Anlatıyorum, Dinliyor Musun?

Kategori: Edebiyat Yazar:

Ağlayasım geldiğinde susuşumdan galiba en büyük derdim… Ben sustukça kalbimin dolduğunu hissedişim… gözyaşlarımın tersine akışındandır herhalde… Ya da çoktan isyan bayrağını çekmiş iflas etmenin eşinğindedir benimle birlikte.

Tüm duygulardan arınmış gibiyim bir yerde. Yalnızım üstelikte… ne bağıracak kadar kızgın, ne kahkahalar atacak ya da bırakın kahkahayı tebessüm edecek kadar mutluyum. Üzgün de değilim aslında sadece doluyum. Herkese, her şeye…

Çoğu zaman yanıldığımın hep farkındaydım, kalp kırdığımın ve kırdığım kalbi asla onarmadığımı biliyordum. Çünkü bir yandan ben de kırılıyordum. Tüm o kırıklar ufak cam paraları gibi ruhumun unuttuğum, kalbiminse görmek istemediğim o “Yapma” diyen köşesine acımasızca batıyordu. Ama kimse görmüyordu. Kendi kırgınlık ve kızgınlıklarıyla gözleri kör olmuş o insanlar asla başkalarının kırılışlarını görmüyordu.

Bilinçli değildi bir kere… Ya da belki de öyleydi. Bilmiyorum. Kendimi tanıyamayalı bir hayli zaman oldu benim de. Tıpkı insanlar gibi… Gözümün içine bakıp “Bu sen değilsin” diyen insanlar kadar kendimi tanımaktan aciz ya da biçare olmak daha da dolduruyor kalbimi…

Özür dilemek zor… Ben özür dilediğimde affedecek o yüreği bulmak çok daha zor. Gerçi özür dilemek de pek istediğim söylenemez aslında. Yalan yok. Ne kadar kanarsa kanasın kalbim, ne kadar içime de aksa gözyaşlarım… Pişmanlık da bir duygu… Hissetmiyorum. Ne kadar hissetmek istersem isteyeyim, başaramıyorum. Diyorum ya sadece ağlayasım var. Ha bir de kalbimin olduğu yerde bir ağırlık…

Böyle daha güzel gerçi… İnsanların seni kıramayacağını bilerek yaşamak… Sen çok şeyleri aklına takarken, senin üzüntünle dalga geçen insanların; artık sen umursamıyorsun diye debelenişleri ve sonundaki kızgınlıkları… Ve senin sadece oturup izlemen… Kesinlikle çok keyifli…

Çünkü yoruldum. Çabalamaktan, debelenmekten, her seferinde daha acılı bir şekilde düşmekten deli gibi yoruldum ve… Ve’si yok galiba… Her şey için yorgunum, herkese yorgunum… Kendime bile…

Ruhum ikiye bölünmüş durumda… Bir tarafı yaptığım hataları, işlediğim günahları, kırdığım kalpleri diğer tarafıma söylerken diğer tarafım pasif agresif… Susuyor, dinliyor, yerdeki halının desenlerini hayalinde çiziyor ama haksız olduğunu asla kabul etmiyor. Ve ben dinleyen tarafımı dinlemeyi tercih ediyorum.  Kızgın tarafımın da bize katılmasını istiyorum ama kabul etmiyor. Ettiremiyorum. Ve onlar çatışmaya devam ediyor. Bu ikilinin çatışması beni daha da çok yoruyor.

Anlatmak zor, anlamak daha da zor… Ben anlatıyorum bir şekilde kendimi ama anlaşılmıyorum galiba. Ben de kendimi anlamıyorum aslında… En iyisi her zamanki gibi susmak galiba… Susmak, gülmek hatta kahkaha atmak… Ama asla gözyaşlarını dışarı akıtmamak…

Sonbaharın başında doğmuş ve Laz kızı olmamın getirisidir belki; aslında hafif bulutlu, yeri geldiğinde fırtınalar koparan atmosferim. Yazılarıma oranla içim umut dolu, daha mutluyum. Mavi ve tonlarını ne kadar özgürse o kadar severim. Kendi hikayesini yazmaya çalışan o herkesten biri de benim.

1 Yorum

  1. Çok hoş anlatmışsınız, genç olmanın, hayatı keşfe çıkmanın zorluğunu. Aynen öyle bir şey işte hep yaşanılan. Keşke bu kadar yalnız hissetmesek ve bazı doğrular olsa tutunacağımız.
    Yine de söyleyeceğiniz küçük bir söz, sevdiğiniz yakın hissettiğiniz birine, size bir bakış veya cümlecikle geri döner ve anlaşıldığınızı, varlığınızın olumlandığını hisseder ve devam edersiniz keşfe. İyi yolculuk dilerim.

Bir Cevap Yazın

Eposta adresiniz yayınlanmayacaktır.

*