Aşık Veysel ŞATIROĞLU

Kategori: Portre/Sanat Yazar:

“Uzun ince bir yoldayım

Gidiyorum gündüz gece

Bilmiyorum ne haldayım

Gidiyorum gündüz gece…”

    Uzun ince bir yolu vardır Aşık Veysel’in. Uzun ince olduğu kadar zorludur da bu yol. E tabi aşık olmak o kadar kolay olmuyor. İşte ben de ölüm yıldönümüne bu kadar yaklaşmışken bu aşığı anmak istedim. Bu uzun ince yoldan bahsetmek istiyorum ancak bu o kadar kolay olmayacak.

“Bilinmez değilsin, renklerden yalnız kırmızıyı hatırladı. Gözleri gönlüne çevrilmeden önce, yani çiçek hastalığına yakalanmadan önce düşmüştü. Kan görmüştü. Kanın rengini hatırlardı yalnız. Kırmızıyı… Yeşili de elleriyle bulur ve severdi.”

    Bu, annesi Gülizar’ın Aşık Veysel hakkında söylediği bir söz. “Gözleri gönlüne çevrilmeden önce” kısmına dikkatinizi çekmek istiyorum. Hayatımızın büyük bir bölümünü oluşturan görme işlevini gönlüne yansıtan bir insanı anlatmak, en azından hakkıyla anlatmak mümkün değil. Ben sadece elimden geldiğince bu aşıktan bahsetmek istiyorum.

28 Ekim 1894

     Doğumu bile annesiyle baş başa olur bu çilekeşin. Annesi koyun sağmaya giderken dünyaya gelir. Çocukluğu Sivas’taki köyünde geçer. Daha önce çiçek hastalığı yüzünden 2 kız çocuğunu kaybeden aile, Veysel’in de çiçek hastalığı yüzünden bir gözünü kaybetmesiyle yıkılır. Her şey üst üste gelecek ya, bunun üzerinden çok zaman geçmeden, (bir rivayete göre) babasının geldiğini duyunca ani hareketle arkasına dönen Aşık Veysel, babasının elindeki sopanın diğer gözüne girmesiyle belki az gören diğer gözünü de kaybeder. Böylece 7 yaşında aşık olma yoluna tam anlamıyla girmiş olur.

    Sonra ise belki günümüzde azalan ama eskiden daha yaygın olan olan dışlanma süreci başlar. Her ne kadar abisi ve kız kardeşi ona yardım etmeye çalışsa da bir çift gözün yerini tutamazlar. Giderek Aşık Veysel’in içine kapandığını gören babası eline bir saz verir. Bu saz hayatının dönüm noktası olur ve “Aşık Veysel” olma yolunda ilerlemeye başlar. Şiire meraklı olan Aşık Veysel, başlar ünlü ozanların türkülerini çalıp söylemeye. Ancak esas olarak Veysel’in ünlü ozanlarla tanışmasını ilk hocası olan Çamışıhlı Ali Ağa sağlar.

    Belki bu şekilde kendine bir teselli bulan Aşık Veysel’e bir darbe daha iner: seferberlik. Abisi dahil köydeki herkes vatan için savaşmaya gider. Veysel ise sazıyla baş başa… Kolay değildir herkes vatanı için harbe koşarken yerinde oturup beklemek.

“Olaydım cephede kahraman asker

Çalışırdım memleketin işine

İçimde duygular uyanan hisler

Taşırırdı beni hudut dışına.”

Benim sadık yarim kara topraktır.

