Kaht-ı Rical ve Eğitim Problemi
Nihat

Kaht-ı Rical ve Eğitim Problemi

“Yıkılıpdur bu cihân, sanma ki bizde düzele!
Devleti çarh-ı denî verdi kamu müptezele,
Şimdi ebvâb-ı sa’âdetde gezen hep hezele
İşimiz kaldı hemân merhamet-i Lem-Yezel’e.”

(Bu dünyâ yıkılırken, bizim düzeleceğimizi sanma!
Alçakların çevirdiği çark, devleti büsbütün yıkıma saldı.
Sa’âdet kapılarında şimdi hep yıkım dolaşmakta,
Bizim işimiz Bâkî olan Allâh’ın rahmetine kaldı.)

-III. Mustafa

    “Kaht” sözcüğü Arapça kökenli Osmanlıca bir sözcük olup “kıtlık, kuraklık” anlamına gelirken “Rical” de aynı şekilde Arapça kökenli olup Osmanlıca bir sözcüktür ve “yetenekli kişi, yetişmiş kişi” anlamına gelmektedir. Osmanlı Devleti’nin yıkılma safhasına doğru çoğu kez kullanılan “Kaht-ı Rical” tabiri bir çok devlet adamına karşı söylenegelmiştir. Gerçekten çok güzel bir tabirdir. Kaht-ı Rical  yetenekli devlet adamı kıtlığı, değerli insan yoksunluğu, adam kıtlığı gibi acı bir anlama sahipken fonetik olarak da anlamına çok uygun olup acı bir şeyi anımsatmakta değil midir?

    Aslında birçok devirde adam kıtlığı meselesi hakkında insanlar yakınmışlardır. Yöneticiler, hükümdarlar eleştirilmiştir fakat ben şu dönemin bu anlamda zirvelerden birini teşkil ettiğini düşünüyorum. Hatırlasanıza Hillary Hanımı ve Donald Bey’i. Ne kadar da güzel üslupları var değil mi? Biri öbürüne “tecavüzcü” diyor, diğeri ona “sen kendi işine bak senin foyalarını ortaya çıkarmayayım” diyor. Berlusconi’yi, Sarkozy’i hatırlayınız. İşte bunlar bu konu hakkında büyük örneklerdir. Soracak olursanız eğer, bir insanın ricali üslubuna yansımaktadır.

Adam kıtlığında keçiye Abdurrahman Çelebi derler.  -Türk Atasözü

    Bir de Fatih Sultan Mehmet’in babası II.Murat’a söylediği “Baba, eğer padişah siz iseniz geliniz ve ordunun başına geçiniz. Yok, eğer padişah ben isem, size emrediyorum! Gelip ordunun başına geçiniz.” Cümlesine bakın. Aynı şekilde Kimdir bu İttihatçılar” diye soran 2. Abdülhamit’eKulunuzdan gayrısı ittihatçıdır” diyen Hüseyin Hilmi Paşa’ya bakın. Üslupları karşılaştırın.

    Farklı ülkelerde de bu sorun göze çarpsa da benim şahsi fikrime göre en üst kademe dışında bu hatalar bazı ülkelerin sistemleri tarafından elimine edilebilmektedir. Yani yardımcı kadrolar, danışman kadrolar bu gibi sorunları en aza indirmektedir. Unutmayınız ki Birleşmiş Devletler tarihinin başarılı bir devlet adamı olan Ronald Reagan, Alzheimer hastalığıyla muzdarip olduğu son dönemlerinde yakın danışman çevresi tarafından o kadar iyi yönlendirilmiştir ki toplum onun hasta olduğunu dahi anlayamamıştır.

    Biz de ise durumların böyle olduğunu düşünmüyorum. Liyakat esasıyla kadroları üst seviyelere getiren bir sistem işlemiyor, işletilmiyor. Burada liyakatten ziyade nepotizm unsuru birincil öncelikte kalıyor. Liyakati baz almayan sistem ise kurumlara dolu adamları getiremiyor. Her şeyi kabul eden, onaylayan ve karşı çıkmayan insanların ortaya çıkmasına sebep oluyor. Bu da zaten nadir bulunan yetenekli adamların da kullanılamamasıyla birlikte bir kaht-ı rical sorununu ortaya çıkarıyor.

Liyakat olmadan kazanılan, müstahak olmadan kaybedilir.  -William Shakespeare

Ortada bir sorun varsa bu sorunun ilk basamakta belirlenip anlaşılması gerekir. İkinci basamak bu sorun hakkında çözüm önerileri düşünmek olacaktır. Üçüncü basamakta bu sorunu dile getirmek, dördüncü basamakta ise bu sorunu çözmeye koyulmak selim bir davranış olacaktır. Peki biz bu basamağın kaçıncı sırasındayız?

