satranç tahtası

Günlük Siyaset Yorumunda Normatif İle Pozitif Kargaşası

/
9

Siyaset, herkesin fikir sahibi olduğu bir alandır. Zira her siyasi hamlenin insanlar üzerinde karşılığı vardır. Bu sebeple, bir demeçten tutun, siyasi eylemlere kadar herkes bir tarafa kendini konumlandırır. İnsanı siyasi bir hayvan olarak tanımlayan Aristo, bu bağlamda haklıdır. İnsanoğlu hem çevresini kolay algılayabilmek için hem de grup psikolojisinin gereği olarak dünyayı siyaseten doğrular ve yanlışlar olarak ikiye ayırır. 21. yüzyılın interneti ve sosyal medyasıyla birlikte dönüşen insan, siyasi fikirlerini ya bir internet günlüğü üzerinden ya da bir tweet aracılığıyla dışa vurabiliyor. Bunun sonucunda, resmen siyasetin içinde olmayan fakat siyasi fikirlerini dışa vuran insanların ne kadar siyaseten gerçeklerden uzak olduğunu görmek mümkün oluyor. Günümüzde artık herkes siyasi bir analiz yapıyor ve kendince hatalı olanı anlatmaya çalışıyor. Seksenli yılların yarattığı apolitik neslin tükenmeye başlamasıyla birlikte bunu çok daha net görüyoruz.

Sosyal medyanın gücü sonucunda, bir derinliğe sahip olmasa da birçok siyasi fikir hızla yayılabiliyor. Yorum veya analiz olarak sunulan birçok söylem, insanlar tarafından beğeniliyor ve paylaşılıyor. Fakat siyasi analiz yapan kişiler birçok kez normatif olan ile pozitif olanı birbirine karıştırıyor. Zihinler pozitif olanı algılayamadan normatif yorumlar yapmaya kalkıyor. Bu zaten sosyal bilimlerin büyük bir çıkmazıdır. Bu sebeple yapılan yorumların noksanlığı da ortaya çıkmış oluyor. Siyaseti yorumlayamıyoruz fakat sürekli siyaset konuşuyoruz.

Normatif ile pozitif olanın farkını, iki salt alanda okumalar yapmış birisi çok iyi anlayabilir. Normatif kavramı kısacası, bir konuda ‘ne olması gerektiğini’ anlatırken, pozitif kavramı ise ‘ne olduğunu’ anlatır. Bu ayrımın hem insan hem de sosyal bilimlerin doğası gereği iyice belirsizleştiği göz önüne alınırsa, sosyal medyadan veya siyasetten anlamayan insanların yapacağı siyasi yorumların gerçeği ne kadar analiz edebileceği konusundaki şüphelerin haklılığı ortaya çıkacaktır.

Örnek vermek gerekirse, bir normatif önerme siyasetin nasıl olması gerektiğini anlatırken, bir pozitif önerme siyasetin nasıl çalıştığını anlatır. Acaba bireylerin siyasi yorumları normatif olana mı yoksa pozitif olana mı yakındır? Peki ya siyasetin nasıl çalıştığını algılayamadan nasıl olması gerektiğini anlatabilmek mümkün müdür? Veyahut nasıl olması gerektiğinin sübjektifliği, önce pozitif olanın algılanması gerektiğine dair güzel bir kanıt değil midir?

Bu ayrımı, idealist ile realist arasındaki farkla karıştırmamak gerekiyor. Zira bir idealist de pozitif olanı ortaya koyup normatif olanı açıklayabilir. Aynı şekilde, bu ayrımı pozitif ve yorumsamacı (hermöntik) arasındaki farkla da karıştırmamak gerekiyor. Zira sosyal bilimlerde ve siyasette yorumsamacı yaklaşımın değeri pratik hayatta bariz bir şekilde ortadadır. Fakat normatif olan ile pozitif olanın arasındaki ayrım, pozitif olmadan normatif olanın peşinde koşarak gerçekleri kaçırabileceğimizde yatıyor. Ülkemizde yapılan siyasi analizlerin, siyasetin kendisini göstermekten ve açıklayabilmekten ziyade ne olması gerektiğine odaklandığını görüyoruz. Zira normları pozitif bilim olmadan belirleyebilmek, zaten halihazırda oldukça sübjektif olan norm kavramını daha da belirsizleştiriyor. Olması gereken, fakat kime göre? Bu sebeple çocuklarımıza okulda pozitif bilimleri öğretmeye çalışıyoruz. Bundan dolayı artık her bilim alanında pozitif olan ortaya konulmaya çalışılıyor.

