Bir Çayın Hikayesi: Kağıt
Yasin

Bir Çayın Hikayesi: Kağıt

    Bugün yeterince kağıt toplamıştı. O zaman bir molayı hak ettim dedi, kendi kendine. Zaten tonton amcam beni merak etmiştir. Saat hayli geç olmuştu. Yavaş yavaş kahvenin yolunu tuttu.

    Aklında ise masum bir soru. Yürürken bütün zihnini işgal eden. Acaba oralet mi içseydi, yoksa çay mı?

    Sonra kendi kendine kızdı. Heyt be, ben oralet içecek yaşı çoktan geçtim dedi.  Ama küçük bir kaçamak yapabilirdi elbette. Sonra aklına gelen kafiyelere güldü. Biran, dünyanın en iyi şairi olduğunu düşündü. Sevmişti bu fikri. İçinden tekrar etmeye başladı unutmamak adına. Dışından söyleyemezdi. Zira mutluluğunu insanlardan saklamalıydı. Kötü insanlardan saklamalıydı.

Ben küçüktüm

Şerbet içerdim

Ben büyüdüm

Demlendi çayım

    Bir kitap da okumuştu, en iyi şairler hüzünlü şiirler yazarlarmış. Ne demişti şair?

    Hah tamam hatırladım: Herkes aşık olamaz ama herkes acı çeker, herkes ağlar demişti. O zaman biraz da hüzün katmalıydı şiirine. O da kafiyeli olmalıydı.

Beklemekten dile geldi

Acı bir dem,

Demliğin dibinden

 

Çocukken şerbet içerdik

Su ve şeker

Bir ağlar, bir gülerdik

Bir gün

Gözyaşlarımızdan utandık

Şekeri bıraktık o an

Ve bir gün

Ağlamayı bıraktık

Hep dem oldu çaylar

Büyüdük sanırsam

    Biraz mutlu, biraz hüzünlü bir şiir oldu. Biraz da komik diye ekledi. Mutlu ve trajikomik. İçinde ki gülümseme yüzüne yansıdı. Tam Nesinlik bir olay diye geçirdi içinden.

    Aklında ki karmaşayla boğuşurken, birden kahveye bir hayli yaklaştığını fark etti. İşte dedi, şu mendil satan çocuğu geçtim mi, pamuk şeker satan amca var. Sırtını pamuk şekerlere verdim mi hemen karşısında olacaktı tonton amcası.

    Önce, soğuk beton üzerinde mendil satan çocuğa oturması için kalın bir karton verdi. Ve kalbinin en samimi yerinden bir gülümseme çıkardı gün yüzüne.  Çocuk bir ağız dolusu güldü. Sadece güldü. Bir çocuğun gülmesi, dünyaya edebileceği en büyük teşekkürdü gerçekten.

    Pamuk şeker amcayı geçti ve kahvenin kapısını usulca açtı. Bir gülümsemeyle girdi içeri. Öyle ki dudaklarının kıvrımına bütün bir güneş sistemi sığardı. Öyle içten ve güzel, öylesine büyük ve kıvrımlıydılar. Kafasını bir zürafa gibi değil, bir karınca gibi gururla eğdi. Yaşlı amcası selamını almıştı. Elini başına, dudaklarına ve kalbine götürdü. Bir kez daha, amcasını çok sevdiğini düşündü.

    -Günün hayır olsun bey amca. Nasılsın, sıhhattesindir inşallah.

    -Sağol evlat, seni gördüm ya, dert, keder kalır mı bende.

    -Sende sağol bey amcam, çok şükür bugün de ekmeğimizi kazandık. Sadece bugüne yetecek kadar, bilirsin beni. Yarında gözümüz yok bizim.

    -Ah be evladım. Keşke senin bu düşündüklerini, şu ızbandut gibi adamlara da anlatabilsek.

    -Ne oldu bey amcam. Bir yaramazlık mı var? Hayırdır inşallah.

    -Gene bugün iki kişi kavga etti. Ocakta ne kadar bardak var, hepsini kırdılar, döktüler. O an görmeliydin, gözleri dönmüştü. Sanki karşısında ki insan değilmiş gibi hırsla birbirine girdiler.

    -Peki neden amca. Neyi paylaşamadılar. Neden yaptılar, böyle bir şeyi.

    -Ah be oğlum. O kadar temiz yüreklisin ki. Sen onların paylaşamayıp, anlaşamadığı şeyleri anlamazsın. Daha doğrusu anlam veremezsin.

    -Neden paylaşamıyoruz. Neden sevemiyoruz, tahammül edemiyoruz birbirimize. Hepimize yeter de artar bu dünya. Ben diyorum ki amca, benim topladığım kağıtlarla, kağıttan kentler yapalım. Kağıttan gemiler, uçaklar yapalım. İstediğimizi yüzdürelim, istediğimizi uçuralım. Islandı mı, ezildi mi yenisini yapalım. Tükenmeyecek gibi sanki hiç. Zaman gibi olmasın, pişmanlıklar olmasın. Bir uçağımız sağa mı sapıyor yenisini yapalım. Daha doğru gidenini, daha iyi süzülenini yapalım. Yetinemediğimiz, paylaşamadığımız şeylere inat bir kağıt alalım ve yarısından gemi yapalım, yarısından uçak. Hiçbir çocuk duvarlar arasında sıkışıp kalmasın. Çocuklar istedikleri zaman kağıtları yırtıp, özgür kalabilsinler.

   -Ne güzel de dedin evlat, ağzına sağlık. Ne güzel düşünmüşsün, yüreğine sağlık.

   -O senin güzelliğin bey amcacığım.

   -Çay içeriz, değil mi evlat?

   -Olur amca, öyle güzel olur ki.

1) Bir Çayın Hikayesi: Dem

2) Bir Çayın Hikayesi: Kağıt

3) Bir Çayın Hikayesi: Ölüm


Önceki: Mihri Müşfik Hanım Sonraki: Miyokard Enfarktüsü; Kalp Krizi

  • Metin Özeren
    Metin Özeren 1 Mart 2017 at 20:22

    Çok güzel bir yazı olmuş elinize sağlık.

  • Yasin
    Yasin 1 Mart 2017 at 21:09

    Değerli yorumunuz için çok teşekkür ederim. Bana kalırsa birçok eksiğim var. Olumsuz eleştirilerinizi de bekliyorum. 😀

  • Edebiyatsever
    Edebiyatsever 13 Mart 2017 at 17:01

    Hem gülümseten hem düşündüren güzel bir yazı olmuş. Kalemine sağlık. Dünyadaki kavgaların ne kadar anlamsız, çözümlerinin ise bir o kadar basit olduğunu hatırlattığın için teşekkürler. Umut ve barış dolu yeni yazılarını bekliyoruz.

  • Yasin
    Yasin 14 Mart 2017 at 02:20

    Teşekkür ederim.

Yorum bırakın