Adsız
Konuk Yazar

Adsız

Bir kırlangıç geçti dün üstümden selam bile vermeden.

 ‘Nerden gelir nereye gidersin?’ diyemedim.

Karıştı damlalarım şehrin yağmurlarına haber bile vermeden.

 Nasıl böyle eksildim bir türlü çözemedim.

                Meğer dünyaları tek başıma kurtarabilirim sanıyormuşum daha kuş tüyü dertlerim omuzlarıma ağır gelirken. Nasıl fark ettin derseniz, gelin biraz açayım üstündeki toprağı sağa sola, siz hayret edin ben de bir can suyu daha katayım içime.

Fazla değil, kısa bir süre önceye kadar insanların, özellikle sevdiğim insanların, acılarını hafifletebilirim hatta kalplerine girebilir, acılarını çalıp kaçabilirim sanırdım. Öylesine yanılmışım ki… Benim yaptığım sadece kapının altından bakmak ve ufacık bir not atmakmış içeri. Görüp duyabildiğim koskoca çam da bir pirmiş, hadi bir kozalak olsun… Kalplerin kapıları sadece içerden açılabiliyormuş ve bazen bekleseniz de bilebiliyormuşsunuz hiç açılmayacağını… Açılsın diye yumruklamak bilmiyorum iyi mi kötü mü. Ya kırıp dökersem içerde bir şeyleri, korkuyorum. Baksanıza hem ellerim kan revan içinde hem de kapı zarar gördü. Sahibi kızmıştır kesin, içeriyi göremesem de hissedebiliyorum bu kadarını.

                Aslında bir sorun da şu: Kalbin çok fazla kapısı var ve bazen bizim beklediğimizle sahibinin bizi buyur etmek istediği farklı oluyor. Gel de çık işin içinden. Elinizde tamir çantası bekliyorsunuz ama eğer o çekici nereye vuracağınızı bilmezseniz iyileştirmek yerine zarar veriyorsunuz. Böyle işte bin bir değişkenli bir denklemin içinde kayboluyor insan, bir tarafını çözmeye çalışıyorsunuz diğer taraf daha da çetrefilli bir hal alıyor. Bazen yorulup bırakıyorsunuz bir müddet, bazen de bir bakıyorsunuz nefes almadan çabalıyorsunuz. Hayatımız böyle gelgitlerin üzerine kurulu gibi, oturmuşuz bir sarkacın üstüne etrafı izliyoruz. Göklerin en umut yutmuşunu gördüğümüz de oluyor yerin dibinde gökkuşağının köklerini aradığımız da. Fırtınalı bir gökyüzünde tek başına özgür ve cesurca uçan bir kuşu görüyoruz bazen, kapkara bulutlardan başka bir şey göremediğimiz de oluyor. Nereden baktığımıza göre öyle değişiyor ki hayat. Nasıl ve ne görmek istiyorsak onu görüyoruz, öyle anlıyoruz. Sormak lazım arada kendimize gerçekten olup biten bizim bildiğimiz gibi mi diye. Dönüp bir bakın ardınıza arada siz de, kimler kalmış kimler gitmiş, kalanlar da nasıl kalmış diye. Hepimiz kendi ütopyalarımızdayız, iyi hoş da, arada bir misafir olmak lazım başkalarınınkine. Yoksa savrulur gider insan dediğin üç beş cümlenin peşine.

Bir kırlangıç gördüm dün

Fırtına dinmeden yetişmek istiyor gibiydi

Tuttu ayaklarından sürükledi onu gün

Oysa ta buradan kanatları kara bulutları dağıtıyor gibiydi.

Konuk Yazar: Adsız


Önceki: Annemin Mutfağı – Mummy’s Kitchen Sonraki: Rüşvet Verilemeyen Tek Osmanlı Bürokratı: Mehmet Emin Âli Paşa

  • Fatma Kübra
    Fatma Kübra 27 Mayıs 2017 at 18:28

    Bir kırlangıç gördüm dün
    Her şeye rağmen gülümsüyor gibiydi…
    Kaleminize sağlık

  • Yol gizli gizli
    Yol gizli gizli 27 Mayıs 2017 at 20:57

    Bu yüreğe dokunan yazı için teşekkürler, kaleminize, yüreğinize sağlık…

    Müsaadenizle…

    “Kalpten kalbe bir yol vardır görülmez” demiş Neşet Ertaş, gönül dağı türküsünde…
    Gönülden gönüle giden bu yol yanılmaz, yanlış istikamete götürmez asla. İnsanın yüreğinde iyi yada kötü ne varsa karşıya olduğu gibi aktarır ve bir aracıya da ihtiyacı yoktur bu sessiz sözsüz konuşma esnasında kalplerin…
    Bu yol sayesinde insanların kalbine girebilir, acılarını hafifletebilir hatta acılarını çalıp kaçabilir bence bi yürek, ama belki bunun için daha yoğun, daha çok sevmeli ve o sevgi kaplamalı tüm dünyada ki yürekleri… Hem belki vakti de vardır daha sevginin hakim olması için yüreklerde…
    O yüzden Yunus Emre’nin beklediği gibi kalbin kapısında da sabırlı bi şekilde beklemek düşer insanoğluna ve bir bakmış ki insan, o kalbin tüm kapıları açılmış ve istediğinden gel gir bu kalbe diye buyur edilmiş, ama yeter ki beklemeyi bilmeli…
    Saygılarımla….

  • adsız
    adsız 28 Mayıs 2017 at 01:59

    Yorumlarınız için teşekkür ederim. Sanırım birkaç cümle ile cevap vermeye hakkım vardır. Öncelikle yorumunuzla bakış açımı biraz olsun farklı taraflara kaydırdınız, bunun için teşekkür ederim, her zaman kolay olmuyor bu. Haklısınız beklemek lazım, onun içinse vakit. Oysa o kadar da çok vaktimiz yok geniş geniş. ‘Siz geniş zamanlar umuyordunuz/Çirkindi dar vakitlerde bir sevgiyi söylemek’ demiş Behçet Necatigil. Acıdır ki kalpten kalbe her şeyin doğru aktarılamadığını da tecrübe ettim. Umarım demek istediğimi hiçbir zaman anlamazsınız. Ama yorumlarınız aklımın bir köşesinde benimle kalacak umarım zaman ve hayat sizi haklı çıkarır, ben yanılırım. Saygılar ve umutlarla…

Yorum bırakın