     Çok yalnız kalan Aşık Veysel, ailesi tarafından akrabalarının kızı Esma’yla evlendirilir. Bir oğlu bir kızı olur ancak oğlunu çok küçükken kaybeder. Daha sonra annesini ve babasını da kaybeder Veysel. Yetmezmiş gibi çektikleri, bir de çok sevdiği eşi başkasıyla kaçar. Bu olayla efsaneleşiyor işte Veysel. Hepimizin bildiği büyüklüğü yapıyor. Esma’nın kaçacağını anlayınca ayakkabısına bütün parasını koyuyor, gittiği yerlerde kimseye muhtaç olmasın diye. Esma, kaçtıktan sonra köye geri dönünce olan bir olayı Aşık Veysel’in kızı Hayriye Hanım şu şekilde anlatıyor: “Kaçtı ama babam hâlâ onu hayallerdi. Esma Hanım bir gün kapıyı çalıp bana ‘Çok başım ağrıyor kızım, babandan benim için bir ilaç iste’ dedi. Çok şaşırdım, ‘Nasıl isteyebilirim Esma anne’ deyince, ısrar etti; ‘Sen iste, o verir’ dedi. Çekine çekine varıp söyledim babama. Elini cebine attı, çıkardığı aspirini avucumun içine koydu. O anda bana söylediği de hala kulağımda; ‘Onun başı daha çok ağrıyacak.’ Hakikaten dediği gibi de oldu, kadının hayatı perişanlıklarla geçti.”

     Daha sonra ikinci evliliğini Gülizar Hanımla yapıyor Veysel.

“Nice güzellere bağlandım kaldım

Ne bir vefa gördüm ne fayda buldum

Her türlü isteğim topraktan aldım

Benim sâdık yârim kara topraktır.”

Atatürk’tür Türkiye’nin ihyası

     Cumhuriyetin 10. yıl dönümünde bütün halk ozanları Cumhuriyet ve Mustafa Kemal ile ilgili şiirler yazıyor. Aşık Veysel de Cumhuriyet Destanı’nı yazıyor.

“Atatürk’tür Türkiye’nin ihyası,

Kurtardı vatanı düşmanımızdan,

Canını bu yolda eyledi feda,

Biz dahi geçelim öz canımızdan.”

    İşte bu şiiriyle ünlü olma yolunda ilk adımını atıyor Aşık Veysel. Bu şiiri çok beğeniyorlar ve Ankara’ya gönderelim diyorlar. Veysel ise “Ben giderim Ata’ya” diyor. Ancak ne kadar çabalasa da kendisi okuyamıyor. Madem Mustafa Kemal’e ulaşamıyoruz köyümüze dönelim diyorlar ama köye dönecek parayı bulamıyorlar. Son çare halk evine gidiyorlar, orada şiirlerinden dolayı tanınıyorlar. İlk konserini veriyor Veysel ve oradan aldıkları parayla köylerine dönüyorlar.

“Anlatamam derdimi dertsiz insana

Derd çekmeyen dert kıymetin bilemez

Derdim bana derman imiş bilmedim

Hiçbir zaman gül dikensiz olamaz.”

     Aşık olmak kolay değil. Bu gönül insanını anlatmak da kolay değil. Amacım sadece 21 Mart 1973’te aramızdan ayrılan bu ozanı anmaktı. Umarım faydalı olmuştur.

Kaynakça

http://aregem.kulturturizm.gov.tr/TR,12798/asik-veysel-satiroglu-18941973.html

http://bisorubicevap.com/kategoriler/yasam/hikayeler/asik-veysel-in-kacan-esiyle-yasadigi-unutulmaz-anilari-nelerdir

Ankara’ya hapsolmuş bir İstanbul aşığıyım. Peki bundan şikayetçi miyim? Hayır. Çünkü ben mutluyum. Mutlu olmadan yapılan hiçbir şeyin doğru olmadığına inanan bir insanım. Mutlu insan umutludur, umudu olansa mutludur.

“İnsan; denizin olmadığı yerde, umut adına, martı olmalı.” N.H.R

5 Yorum

  1. Elinize sağlık. Ülkemizin büyük sanatçılarından olan Aşık Veysel hakkında bir şeyler öğrenmiş oldum

Bir Cevap Yazın

Eposta adresiniz yayınlanmayacaktır.

*