Özellikle Türkiye’deki muhalif kesimde de bir pozitif söylem eksikliği göze çarpıyor. Bunun sonucunda, dünyayı yorumlamak konusunda bir noksanlık ortaya çıkıyor. Türkiye’deki muhalefet, değişen ve dönüşen dünyanın ortaya çıkardığı yeni jenerasyonu pozitif olarak bir miktar anlamaya başladı. Fakat dünyadaki siyaseti yorumlamak konusunda büyük bir noksanlığa sahip. Bunun sebeplerinden bir tanesi de pozitif olanı yeterince ortaya koyamamasında yatıyor.

Teorik olarak insan hiçbir şekilde olayları kendi dünya görüşü ve hafızasını soyutlayarak yorumlayamaz. Zaten insanların siyasi yorumlarını normatif ve pozitif olarak keskin sınırlarla ayırabilmek mümkün değil. Bu tüm ikili ayrımlarda olduğu gibi hatalı bir dikotomi olacaktır. Fakat günlük siyasi yorumlarımızda bu ikisinin bir sentezini yapıyoruz ve bu sentezin pozitif olana dayanması gerekiyor.

Bunun yanı sıra tıp gibi bir disiplinde sonuçları normatif olandan olabildiğince soyutlayabilmek mümkündür. Çünkü bir laboratuvarınız vardır ve bilimsel araştırma mantığını biliyorsanız deneysel verileri doğru olarak elde edebilirsiniz. Zaten pozitif bilimlerin modern bilimlerin yıldızı olması buradan gelir. Fakat bu sorunu sosyal bilimlerde çözmek oldukça zor. Zira sosyal bilimlerde her şeyi pozitif olarak ortaya koymak mümkün de değil. Olayların akademik boyutu metodolojik yöntemleri kapsıyor. Fakat ben akademik olandan ziyade bireylerin yaptığı siyasi yorum ve analizlere bir eleştiride bulunuyorum. Normatif ve pozitif kavramları sosyal bilimlere uygulandığı gibi günlük siyasi yorumlarımıza da uyarlanabilir.

Ülkemizdeki siyasi analizlerin gerçek olanı yakalayabilmesi ve muhaliflerin bir şeyler başarabilmesi için -ki muhalefet kavramı bir demokraside iktidar kadar önemlidir- önce pozitif siyasi değerleri anlayabilmesi ve ortaya koyabilmesi gerekiyor. Zaten gündemi yanlış noktalardan yakalayarak yorumlayan muhalif siyasetin, bir de bunu salt normatif olarak ifade ediyor olması, doğrudan muhalif partileri ve dolaylı olarak da demokrasimizi olumsuz etkilemektedir.

Uzayzaman boşluğunda incir çekirdeğinin hacmi kadar bilgi ve düşünce kaplıyorum.
Ve ayrıca gece vakitleri güneş ışınlarını görebiliyorum...

Çeviri yazılarım tamamıyla benim fikrimi yansıtmayabilir. Genellikle, dünyanın Türkiye'ye olan bakış açısını gösterebilmek amacıyla çeviri yapıyorum.
Eleştirilerinizi ve fikirlerinizi yazıların altındaki yorum kısmına yapabilir veya iletişim sayfasından mail atabilirsiniz.

9 Comments

  1. Bahsettiğin kavramlarla ilk defa karşılaşan birisi olarak, anlatmak istediklerini doğru bir şekilde anladığımı düşünüyorum. Bu nedenle bu sade, akıcı, özet anlatım için teşekkür ederim. Gerçekten anlattıkların bana yeni bir bakış açısı kazandırdı. Ancak kafamı kurcalayan bir şeyler var. Öncelikle ben de senin gibi her siyasi hamlenin insanlar üzerinde etkileri olduğunu düşünüyorum. Elbette bu yadsınamaz bir gerçek. Ancak ‘siyaset herkesin fikir sahibi olduğu bir alandır’ sözüyle tam olarak ne anlatmak istediğini ne yazık ki anlamadım; yani bu söylemde belli bir dünya görüşü olduğu halde tamamen apolitik olan birisini nereye koymamız gerekiyor. O kişinin apolitik olması onu bu kategoriye sokmuyor mu? Yoksa tam tersine apolitik oluşuyla yine hepsini reddederek bu kategoride mi yer alıyor? Peki kişinin apolitikliği aynı zamanda siyasi anlamda her türlü bilgiyi reddetmesinde yatıyorsa? İkinci de normatif ve pozitif olanla alakalı. Evet, pozitif olanla ilgili fikirlerine katılıyorum. Siyasetin (bu ifade yanlışsa lütfen beni düzelt) hem bilim hem de sosyal (bununla sosyolojinin bilimle alakalı olmayan kısmını anlatmaya çalıştım) ayaklarından bahsetmek mümkün. Ancak onun pozitif olana yaklaştırılması, kutuplaşmanın arttığı, radikallerin çoğaldığı günümüz dünya siyasetinde bana biraz ütopik geliyor. Kısacası, demokrasiyi benimseyen ulusların yönetim dinamiklerini baz aldığımızda bu pek de gerçekçi gözükmüyor. Çünkü ne yazık ki insanlar bilim adamlarını değil ağzı laf yapanları dinliyor. Halkın egemen olduğunu ve halkı idare edenlerin de daha fazla iktidarda kalabilmek adına halkı kutuplaştırdığını düşünürsek, halkın bir aydınlanma yaşayarak pozitif siyasete yakın siyaset yapan siyasi kişiyi, siyasi ideolojiyi desteklemesi çok zor gözüküyor. Bilmiyorum belki de bazı şeyleri yanlış anladım. Bunları iktidar ya da muhalefet için söylemiyorum. Bilakis demokrasi çıkmazı olarak bunlardan bahsetmek istiyorum. Ayrıca muhalefetle alakalı değindiğin yerler tam da üzerine bolca konuşulması gereken yerler. Eline sağlık tekrar. Bu tarz sorun, analiz, çözüm odaklı yazıların devamını bekliyoruz.

