Dünyada Öğretilmeyen Tek Ders Ahlaktır

in Eleştiri/Genel Yazar:

10 yaşında olduğunuz zamana dönün hayali dünyanızda. Okuldan eve dönüş yolundasınız sıcak mayıs ayının ikinci haftasında. Canınız aşırı bir şekilde dondurma yemek istiyor, lakin hiç paranız yok. Yiyemeseniz de hayalini kurduğunuz dondurma, en sevdiğinizden, tercih sizin. O sırada karşıdan iki tane çocuk geliyor ve ikisinin de elinde o hayalini kurduğunuz dondurma. Size baka baka ve dondurmasını yeme keyiflerini yaşayarak yanınızdan geçtiler. O an ki hissiyatınız ne olurdu?

Bir de şöyle düşünün. O iki çocuk da sizin dondurma yeme isteğinizi anladı. Biri dedi ki “Kardeşim şu karşıdan gelen çocuğun canı dondurma çekmiş belli. Belki şu an alamıyor, durumu yok veya hasta olduğu için yiyemiyor. Gel seninle başka yoldan gidelim ki onun yanından geçerek ona saygısızlık, eziyet etmeyelim.” Buna karşılık diğer çocuk “Ne olacak ya, yanından iki saatte mi geçeceğiz? Hem şimdi canı çekiyorsa da biz geçtikten sonra unutur. Gel biz yolumuza devam edelim.” dedi. Bu iki çocuktan ilki başka yoldan gitti, diğeri sizin olduğunuz yola devam etti ve ne kadar da çok yemek istediğiniz o dondurması ile sizin bakışlarınız arasında, ona göre on saniye belki de size göre on saattir o lezzeti arıyormuş hissiyatlarınız arasında yanınızdan geçti ve gitti.

Şimdi bu durumu kıyas edelim. İlk durumda şunu diyerek kendinizi telkin edebilirsiniz “Benim dondurma yeme isteğimi bilmiyorlardı, eğer bilselerdi geçmezlerdi”. İkinci durumda iki çocuk da sizin halinizi anladı. Biri yolunu değiştirdi ki siz görmeyesiniz, canınız daha fazla çekmesin. Size göstere göstere yemekten uzak durdu. İkinci çocuğa gelince herhâlde hepimiz bu çocuğu kınadık, sevmedik, yaptığını ahlaksızca, saygısızca bir davranış olarak gördük.

Şimdi de çocukluğumuzdan çıkıp günümüze dönelim. Mübarek Ramazan ayındayız elhamdülillah. Nice insanlar midesinin parası hükmünde olan yiyecekten, içecekten, özellikle vücudumuzun temel ihtiyacı olan sudan iftar saatine kadar mahrum. Saatler ilerledikçe vücut bu parayı tüketiyor, kişi açlık susuzluk çekmeye başlıyor. İşte bu yazıyı okumakta olan oruç tutmayan, tutmamakta ısrar eden kardeşim: O iki çocuk misali oruç tutan insanların karşısında, yanında, yakınında velhasıl seni görebildiği herhangi bir yerde su içmek, yemek yemek vs. ne kadar yanlış, ona karşı nasıl bir saygısızlıktır anla.

Eskiden gayrimüslimler Ramazan ayı gelince Müslüman kimselerin yanında bir şey yiyip içmemeleri konusunda çocuklarını uyarırlarmış. Ne kadar üzücüdür ki ülkemizde kaldırımlara kadar taşan dükkanların masalarını dolduran insanlar hiçbir şeye aldırış etmiyorlar. Utanmadığın sürece dilediğini yap. Evet zaman gösterdi ki utancını yitirmiş insanların neler yapabildiğini. Kültürlerini, bilincini, empatiyi, saygıyı, sevgiyi, muhabbeti, ahlakı birer birer toprağa gömüşünü. Halbuki kefene bürünecek olan bedenimiz ve bizimle beraber gelecek olan bu kaybettiğimiz değerlerimiz, amellerimiz. Eğer ölüm ölmüyorsa ki ölmüyor; ölüm sana gelmeden kaybettiklerini bir an evvel kazan ki bu kazancın ebedi kazanca, saadete dönüşsün İnşallah Allah’ın izniyle, rahmetiyle.

Dünyanın başkentinden (İstanbul) Türkiye'nin başkentine gurbete gelen ben. Geldiğimden beri her şeyin gurbetini yaşar olmuş bedenim. Gönlümü aşkıyla yaralayan Sevdiğim'e Ah seslenişlerimdir çoğu yazım. Vah vah edecek sözde sevgililere eyvallahımız yok bizim. Onlar için ibret, gerçek sevenler için yürekten kelimelerdir kalemimden akan. Çok sevdiğim, eserlerini okumaktan daima keyif ve bir o kadar da ibret aldığım Sinan Yağmur'un imza gününde imzalattığım kitabına yazdığı şu sözlerle sesleniyorum kendime, hakiki aşkı arayana, aşkı için yanana: "Her köz ateş, her kadın gönlüne güneş olmaz. Önce YAN!"

Bir cevap yazın

Eposta adresiniz yayınlanmayacaktır.

*