Kişisel Blog Tadında Çok Yazarlı Blog

ay ışığı sokağı kitap incelemesi

Ay Işığı Sokağı – Kitap İncelemesi – Stefan Zweig

Kategori: Kitap Yazar:

Bir Stefan Zweig eseriyle daha tanışma fırsatı buldum. Ay Işığı Sokağı, bana yine Stefan Zweig’in psikolojik çöküntüsünü hissettirdi. Az sayfada çok şey vadeden bu kısa kitap, bir an içerisinde bitecek türden sürükleyici. Kitap etkileyici lakin doyurmayacak kadar yüzeysel, fakat bir o kadar da tadında. Okurken bir şeyler hep eksikmiş gibi hissediyorsunuz. Çünkü fazla bir olay örgüsü yok, fazlaca mekanlar da yok. Kitap daha çok yazarın II. Dünya Savaşı’ndaki ruh halini yansıtıyor olmalı. Kitabı okumadan aklınızda bir önyargı oluşturmak istemiyorum ama kitaptaki beş hikaye de hüzünle bitiyor.

Bende Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları baskısı vardı ve bu baskıda toplamda beş adet hikaye bulunuyor. Modern Klasikler Dizisi’nin 98. kitabı olan bu eseri Almanca aslından Regaip Minareci çevirmiş. Bu güzel çevirinin ikinci baskısını (Temmuz 2017) okuma fırsatını buldum.

Aslında bu kitabın baskısını Can Yayınları zaten çok önceden yapmıştı ama nedense İş Bankası Yayınları’nı takip etmekten kendimi alamıyorum. İşin aslına bakılırsa, ikisinin de çevirileri benim hoşuma gidiyor ama herhalde İş Bankası, kitap kapağını çok güzel tasarlıyor. Olağan Üstü Bir Gece’nin kapağındaki Van Gogh’un Yıldızlı Gece tablosu çok güzeldi mesela. Ya da Bir Kadının Yaşamından Yirmi Dört Saat kitabının kapağına dakikalarca baktığım olmuştu. Bu seriyi takip etmeye beni iten şey bu olsa gerek.

Kitaptaki hikayeler: Ay Işığı Sokağı, Leporella, Nişan, Leman Gölü Kıyısında Olay, Avare.

Kitapta benim en beğendiğim ve kitaba da ismini veren hikaye Ay ışığı Sokağı’ydı. Belki de Stefan Zweig’in Satranç isimli eserinde geçtiği gibi, bu hikayede de bir gemi olduğu için bilinçaltım öyle algılamıştır orasını bilemeyeceğim.

Ay Işığı Sokağı‘nda gemiyi kaçırdığı için hiç hesaplanmamış bir gece geçiren adamın öyküsünü okuyorsunuz. Dolaştığı o sokağın karanlığı kitaptan gözünüze yansıyor. Girdiği yerdeki kadının yüz hatları ve iğrençliği gözünüzde canlanıyor. Adamın mahcubiyetini, yüzünün şekilden şekile girişini hissediyorsunuz. Yine bir Zweig eseri olması itibariyle olayları yaşıyorsunuz diyebilirm. Ben bu hikayeyi okurken, polislere karşı hızlı kaçışın taban seslerini duydum mesela…

En uzun hikaye olan Leporella’da ise tutku ve takıntıyı ama duygusuz bir takıntıyı görüyorsunuz. Tiksinti duygusunu yaşıyorsunuz ama bir yandan da bunun aslında Stefan Zweig’in yaşadığı bir şey olduğunu hissediyor gibi oluyorsunuz.

Nişan’da ise Napoleon’un albayıyla birlikte savaşın korkusu sizin de içinize işliyor. Ağaçta asılı insanların arasından geçen rüzgarın o acı sesi harflerden kulağınıza doğru geliyor. Napoleon nişanının ağırlığı sizin de cebinizi zorluyor. Bu kısalıktaki bir yazının gücüne şaşırıyorsunuz.

Leman Gölü Kıyısında Olay ve Avare de aynı şekilde güzel. Lakin hepsinin ortak bir yanı var. Bu beş hikaye de sizi bayacak. Kötü anlamda söylemiyorum. Çünkü belli ki Stefan Zweig bunları yazarken kötü bir ruh halindeydi. Her hikayenin sonu aynı bitiyor ve sanki Avrupa’daki savaşı ve ülkesini terk etmesine yol açan Nazi vahşetinin yarattığı psikolojik çöküntüyü haykırıyor. Belki de bu kitap bize ileride yaşmının son anlarında söyleyeceği “sabırsız”lığın izlerini gösteriyordur:

Bütün dostlarıma selamlarımı gönderiyorum! Belki onlar bu uzun gecenin ardındaki şafağı görecek kadar yaşarlar. Ben, o çok sabırsız olan ben, onlardan önce gidiyorum.

Ay Işığı Sokağı’nı kesinlikle tavsiye ediyorum. Hiç ama hiç vaktinizi almadan bitecek bu kitap için şimdiden iyi okumalar.

Bir Cevap Yazın

Eposta adresiniz yayınlanmayacaktır.

*

Kitap Kategorisinde Son Yazılar

Yukarı Çık