    • Öncelikle güzel yorumların için teşekkür ederim. Siyaset konusunda herkes bir konuda bir yerden fikre sahip oluyor. Sen uç bir örnek olarak saf apolitik bir insanı örnek vermişsin. Her ne kadar apolitik tanımına göre değişecekse de saf apolitik bir insanın gerçekliğine inanmıyorum. Genelde bu da bir tavır sonucu ortaya çıkıyor. Gerçi yazımda bununla alakalı bir şeyden bahsetmeye çalışmamıştım.
      İkinci kısma gelecek olursam, pozitif olan her zaman “kutuplaşma” ve “radikalleşmenin” zıttı olarak algılanmamalı. Zira radikalliği ve kutuplaşmayı da pozitif bir şekilde ortaya koyabilirsin. Benim eleştirim, bu kutuplaşmayı düzeltmek isteyen insanların bunu pozitif olarak ortaya koyamıyor olmalarınadır. Yani pozitif olarak ortaya koyduktan sonra da insanlara istedikleri gibi hitap edebilirsin. Fakat pozitif olanı ortaya koymadığın ve sistemin dinamiklerini açıklayamadığın sürece istersen milyonlara hitap et, yine de toplumumuz refaha eremiyor. İnsanlar pozitif olandansa normatif olana rağbet gösteriyorlar da diyemeyiz. Zaten normatif kötü ve pozitif iyi diye bir ayrım yapmaya çalışmadım. İkisi de gerekli. Fakat normatif değerlere pozitif değerler olmadan ulaşmak ülkemizi boş denizde kulaç atmaya götürüyor.

      • Demek istediklerini daha iyi anlıyorum. Teşekkür ederim. Dediklerinin çoğuna şu an katılıyorum. Ancak “İnsanlar pozitif olandansa normatif olana rağbet gösteriyorlar da diyemeyiz.” günümüz siyasetinde bu ifadenin doğru bir ifade olduğunu düşünmüyorum. Halkın normatif olana ilgisinin farklı olduğunu düşünüyorum. Tıpkı bir hastanın ilaçların acı olduğunu bildiği için ilaçtan kaçması gibi halkın da gerçeklerin acı olması nedeniyle pozitif olandan uzak normatife daha fazla ilgi gösterdiğini düşünüyorum.

        • Tabii haklı olabilirsin. Normatif olan daha fazla rağbet görüyor da olabilir. Aslında siyasiler pozitif değerleri ortaya koymaya zaten çalışmıyorlar. Fakat normatif değerlerini pozitif değerleri baz alarak ortaya koymaları gerekiyor. Demeye çalıştığım şeyi daha net ifade edecek olursam, pozitif verileri referans alan normatif değerler ile pozitif verileri umursamayan normatif değerler yanyana geldiğine ilki başarılı olacaktır. İlki gibi davranarak da topluluklara duymaları istediği şeyi söyleyemek mümkün. İkisi aynı şey değil.

