Savaş Atı Filmi
Kocaoğlu

Savaş Atı Filmi

Tarihimize dönüp baktığımızda bizlere en çok yardımı dokunan atlardır. Savaşlara atlarla girmişiz ve savaş atı olarak kullanmışız, ağır yüklerimizi atlara taşıtmışız, göçlerimizi yine atlarla yapmışız. Hayatımızın büyük bir kısmında atlar yer almaktaymış. Halen Orta Asya’da insanların geçiminde çok büyük rol oynamakta.

      Tarih boyunca atlar asaletin ve büyüklüğün sembolü olmuşlardır. Mitolojimizde ise atlar çoğu kere Gök Tanrı'nın simgelerinden biri olarak görülmüş ve kurban olarak da sunulmuş. Şaman, at yardımıyla yeraltına ya da öteki dünyaya geçebildiği için at ölümün de simgesi olmuş. Türklerle ilgili birçok efsane, destan ve hikâyede at, sahibinin yakın arkadaşı zafer ortağı, en değerli varlığı sayılmış ve savaştaki faydaları dolayısıyla kuvvet ve kudret timsali de olmuştur. Bundan yüzyıl öncesine kadar atlar savaşta insanların en önemli silahı olmuşlar. Süvariler hızlı akınlarla düşmana büyük kayıplar verdirmiş. Bunları söylemişken, çok beğendiğim bir filme de değinmemek olmaz. Filmimizin adı Savaş Atı.

   Savaş Atı Filmi

    Film 2011 yapımı olup, köylü bir çocuğun çok sevdiği atının babası tarafından orduya satılması ile başlar. Daha önce defalarca savaşa katılmış, üstün hizmet madalyasına sahip fakat savaşta yaşadıkları yüzünden madalyaları çöpe atmış, savaş sırasında bir ayağı zedelendiği için topal ve yaşadıklarını unutmak için sürekli içen bir İngiliz çiftçisinin köyün en zengini ile açık arttırmaya çıkan bir at üzerine yarışması ile başlıyor. Hikâyenin giriş kısmı beni direk filme bağlamıştı. Çiftçi, köyün zengini ve arazilerin sahibi olan adamı geçiyor açık arttırmada ve atı satın alıyor. Fakat zengin adam çiftçiye bu durumu sindiremediği için 1 senesinin olduğunu ve parayı ödeyemez ise atını ve çiftliğini alacağını söylüyor. Çiftçinin oğlu ise atı çok seviyor ve ata inanıyor. Taşlık bir arazide genç at ile araziyi sürmeye çalışıyor ve sürüyor. Her şey düzeldi derken şiddetli bir fırtına ile araziye ekilen ürün telef oluyor. İlle bir şeyler ters gitmek zorunda zaten. Bu sırada I. Dünya Savaşı başlıyor ve köye gelen askerler sağlıklı atları ve asker çağına gelmiş erkekleri topluyor. Çiftçi atı bir subaya satıyor 30 altına. Çiftçinin oğlu çok ısrar ediyor atın satılmaması için fakat subay en sonunda çocuğu ikna ediyor. Atını bana kirala eğer başarabilirsem onu sana geri getireceğim diyor ve atın boynuna babasının çöpe attığı alay sancağını bağlıyor. Subayın atı olan Joey bölüğün en hızlı atı oluyor ve süvari birliği komutanının atını dahi geçiyor. Bu arada Joey ile komutanın atının arasında bir dostluk başlıyor. Bir sonraki gün Almanların tümenine saldırı emri alıyorlar ve süvariler Alman tümenine saldırıyor. İlk başlarda çok basit bir saldırı gibi gözükse de saldırı başarısız oluyor ve subay ölüyor.

Atların neredeyse tamamı Almanların eline geçiyor. Hikâye daha da derinleşiyor ve atları askere alınan biri 14 yaşında diğeri askerlik çağında iki kardeşe emanet edip onları ambulansı çekmek için kullanacaklarını söylüyorlar. Ertesi gün Almanlar karşı saldırıda bulunmak için atağa geçiyor ve 14 yaşındaki kardeşlerin bir tanesini saldırı için cepheye gitmesi gerekiyor. Kardeşinin cepheye gitmesini istemeyen abi, atları hazırlıyor ve kardeşini kaçırıyor, bir değirmende mola veriyorlar. Birkaç saat sonra Almanlar kardeşleri buluyor ve kurşuna diziyorlar. Ertesi gün değirmende bağlı olan atların kapısını Emile adında bir kız çocuğu açıyor. Savaş yüzünden annesini ve babasını kaybeden dedesiyle çilek reçeli yapan bu küçük kız onlara farklı bir isim veriyor ve atlarla sürekli uğraşıyor. Joey’i sahiplenen Emile daha ilk denemesinde atı Almanlara kaptırıyor. Savaş bitene kadar atlar büyük Alman toplarını çekmekte kullanılıyor. Son zamanlarda bir Alman askeri artık ölmek üzere olan Reis(Komutanın Siyah atı)’in daha fazla acı çekmesine göz yummuyor ve ucunda ölüm dahi olsa atları serbest bırakıyor. Joey iki cephe arasında koşmaya başlıyor. Cephede dikenli teller yüzünden yaralanan Joey’i, beyaz bayrakla savaşı durduran bir İngiliz askeri kurtarmaya gidiyor, aynı anda bir de Alman askeri Joey’in yanına gidiyor. Bir tarafta İngiliz, diğer tarafta Alman askerleri savaşı unutup atı kurtarmak için çaba sarf ediyorlar ve atı kurtarıyorlar. İkisi de kendisinin atı götürmesini istese de bir bozuk para ile yazı tura atarak atın İngiliz askerde kalmasına razı oluyorlar.

Bu arada Joey’in ilk sahibi atı için savaşa katılmış ve savaşta gaz yüzünden gözlerinden yaralanmıştır. Joey’in cephenin hastanesine götürülmesi ve çiftçinin oğlu yani Albert ile buluşması muazzam bir olay. Bir de filmin sonunda tekrarlanan açık arttırma gerçekten insanı perişan ediyor.

   İzlenilesi filmlerdendi bence, izlemenizi tavsiye ederim…


Önceki: Turkish Airlines Euroleague 2017 – İstanbul Sonraki: Yalnızca Sen: Hayal Ve Ayna #2

  • Kerem
    Kerem 21 Mayıs 2017 at 10:22

    hayatımda yüzlerce film izledim, tam sayısını bilmeme imkan yok. kimini beğendim, kimini beğenmedim. filmler sayesinde güldüm, eğlendim, hüzünlendim, ağladım. etkilendim, hayatıma farklı bir açıdan baktım. kimi replikleri yıllarca unutmadım. ama joey’nin tel örgülere sarılmış halde koşarken yere kapaklanıp kanlar içindeki halini gördüğüm anda istemsiz bir şekilde ağzımdan çıkan feryadı hiç bir filmde kendimden duymadım. film iyidir kötüdür tartışılır. herkesin zevki farklı. ama hiçbir sahne bana o acıyı yaşatmamıştı…

Yorum bırakın