17. yüzyılın Osmanlı düşünürü ve devlet adamı olan Koçi Bey bakın ne diyor:

Yüksek makamların şunun veyahut bunun aracılığı ile verilmesi doğru değildir. En bilgilisi hangisi ise ona verilmek gerektir. Bir cahilin, sırf eskidir diye bir bilgilinin önüne geçmesi haksızlıktır. Bilgi ve diyaneti olunca, genç de olsa zarar vermez. Yaşlı ile genç, bilgi ile marifette eşit olunca yaşlının önüne geçmesi daha doğrudur. Amma bilgi ve marifetten yoksun olunca 1000 yaşında da olsa halka faydası olmaz. Ve hakkı yanlıştan ayıramaz.

    Peki eğitim sistemi bu işin neresinde kalıyor? -Tam ortasında. Mevcut eğitim sistemi ne yazık ki zaten nadir yetişen yetenekli devlet adamlarının -veya siz ona yetenekli bilim adamları da diyebilirsiniz- yetişme ihtimalinin nadir derecesinden de aşağı düşmesine neden oluyor. Bizim ülkemizde bulunan en önemli sorun da bu zaten. Her sorunun temel kaynağı olan eğitim meselesinin en önemli sorun bellenip, önemlilik derecesinin ilk sıraya getirilmesi gereklidir. Bütçesi de ona göre ayarlanmalı ve ciddi çalışılmalıdır. Yüksek bütçe ayırılması gereken kurumlar gerçek mürşitler olan bilim, ilim ve fen ile ilgili olanlardır, diğerleri değil.

    Zira 2014 yılında YÖK’e bağlı devlet üniversitelerinin toplam bütçesi 11,5 milyar tl iken Birleşik Devletlerde sadece Harvard Üniversitesinin bütçesi 32 milyar dolar, günümüz kuruna çevirdiğimizde ise bu miktar yaklaşık 113 milyar tl yapmaktadır. Yani yaklaşık 9,8 katı.

NASA’ya 2017'de ayrılacak bütçe ise 19 milyar dolar olarak açıklanmıştır. Aradaki uçurum farkını görebiliyor musunuz ?

    İş sadece bütçe işi olmasa bile, ayrılan bütçelerin eğitime verilen önemin bir orantısı olduğu aşikârdır. O yüzden eğitim sistemine verilen önemi arttırmalı ve bu iş üzerinde kafa yormalıyız. Eğitim denildiğinde aklınıza sadece lise-üniversite eğitimi gelmesin. Bir insanın doğumuyla ölümü arasındaki bütün etkileşimleri eğitimin ürünüdür. İlk öğretmenleri olan anne ve babası, bebeği eğitmeye başlarlar. Peki anne ve babanın eğitim seviyesi düşük olduğu takdirde sizin kurumlarınızın iyi olmasının tam bir anlamı var mıdır? Buradan çıkardığımız sonuç ise eğitim sorununun en az 3 nesli kapsadığıdır. Yani sadece mevcut yönetim kadrosunu ve sistemi değil, en az 3-4 neslin üst üste yığdığı problemlerin ve hataların oluşturduğu bir sorundan bahsediyorum. Bu yüzden eğitim planlamaları tek rakamlı yıllar yerine 3-4 nesli baz alacak şekilde yapılandırılmalıdır ki örnekte belirttiğim gibi doğan bebek de anne babasından sağlıklı bir eğitim alabilsin.

    Sonuç olarak ortada bulunan bu Kaht-ı Rical probleminin çözüm okları yine eğitimi işaret etmektedir. Zaten bir toplumun münevverleri hiçbir zaman çoğunluğu teşkil etmeyecektir. Fakat münevverlerin azınlık içerisinde oranının fazla olması, dünyayı ve ülkemizi değiştirmeye kabildir.

…Hacivat: bak Karagözüm sen benim kırk yıllık arkadaşımsın. Sana birkaç kelime öğreteyim de her nereye gidersen sana itibar etsinler
Karagöz: Öğret bakalım
Hacivat: Dinle, bir kibar yere gittiğinde sana bir şey sorarlarsa ne diyeceksin biliyormusun?
Karagöz: Yoo…
Hacivat: Evet efendim, öyledir efendim, münasiptir efendim, arada sırada da ne buyurulur a benim efendim diyeceksin
Karagöz: Sonra ne olacak
Hacivat: İşte böylece sen adam olacaksın herkesin yanında itibarlı olacaksın
Karagöz: Olur Hacıvat, şey ne diyecektim
Hacivat: Evet efendim
Karagöz: Evdedir efendim
Hacivat: Öyle değil canım
Karagöz: Öyleyse dükkandadır efendim…


Önceki: Vesikalık Sonraki: Ebebiyat Dersim

  • Ahmet
    Ahmet 16 Ocak 2017 at 09:28

    Çok başarılı bir yazı olmuş. Düşüncelerinize tümüyle katılıyorum.

    • Nihat
      Nihat 16 Ocak 2017 at 12:51

      Çok teşekkür ederim 🙂

Yorum bırakın