Popülizm, son 20 yılın siyasetine damga vuran ve bütün dünyada konuşulan, bazen entelektüel tartışmalarda bazen ise siyasi rakiplerini yermede kullanılan bir kavram olarak karşımıza çıktı. Birçok siyasi analizde kullanılan popülizmin tam olarak ne anlama geldiği tartışılmaya devam ediyor. Türkiye’de bu tabir pek tutmasa da uluslararası arenada Türkiye dile geldiğinde popülizm kavramını kullanmayan tek bir kişiye rastlamak mümkün değildir. Cambridge Sözlüğü 2017 yılında popülizmi yılın kelimesi olarak boşuna seçmedi.
Günümüz siyasetini ve icraatları anlamak için popülizmin ne olduğunu bilmek zorundayız. Bu sebeple “Popülizm Nedir?” isimli Jan-Werner Müller’in kitabını gözden geçirmekte fayda var. Jan-Werner Müller, Princeton Üniversitesi’nde çalışan Alman bir siyaset felsefecisidir. Bu kitabında oldukça yalın bir dille popülizmin ne olduğunu ve ne olmadığını açıklayarak çeşitli ülkelerden örnekler veriyor. Oldukça kısa olan bu kitapta popülizmle ilgili birçok şeye yer verilmemiş olmakla birlikte kitap zaten popülizme bir giriş amacı taşıyor.
Popülizm Nedir kitabında öncelikle popülistlerin lügatinden başlayan Jan-Werner, daha sonra popülistlerin icraatlarından bahsedip onlarla nasıl başa çıkılacağına dair fikirlerini kısaca aktarıyor. Kitapta demokrasinin ilkelerinden bahsedip, popülizmin bu ilkelerden hangilerine karşı çıktığını tartışıyor. Demokrasilerin herkesin bir arada eşit ve özgür ancak bir o kadar da farklılıkları barındıran bir çoğulculuk gerektirdiğini açıklayan yazar, popülizmin temelde bu çoğulculuğa karşı çıktığını savunuyor. Burada ilginç bir şekilde Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan örnek veren yazar, meşhur bir demeç olan “Biz halkız, siz kimsiniz?” üzerinden popülizmin ahlaki bir lügat ile “biz ve onlar” yaratarak çoğulculuk karşıtlığı yaptığını söylüyor. Popülistler yalnızca kendilerinin halkı temsil ettiğini ve ancak toplumun bir kesiminin “gerçek” halk olduğunu sıklıkla dile getiriyor. Eğer ortadaki gerçek halk yalnızca bir kesimden oluşuyorsa geriye kalanlar sahte veya hain olmuyorlar mı? Zaten bunu da dile getiren yazar, “gerçek” halkın hukukun kanatları altında olmasına karşıt “toplum düşmanları” için bunun geçerli olmadığını (discriminatory legalism) belirtiyor.
Popülizmin demokratik olmayan liberalizme karşı bir tepki olarak doğduğu tezlerini tartışan yazar, bu fikre katılmadığını bahsetmeden geçmiyor. Ancak bence bu tez yabana atılmaması gereken cinsten. Her ne kadar popülistler demokrasiden güç alsalar ve onun yöntemlerini kullansalar da söylemlerinde anti-liberal temalar sıklıkla bulunuyor -ki zaten demokrasi ve liberalizm farklı kavramlar. Ancak diğer taraftan birçok anti-liberal demokrasi popülizm ile ilişkilendiriliyor. Yazar, popülizmin direkt illiberal demokrasilerle ilişkilendirilmesini eleştirirken, bunun yerine “kusurlu demokrasi” tabirini kullanmayı öneriyor. Zira popülizm demokrasiyi sonuna kadar savunduğunu iddia eden bir yönelim olmakla birlikte, demokrasinin temel özelliği olan seçimlerde, genellikle “seçenek olmadan seçim yöntemini” kullanıyor. “Popülizmi anti-liberal olarak değerlendirirseniz, popülistlere destek çıkmış olursunuz” tezini işleyen yazar, bu eleştirilerin popülistlerin hoşuna gittiğini söylüyor. Ancak bu kitaba baktığınızda da Batı liberal kaynaklarının “antiliberal” olarak değerlendirdiği bütün siyasi figürlerin popülist olarak nitelendirildiğini görebiliyorsunuz. Yazarımız bu konuda iyi bir açıklama getirememiş.
Popülist liderleri destekleyenler için yolsuzluk veya kayırmacılık, ulvi amaçlar uğruna ‘biz’ için kullanılıp, gayriahlaki ve yabancı olan ‘onlar’ için kullanılmadığında bir sorun teşkil etmez. Bundan dolayı yolsuzlukları ortaya saçarak popülistleri itibarsızlaştırmak beyhude bir hayalden ibarettir.
Az önce bahsettiğim illiberal/anti-liberal demokrasinin ötesinde, Jan-Werner Müller esas olarak popülizmin teknokrasiye tepki olarak ortaya çıktığını söylüyor. Avrupa Birliği’ni sarmış olan teknokrasi, ortada tek bir politik doğru olduğunu öne sürerek, aslında popülizmin toplumun tek bir doğru arzusu olduğu söylemiyle paralel bir çizgi çiziyor. Bundan dolayı ne teknokratlar ne de popülistler için demokrasinin bir önemi oluyor.
Jan-Werner, popülizmin söylemleri ve eylemleri içerisinde belirlenen ahlaki değerlerin çok önemli bir yer tuttuğunu birçok kez vurgulamış. Empirik/gözleme dayalı yöntemlerin yerine sembolik ve normatif çıkarımlar yapan popülistleri, bu sebepten dolayı haksız çıkarmak imkânsızdır. Burada Richard Nixon’ın meşhur “sessiz çoğunluk” tabirine atıf yapan yazar, popülistleri haksız çıkarmanın zor olduğunu, her daim popülistleri destekleyen ve sesini henüz çıkarmamış bir çoğunluğun varlığı söylemini gözler önüne seriyor. Popülizme bir giriş kitabı niteliğinde olan Jan-Werner Müller’in Popülizm Nedir isimli kitabını herkese tavsiye ediyorum.