  2. Sevgili Nihat;
    Güncel bir problemi oldukça akıcı bir dille ele almışsın. Müsaade edersen ben bu pozitif-normatif ilişkisini bütün sosyolojik propagandalar için genişletmek istiyorum. Alev Alatlı ortada ‘toplumsal bir afazi’ var diyor. Bizler halk olarak (hatta bırak sosyolojiyi ekonomi, evrim veya evren tartışmalarında bile) pratiğin kağıt üzerinde çizildiği kadar basit olduğunu zannediyoruz. Devlet kurumlarının işleyişi, diplomatik ilişkiler, anayasal sınırlar vs. konuları anlamadan yani ‘gereken tanımları yapmadan’ ‘tanımlar üzerine konuşuyoruz’. Olayın dinamiğini, çerçevesini, altyapısını anlayalım ki ona göre daha rasyonel bir yol çizebilelim demek gerekir diye düşünüyorum. Apolitiklik konusunda da açıkçası ben apolitik olduğunu söylemenin yaşadığımız global düzen ve içerisinde bulunduğumuz sistem itibariyle ‘gerçekdışı’ olduğunu söylemek zorundayım. Ha ‘ben siyasi görüşümü kendime saklıyorum, propagandasını yapmıyorum’ denebilir belki ama hiçbir şekilde siyasetle uğraşmıyorum demek iki açıdan problemli; eğer gerçekten kafamızı kuma gömüyorsak yaşadığımız ülkede siyasi atmosfer, alınan kararların bizi de etkilediğini bilmeliyiz. İkincisi ‘görüşlerimizi açıklamaya korkuyoruz’; bu da ya ‘ülkede siyasal anlamda ifade özgürlüğünde’ ya da ‘bizim siyasi görüşlerimizin halk tarafından tehlikeli görüldüğü’ biçiminde sıkıntılar olduğunu gösteriyor. Hele sosyal medyada ‘fişlenme, ifşa, gelecekte kararını değiştirsen bile tekrar tekrar karşına çıkma’ gibi riskler olduğunu da göz önüne alırsak ‘apolitik taklidi’ gayet ideal görünüyor.
    Uzun oldu ama kabaca ifade edebildim sanırım. Yazı için tekrar teşekkürler.

  3. Öncelikle şu seksenli yılların yarattığı apolitik nesil dediğiniz cümleyi okuyunca kafamda gerçekten şimşekler çaktı. Bunu her ne kadar hissetsem de şu ana kadar farkında değildim. O dönemi yaşarken siyaset içinde olan insanlar şu an siyasetin ana kutusunu oluşturuyorlar. Lakin o zamanı yaşamış halk, gerçekten de çoğu zaman apolitik bir tavır sergiliyor. Hatta bunlar içinden dediğiniz şekilde olayları hem pozitif hem de normatif olarak ayıranlara bile rastladım.

    Yorumsamacı derken “yorumlayıcı” mı demek istediniz?

    Pozitif bilim derken neden pozitif denildiğini de şimdi daha iyi anladım. Çünkü bilim ne olduğunu söyler, ne olması gerektiğini değil. Gerçi bazen bilimde ne olması gerektiğinden ne olduğuna ulaşılır ki bu da bizi zaten pozitifliğe çıkarıyor. Mesela yörünge çekim kanunlarını inceleyen astronomların gezegenin etrafında daha keşfedilmemişken çevre gezegen ve uyduları etkileyen bir uydu daha olması gerektiğini söylemesi gibi.

    Dikotomi nedir sayın yazar? Lütfen böyle kelimeleri bir yıldızla veya dipnotla açıklayınız 🙂

    Elinize sağlık, güzel bir yazı.

    • Hayır, hermenötik tabirini Türkçe’ye “yorumsamacı” diye çevirmişiz. Yorumlayıcı çok da iyi bir çeviri olmayacaktı bence de.
      Okurlar için bu seferlik burada dipnot ekleyeyim. Dikotomi = iki parçalı.
      Teşekkür ederim 🙂

  4. Ayrıca yorumlarını yaparken bölmeden tek bir paragraf halinde yazan ve okuyanların gözlerinin acımasına sebep olan sayın yazı sahibini, sayın Yasin’i ve sayın M. Zahid’i kınıyorum. Yorumlarınıza çekidüzen veriniz.

Yorum bırakın

Your email address will not be published.

Deneme Kategorisinde Son Yazılar

Bir Dem Empati

    Bu sene sizi biraz sıkıntıya soktum ama kusura bakmayın, benim yapım bu. Gelirim giderim, bazen

Yalnızlık Kırıntısı #4

Şu alkışların sesi, yağmura ne kadar da çok benziyor. Paldır küldür düşüyor, o dillere destan insanlığımızın

Martıların Yıldızı

Martı Erbilen üç yıl önce Kuzey sahillerinde doğmuştu. Şimdiye kadar gittiği en uzak yer Güney sahilleriydi.