sınav şiddeti

Parlak Neslimizin Uğradığı Psikolojik ‘Sınav Şiddeti’

21. yüzyılda insanlar, genellikle mesleklerini icra etmeden önce bu meslekte yeterli olduklarını kanıtlamak için ya da o unvanı almak için belirli derslere tabi oluyorlar. Ve bu şekilde ‘okul’ denilen kavram hayatımızın önemli bir noktası haline geliyor. Yaşadığımız kapitalist düzende özgürlük parayla sağlandığından, ‘okul’ kişinin hayatında geçmesi gereken meşakkatli bir kısım haline geliyor.
Ülkemizde ise bu konu “almış başını gidiyor” bir durumdadır diyebiliriz. Toplumda daha çok saygı duyulan (kazandırdığı paraya da saygı duyulan) mesleklerin olmasından dolayı, hiç istemediğimiz meslekler için bilinmedik zorluklara göğüs germek durumunda bırakılıyoruz. Sürekli değişen sistemlerden tutun da bizim tarafımızdan bile seçilmeyen ama bizim okumak için çalıştığımız ve sınavlarına girdiğimiz, bizi belki de dönülmez ufuklara yollayan bir kısır, kara döngüden bahsediyorum.

Bizzat bu döngüden muzdarip olan birisi olarak konuşmaya haddimin olduğunu düşünüyorum. Henüz biz ilk okuldayken, girmek zorunda hissettirildiğimiz, bu rekabet doğrultusunda sokakta oynamayı unutur hale gelip aslında gerçekten güzellik ve içtenlikle yapabileceğimiz şeylerin bizim için ıstırap haline gelmesiyle başlıyor her şey. İlkokul ve ortaokulun sonuna kadar Matematik dersinin hakkından gelebiliyorsak ‘bir dahi’, Türkçe veya Sosyal Bilgiler gibi derslerin hakkından gelebiliyorsak sıradan ya da ‘geri zekalı’ muamelesi görmeye başlıyoruz. Ve bu durum lisede bulacağımız ve çıktığımızda belki de bizden birçok parçamızı götürecek bir serüvenin başlangıcı oluyor. Liseye geçiş sınavlarını ‘kazanabilmek’ için ömrümüzü çürütüyoruz, lisenin ilk senesini bizim için verimsiz geçecek şekilde yaşayıp anlamsız bir boşvermişlikle başlayan bu yıl ile birlikte gerçekten zararlı ve toksik bir döngünün içinde kayboluyoruz. ‘Bu sınav geçsin lisede rahatlayacaksın’ yalanı söyleniyor bizlere.

Liseye girebilmek için çaba sarf ettiğimiz sınavın bir süreç olduğunu bize hiç kimse söylemedi. Söylemediği için lisenin ilk yılı gelen bir boşvermişlik durumuyla birlikte üniversite sınavında temelimizi oluşturacak lise bir konularını öğrenebilme şansını da tamamen çöpe atmış olduk. Bize söyledikleri aptal yalanın hayatımıza mal olacağının farkında bile değillerken, çevremizdeki insanların bu şekilde de psikolojik şiddetine maruz kalıyoruz.

Lisenin son yıllarına geldiğimizde tekrar kandırılıyoruz, bu seferde üniversite için kimimiz gerçekten hevesli, kimimiz ise aile zoruyla çalışmak için kollarını sıvıyor. Dershaneler, kurslar, masa başlarında çürüyen bir nesil! Daha ne olmak istedikleri sorulmayan bu gençlere birer karınca gibi önündeki ne yaparsa onun aynısını yapması öğütleniyor. ‘Bak evladım, o on soru çözmüş sen yirmi çözeceksin!’ çırpınışları ve ‘sana güveniyoruz bak doktor olacaksın!’lar. Maratonun ortasında o pırlanta kendine soruyor ‘Ben neredeyim?’, ‘ Ben niye buradayım?’ , ‘Ben ne istiyorum?’…Koca bir sessizlik hakim kafasında, her gün çözmesi gereken yüzlerce sorunun arasında cebelleştiği sorular, istemediği bir bölümü kazanamadığı için maruz kaldığı psikolojik şiddetler…

Her ne olursa olsun kazandıktan sonra o sınavın ve insanların yaptıklarından sonra yaşadığı psikolojik durumlara gelince, işte onlar esas önem arz edenler! Matematik dersine karşı fobisi oluşmuş birisini ele alalım. Sözel bir bölüme gitmiş ve üniversitenin fakülteye ortak koyduğu sayısal temelli bir ders; o derse her girdiğinde yaşadığı çarpıntı ve panik atakların, her sayı ve matematiksel terimlerle üstüne gelen duvarların kim hesabını verecek!

Biz gençlerimize en çok hangi meslekten para kazanacağını öğretiyoruz hep. Onlara ‘Ne olmak istiyorsun?’ veya ‘Bu hayattaki tutkun nedir?’ diye sormuyoruz. Kendi toplumsal değer ve normlarımızı onlara kanunmuş gibi uymaları konusunda baskı uyguluyoruz ve kendi doğrularımızı onların da doğruları olmak zorundaymış gibi onlara lanse ediyoruz. Sırtlarını kamburlaştıran bu yükler bizim kendi ellerimizle koyduğumuz yüklerken, onlara ‘dik dur!’ diyerek baskı uygulamaya hakkımız var mı? Bu neslin dinlenmeye çok ihtiyacı var. Bu neslin paradan çok hayallerinin anlatılmasına, hayallerinin ilham olmasına çok ihtiyacı var, bu neslin korkmadan ‘Üniversite okumasam da para kazanabilirim.’ diyebilerek dik durabilen, özgürce gülebilen, kendini yetiştirebilen bir nesil olmaya ihtiyacı var. Bu nesil zorluklara göğüs germiş bir nesilken ağızları kapatılıp, gözlerinin bağlanmasına izin vermeyelim.

Konuk Yazar: Nursima Spirit

Yorum bırakın

Your email address will not be published.

Eleştiri Kategorisinde Son Yazılar

Gizli Bencillik – Taht Tutkusu

Yazı başlığım iddialı olabilir amma velakin* geçmişten günümüze sıkça okuduğumuz, gördüğümüz ve duyduğumuz bir şey, bir

Kitap Okumak

Maalesef çok kitap okuyan bir toplum değiliz. Yazarımız çok. Kitap basan matbaalarımız, satan kitapçılarımız da var. Ama