Akışta kalmak üzerine

KONTROL HAYALİNDEN VAZGEÇ*

/

Kung Fu Panda animasyonunda Usta Oogway ve Master Shifu arasında çok sevdiğim bir diyalog vardır. Master Shifu, Kung Fu Panda’nın Ejderha Savaşçısı olduğuna inanamamaktadır. Ustasının yanına gelir.

Oogway: Dostum, kontrol yanılsamasını bırakmadıkça ne panda kaderini gerçekleştirebilir ne de sen kendi kaderini.

Shifu: Yanılsama mı?

Oogway: Evet. Şu ağaca bak, Shifu. Onu istediğim zaman çiçek açmaya zorlayamam; meyvesini de vakti gelmeden verdirtemem.

Shifu: Ama kontrol edebileceğimiz şeyler de var. Meyvenin ne zaman düşeceğini kontrol edebilirim. Tohumu nereye ekeceğimi de kontrol edebilirim. Bu bir yanılsama değil, Usta.

Oogway: Ah, evet. Ama ne yaparsan yap, o tohum büyüyüp bir şeftali ağacı olacak. Sen bir elma ya da portakal ağacı olmasını isteyebilirsin, ama elde edeceğin şey bir şeftali ağacı olacaktır.

İnsanoğlunun yaratılışı itibarıyla istediklerine ulaşma isteği noktasında her şeyi kontrol etmeye çalışması, içten gelen bir korkudan ibarettir diye düşünüyorum. Belirsizlik korkusu… Bu da ister istemez insanda kontrol isteğini doğuruyor.

Peki İngilizcede “go with the flow” denilen şey aslında nedir? Akışta kalmak… Yaratıcının planına güvenmek ya da anı yaşamak — ne demek isterseniz.

Her gün yeni bir güne uyanıyoruz. Gün 24 saatten ibaretken, bazen bize hiç bitmeyecek hissi, bazen de “Ne kadar hızlı geçti ya!” hissini veriyor. 60 dakika, 60 saniye diye hesaplarken zaman nasıl olur da farklı hissettirir bize? Matematiksel olarak zaman sabittir ama deneyimimiz sabit değildir. Peki bunun anda kalmakla ne ilgisi var?

Matrix’i hepiniz izlemişsinizdir. Matrix evrenine göre aslında zaman düz akmıyor; geçmişte, gelecekte ve şu anda yaşanıyor. Sadece bizim beynimizin gerçeklik algısı farklılık gösteriyor. Anksiyete yaşayan bir insan sürekli aslında geleceği şu anda yaşamaya çalıştığı için, kaygı adını verdiğimiz duyguyu yaşar. Ya da geçmişteki olayları atlatamayan insan, şimdiki zamanda geçmişi yaşamaya devam ettiği için o üzüntünün içinden çıkamaz.

Peki olması gereken nedir? Neden bizler için anda kalma hissi bu kadar zor? Belirsizliğe karşı beynimiz neden büyük tepkiler gösteriyor?

2012’de yayımlanmış olan “Knowing How Much You Don’t Know: A Neural Organization of Uncertainty Estimates” adlı makalenin temel amacı, beynin belirsizliği nasıl temsil ettiğini açıklamaktır.

Makalenin ana sonucu şudur: Beyin tek bir “belirsizlik sistemi” kullanmaz. Farklı türdeki belirsizlikler farklı sinir ağları tarafından işlenir.

Beklenen belirsizlik (expected uncertainty): Sonucun nasıl olduğunu bilemezsiniz ama sistemin nasıl çalıştığını bilirsiniz.

Mesela yazı tura attığınızda yazı veya tura gelme olasılığı yüzde 50’dir.

Beklenmeyen belirsizlik (unexpected uncertainty): Çevrenin kuralları değişmiştir ama kişi bunun farkında değildir.

Örnek: Bir iş yerinde yıllardır aynı performans kriterleri geçerliyken aniden yönetim sistemi değişir.

Bu durumda beyin sadece sonucu tahmin etmeye çalışmaz; kullandığı modelin artık geçerli olmayabileceğini de fark etmeye çalışır.

Makalenin en etkili sonucu şu fikirdir:

Beyin yalnızca dış dünyayı tahmin etmez; aynı zamanda kendi tahminlerinin ne kadar güvenilir olduğunu da sürekli hesaplar.

Yani beyin iki soru sorar:

“Ne olacak?”

“Bu tahminime ne kadar güvenebiirim?”

İkinci soru, belirsizlik deneyiminin merkezindedir.

Makalenin özü tek cümlede şöyle ifade edilebilir:

İnsan beyni yalnızca dünyayı tahmin eden bir organ değil, aynı zamanda kendi bilgisinin sınırlarını da tahmin eden bir organdır.

Yani kısacası, atalarımızı çalının arkasında aslan olması korkutmuyordu; asıl korkutan şey, aslan olup olmadığını bilememelerıydi. Çünkü ne tepki vereceklerini bilmiyorlardı.

“Aslan var” diye hiç gitmeyebiliriz ama aslan olmayabilir.

Ya da “aslan yok” diye gideriz, bu da hayatımıza mal olabilir.

İki türlü de sonucu olumsuz gözüken bu deneyim, bizi daima koruma eyleminde olan beynimizi bu yüzden strese sokuyor ve kontrol etmeye itiyor.

Peki bizi bu dertten kurtaracak olan nedir?

Bu noktada çok ciddi bir bilinçsel inanış yatıyor. Ben kendi inancımla bağlantılı olarak şunu düşünüyorum: Elinden geleni yap, takdiri Yaratana bırak.

Kısacası kontrol edebileceğimiz şeyler var, kontrol edemeyeceğimiz şeyler var. Kontrol edebildiklerimize odaklanıp kontrol edemediklerimizi Yaratıcıya bırakmak, bizim akış içerisinde olmamıza, yani kısacası anı yaşamamıza yardımcı oluyor.

Hep derim: Başıma gelen olaylardan ben sorumlu değilim, ben bu olaylara nasıl tepki verdiğimden sorumluyum.

Bu yazıyı güzel bir başlık ile sonlandırıyorum:

“Akışta kalacağınız ve Yaratana güveneceğiniz güzel günlere…”

“Hak şerleri hayreyler,
Zannetme ki gayreyler,
Ârif ânı seyreyler,
Mevlâ görelim n’eyler
N’eylerse güzel eyler.”

Erzurumlu Ibrahım Hakkı

Konuk Yazar: Hatice Şener

Yorum bırakın

Your email address will not be published.

Deneme Kategorisinde Son Yazılar