en büyük korku

En Büyük Korkum

in Edebiyat Yazar:

Hiçliğin ortasında, kalabalığın içinde, bir başına… Siyahın geceye döndüğü, gözleri açılan körün tekrar kör olduğunu düşeneceği kadar siyah bir gecede… Tek ses bine katlanır, tek nefes en rahatsız edici gürültülere dönüşür, ufak bir ışık hüzmesi kendini güneş zanneder. Nefesim boğazıma düğümlenir, çırpındıkça daha çok soluğum kesilir ve hem yalnızlıktan hem de karanlıktan korktuğum aklıma gelir… “Ne işim var benim burda?” Son zamanların benim için en sık sorusu, kendimi tanımayışımın ikinci bir kanıtı ve çaresizliğimin en önemli göstergesi… Sessizliği düşünmek için isterken en büyük korkumun esiri olup hiçbir şey düşünememek… gerisi geliyor zaten.

Gün ağarır… Güneş daima doğudan doğar, karanlığı yarar, etraf aydınlanır. Peki ya beni? Koskoca güneş beni ne kadar aydınlatabilir? İçimi ne kadar gösterir, her şeyi gün yüzüne çıkaran şeklini fark ettiren beni ne kadar fark ettirir?

Cevap basit. Benim istediğim kadar.

Beni ancak benim istediğim kadar görürsün. Bazen bir körden daha az görür, bir sağırdan daha az duyarsın beni. Beni benim istediğim kadar anlarsın. Gülüşümün altındaki sır perdesi benim istediğim kadar aralanır sadece sana.

Her insan bir kek aslında. Temeli hepsinde ortak. Nasıl un yumurta şekerse kekin hamuru, insanın da toprak. Nasıl sonradan yaşadıkları şekillendiriyorsa insanı, sonradan katılanlar belirler kekin tadını. Üzümlü kekle, deliren bir insan gibi. İkisinin de içi birbirine karışmış, düzensizlik bütünü. Ortada duran o üzümlü keki kimin yaptığını da bilmezsiniz, insanı kimin delirttiğini de. Ve böyle geçer zaman.

Beni bu hale kim getirdi? Bilemezsin. İçimdeki derin sızının nedenini göremezsin. İstemiyorum da zaten. Görme.

Acımasız insan çünkü. Onarmaktan çok kanatmayı sever, yapmaktan çok yıkmayı. Yorulduğunda seni daha çok yormak ister. Sen ne kadar güvenmek istesen de bir şekilde darma dağın eder.

Ben çok önce bıraktım güvenmeyi. Anlatışımın nedeni güvenişim değil gün yüzüne çıksa da utanmayışım. Konuşurum ben. Bıraksan sabaha kadar. Ama o kadar.

Siyah, gecenin ta kendisiydi. En sevdiğim renkti. Huzuru bulduğum. İçimdi. İçime tüm o atıp çıkaramadığım değil bile isteye çıkarmadığım her şeydi. Karanlık bendi. En büyük korkum aslında içimin ta kendisidir.

Sonbaharın başında doğmuş ve Laz kızı olmamın getirisidir belki; aslında hafif bulutlu, yeri geldiğinde fırtınalar koparan atmosferim. Yazılarıma oranla içim umut dolu, daha mutluyum. Mavi ve tonlarını ne kadar özgürse o kadar severim. Kendi hikayesini yazmaya çalışan o herkesten biri de benim.

Bir cevap yazın

Eposta adresiniz yayınlanmayacaktır.

*