Üç Anadolu Efsanesi Kitabı Tanıtımı

Kategori: Edebiyat/Kitap Yazar:

Yurdumuzu karış karış, köy köy gezip dolaşarak Anadolu’nun masallarını ve destanlarını derleyen Yaşar Kemal’in Üç Anadolu Efsanesi isimli romanı ilk olarak 1967 yılında İstanbul’da basılmış.

2015 yılında aramızdan ayrılan ve uzun ismiyle Kemal Sadık Gökçeli olarak bilinen yazarımız, bu kitabında Köroğlu’nun meydana çıkışını, Karacaoğlan’ı ve Alageyik efsanesini bizlere anlatmış. Üç efsanede de yiğitlik, fedakârlık ve aşk üçlüsünü mükemmel bir şekilde bize aktaran Yaşar Kemal, bakalım ne söylemiş:

Köroğlu’nun Meydana Çıkışı

   Köroğlu’nun Bolu beyi ile olan mücadelesini hepimiz biliyoruz. Ama Yaşar Kemal biraz daha önceden başlayarak Bolu beyi ile neden düşman olduklarını ve Kırat’ın ortaya çıkışını da bizlere anlatmış. Köroğlu’nun dedesi, sülaleden seyislik mesleğini icra edermiş. Yurtlarında kıtlık çıkınca Köroğlu’nun babası olacak olan oğlu Seyis Yusuf’u göndermiş oradan. Kendisi toprağına gömülmek istemiş ama oğlunun hayatına devam etmesini istemiş. Seyis Yusuf da Bolu beyinin yanına gelerek ona seyislik yapmaya başlamış ve onun başseyisi olmuş. Birbirlerini kardeş gibi severlermiş. Hatta Yusuf’un oğlu ile beyin kız kardeşini beşik kertme yapmışlar.

    Yusuf’un yetiştirdiği atların ünü yurdun dört bir yanına yayılmış. Bir gün atlarının başında iken nerden geldiği belirsiz bir at gelerek kır renkli bir kısrağı gebe bırakmış. Bu kısraktan bir tay doğmuş ki ileride bütün atların şahı, en hızlısı Kırat olacakmış. Dediğimiz belirsiz at, böyle iki kısrağı daha gebe bırakmış ama onlardan doğan tayların ayakları yere değdiği için ilk doğan kadar olamamışlar. Bir gün Osmanlı Padişahı, Bolu beyine “Bana öyle atlar gönder ki en güzelleri olsun” demiş. Bolu beyi de aralarındaki düşmanlığı gidermek için Seyis Yusuf’a en güzel tayları getirmesini söylemiş. Tabi tayların bir yetiştirilme tarzı var. O zamanlar, büyüdüklerinde güzel olmaları için Yusuf tayları karanlıkta bekletirmiş. İstemeden vermek zorunda kaldığı bu üç tayı da güzelleşmeden Bolu beyine götürdüğü için Yusuf’u kovmuş taylarını vermeden. Gözlerine de mil çektirmiş, ibret olsun diye.

    Böylece Kör Yusuf oğlunu yetiştirmiş öcünü alsın diye. Köroğlu demişler oğluna. Köroğlu da aşıkmış tabi beşik kertmesi ve beyin kız kardeşi olan Telli Nigar’a. Kırat’ı da Bolu beyinden alıp kendi atı yapmış. Derken Nigar’ı kaçırmış Köroğlu ve Çamlıbel’i babası Koca Yusuf’un isteği üzerine yurt edinmiş. Babasının öcünü almaya ve Bolu beyinin zalimliğini dindirmeye yemin etmiş. Böylece başlamış mücadele…

Karacaoğlan

    Bu aşığın nerden geldiği bilinmez ama Çukurova’yı yurt edinmiş kendine. Çünkü bir kez yardım ederek tanışıp kan kardeşi oldukları Deli Hüseyin ile burada yaşamışlar başlarda. Âşık bu ya, obanın beyi olan Türkmen beyinin kızına aşık olmuş. İşe bakın ki kızın da ona gönlü düşmüş. Bey vermem kızımı demiş, oba halkı dinlememiş. Vermişler kızı Karacaoğlan’a, göndermişler obadan uzağa.

    Güzel bu ya, her gören bir daha bakarmış Türkmen beyinin kızı Elif’e. Sonraları yurt edindikleri yerdeki beyin deli yeğeni yakmış abayı kıza. Ölmüş bir beyin oğluymuş o da. Öksüz diye şımartmışlar. İşte Elif ne demişse dinletememiş, bırakmamış kızın peşini Deli Halil. Bir şart koşmuş Halil: "Bir gece yanına uzanıp sana dokunmadan uyursam senden vazgeçerim” demiş. Kız da çaresiz kabul etmiş. O gece bu ikisini gören Karacaoğlan içinden “ben kimim ki zaten, boş rüyalara daldım, bey kızları ancak bey oğullarına yakışır” demiş ve uzaklaşıp gitmiş oradan, düşmüş yollara. Elif’i için yaktığı türküler de günümüze kadar ulaşmış…

Alageyik Efsanesi

    Torosların Gökdere köyünde yaşayan Halil bir geyik avcısı imiş. Baba mesleğiymiş. Geyik avına çıkmadan duramaz, kimseyi dinlemezmiş. Köylü çıkmasını istemezmiş ava, çünkü başına bir iş geleceğine inanırlarmış. O güne kadar geyik avına çıkan hiç kimse iflah olmamış.

    Bir gün karşı köy olan Sarıcalı’nın ağası Karaca Ali, Gökdere’den geçerken Halil’in nişanlısı Zeynep’i görmüş ve ona vurulmuş. Gökdereliler ağadan korkmuşlar ve kızın Halil ile olan nişanını bozup Karaca Ali’ye vermişler. Kız istememiş gitmeyi. Halil yetişmiş kız zorla götürülmeden ve düğün etmişler. Ama Karaca Ali tuzak kurmuş Halil’e. Gerdek gecesi Karaca Ali, adamlarıyla yalandan geyik sesi çıkarmışlar ormanda. Halil de tuzağa düşmüş ama yiğit bu ya… Karanlıktan faydalanıp Karaca Ali ve çoğunu haklamış, kalanı da kaçmış. Alageyiği görmüş o an Halil. Daha önce peşine düşüp de avlayamadığı alageyiği. Vurmuş geyiği, can çekişiyormuş geyik. Yanına yaklaşıp tam derisini yüzecekken geyik ayaklarıyla tepmiş Halil’i uçurumdan aşağı. Buna dayanamayan Zeynep de atmış kendini oradaki kayadan aşağı. Oranın ismi de alageyik kayası kalmış. Derler ki Halil’in uçurumdan düşüp de can çekişirken yaktığı türkü, hala duyulurmuş bu kayada…

Kitap okumayı seven ve bu devirde herkesin haklı olduğuna inanan bir şahısım. Gereksiz bilgilerle beynimizin işgal edildiğine ve bu yüzden çağ deviren fikirler üretemediğimizi anlayan, eğitim sistemini baştan yazmak isteyen bir insanım. Ne demiş atalarımız: Önce eğitim!

4 Yorum

  1. Yaşar Kemal’in güçlü kaleminden ortaya çıkan bir kitap. Zamanında severek okumuştum. Yazınız kitabı yeniden hatırlamama vesile oldu. Elinize sağlık.

Bir Cevap Yazın

Eposta adresiniz yayınlanmayacaktır.

*