minik bir su damlası

Minik Bir Su Damlası

in Edebiyat Yazar:

Kendimi hiç bu kadar yeşile ait hissetmemiştim. Yapraklara olan yakınlığım aslında çok yabancı ama yabancı olduğu kadar da o oranda doğruydu. Tanıdık hatta bilindikti. Bu ise sadece bana ait bir gerçekti. Ben ne kadar aidiyet hissederem hissedeyim, yeşilde can bulan topraklarım şuan can çekişiyor. Vazgeçemediğim yeşiller yavaş yavaş bile değil acımadan tüm zehri içime en derinime akıtıyor.

Tek bir doğrunun, en önemli doğrunun diğer her şey yanlışken doğru olması… Yetmiyormuş. Mevsim her zaman kıştı ve ben olabildiğince kuraktım. Topraklarımın hasret olduğu yeşil ise yağmura mahkumdu. Yavaş yavaş benden kuruyuşunu benden kopuşunu ve daha bereketli topraklarda, yağmurun ıslattığı o topraklarda açışını izlemek zordu. O açışlarındaki bereketi izlemek daha zordu.

Yer yanlıştı, zaman ise ondan daha fena haldeydi. Kuraktım, soğuktum, susuzdum. Merhamet yoksunuydum. Merhamet etmek istediğim halde merhamet etmedim. Içimde yaşamaya başlayan, ben de canlılığını başlatan tüm o ufak kıpırtıları tek tek yok ettim.

Acımasızdım. Bu nedenle yeşili kendimde tutamadım.

Bencil ve tahammülsüzdüm. En iyiyi kendime hep ben istedim. Asla sabretmedim. En iyiyi almalıydım. En iyi olmalıydı, hemen olmalıydı. Ama asla ellerim kirlenmemeliydi. Ki unutuyordum ben hep topraktım. Tüm o kuraklıktan kurtulmak için once ıslanmalı ve çamur olmalıydım. Sonar hayat verecektim.

Vefasızdım. Tüm o kuraklığıma rağmen bende yaşayanları öldürecek kadar susuz ve vefasızdım. Susuzluğumdan asla şikayetçi değildim. Istediğim tek şeyi bu yüzden kaybedene kadar.

Zordu. Benle yaşamak da bende yaşamak da beni yaşamak da oldukça zordu. Hala zor. Hala elimde tutmadığım tutamadığım şeylerin pişmanlığıya daha da kavruluyorum. Bencilliği ama asla sadece kendime yormuyorum. Belki ben sadece bir tık daha fazlasıydım. Sadece bir tık daha fazla.

Sonbaharın başında doğmuş ve Laz kızı olmamın getirisidir belki; aslında hafif bulutlu, yeri geldiğinde fırtınalar koparan atmosferim. Yazılarıma oranla içim umut dolu, daha mutluyum. Mavi ve tonlarını ne kadar özgürse o kadar severim. Kendi hikayesini yazmaya çalışan o herkesten biri de benim.

1 Yorum

  1. Umutlu olmak lazım. Mevsimler geçer, iklimler değişir… Bir gün bir hoyrat rüzgar bulutlarını sürükler getirir. Can suyuyla besler toprağı. Bir de geriye umutla yeşerebilecek tohumlar kalabilmişse toprakta, en kurak çöl bile orman oluverir zamanla.

Bir cevap yazın

Eposta adresiniz yayınlanmayacaktır.

*