığı şu sözlerle sesleniyorum kendime, hakiki aşkı arayana, aşkı için yanana: "Her köz ateş, her kadın gönlüne güneş olmaz. Önce YAN!"

1 Yorum

Bir cevap yazın

E-posta adresiniz kimseyle paylaşılmayacaktır.

zeka soruları
Önceki Yazı

Sorulabilecek En Eğlenceli 5 Zeka Sorusu

Sonraki Yazı

Dünyanın En Eski 8 Dövmesi

Blog Kategorisinde Son Yazılar

türk kahvesi

Türk Kahvesi Üzerine

Ağır meseleye şöyle bir giriş yapalım: Türk kahvesindeki ‘’Türk’’ kelimesi kahvenin menşeine