İbn Haldun

İbn Haldun’un gözünden “Devlet”

Kategori: Kitap Yazar:

-Sonradan gelen not: Bu yazı İbn Haldun’un 7 ciltlik tarih kitabının giriş kısmı olan mukaddimesinin özet halinin özet hali olan zavallı bir kitabı tanıtmaktadır. Kesinlikle burada yazdıklarım sizin aklınızda genel bir İbn Haldun portresi çizmesin. Burada belirttiklerim sadece İbn Haldun hakkında gündem içerisinde sıkça konuşulan birkaç fikir üzerinedir. Bahsettiğim kitabı ve bu kısa tanıtım yazısını okudğunuzda sadece “Ben İbn Haldun’u bilmiyorum sadece duydum” demeye hakkımız oluyor. İbn Haldun ve eseri hakkında açıkçası ciddi bir çalışma olmadığını düşünüyorum. Ayrıca gündem içinde onun hakkında hem olumlu hem de olumsuz konuşan kişilerin aslında hiçbir şey bilmeden konuştukları kanaatindeyim. Lakin ben de çok fazla malumata sahip değilim. Bilmiyorsan ne diye yazı yazıyorsun diyebilirsiniz. Ben sadece bu yazıda o küçük kitapçığı tanıtmaya çalıştım. Mümkün olursa eserinin mukaddimesini okuduğumda onunla ilgili de bir kitap tanıtımı yapmak isterim.-

14. yüzyıl İslam düşünürlerinden olan İbn Haldun çok yönlü ve bilgili bir kişidir. Tarihçi olduğu gibi aynı zamanda devlet adamıdır. Çok iyi bir eğitim almıştır. Döneminde seçkin bir devlet adamı olduğundan aranan bir kişi olmuştur. Kadılık, vezirlik ve önemli devlet görevlerinde bulunmuş, Şam’ı işgal eden Timur ile görüşmüştür. Siyasi entrikalardan dolayı 2 yıl hapis yatmıştır.

Sizlere tanıtmak istediğim, İbn Haldun’un Mukaddimesinde bahsedilen devlet görüşlerinin yer aldığı kitapcık yani “Devlet”

Öncelikle demeliyim ki İbn Haldun eserinde devleti anlatırken sadece siyasi konulara değinmemiş. İktisadi ve sosyal yönlerden de bahsetmiş. Değerlendirmeler yaparken aynı zamanda yapılması gerekenlere ve yapılmaması gerekenlere de değinmiş. Çizdiği devlet portresi ütopik değil gerçekçi.

İslam felsefesine sahip olduğu için devlet kurumunun İslam düşüncesi çerçevesinde büyüyeceğini ifade etmiştir. Çok ilginç olarak çok sayıda topluluğun bulunduğu topraklarda devletin parçalanacağını belirmiştir ki bu fikirlerini belirtirken tarih 14. yüzyılı göstermektedir.

Aslında bana sorarsanız İbn Haldun devlet portresini çizerken insanı esas almış. Yani baktığımızda devletlerin aynı insanlar gibi bir ömrü olduğunu belirtmiş ve hatta kitabında devletlerin ömrünü yaklaşık 120 yıl olarak yazmış. Bolluk ve refaha dalmak her devletin tabiatında vardır ve bunlar devletlerin yıkılmasına sebep olur düşüncesiyle tanımlamalarda bulunmuş.

Aynı zamanda devletlerin ticarete kalkışmaması gerektiğini yazmış. Ticarete karıştığında oluşan sıkıntılardan bahsetmiş. Devlet ticarete karışırsa olacakları da yazmış ve halkın uğrayacağı çöküşü de belirtmiş.

“Adalete uymayan hareket, medeniyet ve imara düşmandır.” –İbn Haldun

İbn Haldun bir devletin “asabiyet” ile tam anlamıyla yönetilebileceğini savunur. TDK “asabiyet” sözcüğünü “sinirlilik” olarak tanımlıyor ama İbn Haldun’un bahsettiği bu değil. O asabiyet’in tanımını “İnsanda bulunan din, millet, vatan, soy ve aile gayreti; bunları ve başka mukaddesleri koruma duygusu” şeklinde yapmıştır.

Ayrıca İbn Haldun bir devletin kuruluşundan itibaren sonuna doğru 5 aşamadan geçtiğini söylüyor. Kuruluş ve gelişme dönemlerinde hükümdarın ve devletin adaletle davrandığını belirtiyor ve bu aşamaları hep asabiyete bağlıyor. Fakat devletlerin çöküşe doğru giderken asabiyet kavramının yeni nesillere aktarılamadığını söylüyor. İlk hükümdar bu fikre sahipken hükümdarın oğulları bu duyguya tam sahip olamaz, hele oğullarının oğulları ise tamamen asabiyet fikrinden bihaber olacaktır diyor. İbn Haldun’un çöküş devresi olarak belirttiği son safha hakkındaki düşüncelerine bakalım :

“Savurganlık safhasıdır. Hükümdar bu safhada seleflerinin tüm birikimini, nefsani arzuları, zevkleri, ihtirasları ve tutkuları uğrunda savurganca tüketir. Yakınlarına, kötü dost ve destekçilerine tüm servetinden cömertçe sunar. Onlara yerine getiremeyecekleri sorumluluklar yükler, onları altından kalkamayacakları görevlere getirir. Kendi aşiretinden olup devletin ileri gelen makamlarında bulunanlarla, seleflerinin iyiliğini görmüş olanları önemli devlet görevlerinden uzak tutar. Onların kalplerini kırar ve onları kendine gücendirir. Tabi bu uygulamalarının sonunda kendinden uzaklaştırdığı nitelikli devlet adamlarının yardımından da mahrum olur. Bunların yanısıra ordunun giderleri için ayrılan bütçeyi de kendi nefsani arzu ve istekleri uğrunda kullanır. Hükümdar askerle temaslarda bulunup onları denetlemediği için, ordu teşkilatının da bozulmasına yol açar. Böylece selefleri tarafından kurulmuş olan her şeyi hoyratça tüketir, yıkar. İşte bu safhada, devlette ihtiyarlık belirtileri ortaya çıkar. Devlet, tedavisi mümkün olmayan bir hastalığa tutulur ve bu hastalın onu yer bitirir…”

İbn Haldun’un ünlü tarih eserinin giriş kısmına ait olan bu özet kitapçığı en azından okumanızı tavsiye ederim.

İyi okumalar…

Uzayzaman boşluğunda incir çekirdeğinin hacmi kadar bilgi ve düşünce kaplıyorum. Ve ayrıca gece vakitleri güneş ışınlarını görebiliyorum...

1 Yorum

Bir Cevap Yazın

Eposta adresiniz yayınlanmayacaktır.

*