“Engel Bedende Değil Yürektedir” Bir Veysel Celiloğlu Hikayesi

Bize biraz kendinizden bahseder misiniz?

Tabiki, ben Veysel Celiloğlu; 35 yaşında, evli, iki kız çocuk babasıyım. Ben %94 bedensel engelliyim, belden aşağı protez kullanıyorum, tek kol ve tek bacağım var. Ama ben kendimi engelli bir birey olarak görmüyorum asla. Hayata pozitif bakıyorum. Benim hayat felsefeme göre hayatta karşılaştığımız sıkıntılar başlı başına engel olarak değerlendirilmelidir. Engel fizikte değil yürektedir. Önemli olansa zihinlerdeki engelleri kaldırabilmektir.

 Okul hayatınız nasıl geçti, lise, ortaokul, vb? 

Benim eğitim hayatım zor geçti. Ben engelli bir zihin sebebi ile lisede büyük zorluklarla karşılaştım. Ticaret meslek lisesi müfredatında olan “on parmak daktilo” dersini iki elim olmadığı için veremeyeceğimi söyleyerek “Sen bu okulda okuyamazsın kendine göre bir özürlü okuluna git” dediler. O dönemlerde bizleri özürlü olarak nitelendiriyorlardı. Bu çok onur kırıcı bir durumdur. Özürlü kelimesinin anlamı ayıplı, kusurludur. Son dönemlerde bu yanlış fark edilerek engelli denilmeye başlandı. Bir nevi kötünün iyisi oldu diyebiliriz.

Beni okula almadıklarında yılmadım. Çünkü benim karşıma çıkan her engel ve zorluk beni daha iyiye götüren bir araçtır, kapıları açan bir anahtardır benim hayat felsefeme göre. Basın ve medyayı kullanarak girebilirim belki ama bu şekilde baskı altında öğrenim görmek istemedim. Bu yüzden evimize yaklaşık 20 km mesafede olan ticaret meslek lisesine başladım. Bulunduğum şartlarda üç dört yıl boyunca kar demeden, çamur demeden o yolu gidip gelmek zorunda kaldım. Bahsettiğimiz “on parmak daktilo” dersini ise sınavda ek olarak verilen birkaç dakika neticesinde başarı ile geçtim.

Bu engeli bu şekilde aşmış oldum. Ama bu senelerde okula gidiş geliş zorlukları sebebi ile tahribata uğramış oldum.

Nihayetinde mezun oldum ve son sınıfta stajyer olarak başladığımız işletmede çalışmaya devam ettim. 15 sene değişik pozisyonlarda çalıştım. Daha sonra devletimizin vermiş olduğu haktan faydalanarak 3600 gün esasına dayanarak emekli oldum. Emekli olduktan sonra kenara çekilmek yerine “Üreten Türkiye Güçlü Türkiye” olmak için, engelli bireylerimizin önündeki engelleri aşmak için, diğer yandan da kızlarıma iyi bir gelecek sunmak ve iyi şartlarda okutabilmek için Türkiye’de yapılmayanı yaptım. Sosyal sorumluluk projesi kapsamında Ankara Emek’te “Engelsiz Dünya Cafe” yi açtım. Bu kafeyi diğer engelsiz kafelerden ayıran en önemli özelliği, işletmecisinin engelli olması ve bireysel girişimcilik neticesinde açılmış olması. Engelsiz kafeler her yerde var ama “Engelsiz Dünya” sadece Ankara Emek’te var. Bizim arkamızda, belediye, bakanlık, dernek, vakıf vb. hiçbir kurum ya da kuruluş yok. Yalnız sizler varsınız, gençlerimiz var. Toplumumuz, milletimiz var. Ben milletimin gücü üstüne bir güç asla tanımıyorum. Biz sizlere güvenerek bu kafeyi açtım. Atatürk’ün dediği gibi “Bir gün her şeyi gençlerimize bırakacağız, gençlerimiz geleceğe umut saçıyor”. Ben sizlerin desteği ile zihinlerdeki ve yüreklerdeki engelleri aşacağımıza inanıyorum.

Biraz kafenizle ilgili konuşmak istiyoruz. Bu kafeyi açarkenki amacınız neydi, örnek olmak mı, bu tarz girişimlerin artması mı? 

En temel amacımız engelli bireylerimize ulaşmak ve onların önündeki engelleri aşmak. Ben tembel biri olmuş olsaydım, birikimimi kafeye yatırmak yerine dövize yatırır ve yattığım yerden para kazanırdım. Ama o zaman üretmiş olmuyorum ki ben üretmek için yola çıktım, benim ideallerim ve hedeflerim var. Bu kafe yaşarsa ve ayakta kalırsa, kazandıkça engelli bireylerimiz kazanacak, kazanan Türkiye olacak. Unutmayalım ki tohum toprağa, engelli topluma emanettir. Nasıl aşılacak bu engeller diyebilirsiniz. Burada da sosyal sorumluluk projemizin amacı yatıyor. Bu kafe kazanmaya başladıktan sonra aylık kârın yüzde üç miktarı kadar engelli bireylerimiz için açılan fona aktarılacak. Tekerlekli sandalye, ortez, protez masrafları ve benzer ihtiyaçları karşılama suretiyle onların gözündeki ışığı, yüzündeki tebessümü gördüğümde tüm yorgunluklarımı unutacağım. Hayatı paylaşmak için engel yoktur. Bu bağlamda Koç Holding’in sahiplerinden rahmetli Mustafa Koç’un şu veciz sözü geliyor aklımıza “Herkes zengin olabilir ama herkes varlıklı olamaz”. Varlıklı insan, olmayanla paylaşandır. Hayatın paylaştıkça güzelleşmesi boşuna değildir ve hayatı paylaşmak için engel yoktur. Benim de hedefim, tek kolum tek bacağımla engellilerle bu hayatı paylaşmak için koşturmak. Bu mücadelede toplumumuzun ve gençlerimizin desteğini bekliyoruz. Kimseden maddi bir beklentimiz yok.

Bize acıyan gözlerle bakmasınlar, biz de sizler gibiyiz. Bizim sadece desteğe ihtiyacımız var. Buradan devletimizden de engelli girişimlere verdikleri destekleri arttırmalarını rica ediyorum, bu tür girişimlerin artması için. Bizler Türkiye’de azımsanmayacak bir kitleyiz. 12 milyon engelli vatandaşımız var. Aileleri ile beraber, 20 milyona yakın insan etkilenmiş oluyor. Hep birlikte yaşıyoruz bu hayatta. Bugün sağlıklısın ama yarının garantisi yok. Bugün engelli bireyler için yaptığınızı kendiniz için de yaptığınızı unutmayın. Ve Engelsiz Dünya Cafe’de yediğiniz içtiğiniz her şeyden engellilerimiz için açtığımız fona destek olmuş olacaksınız. Bunun da bilinmesini istiyorum.

Yıllar boyu süren hayat mücadelenizde vazgeçmeyi düşündüğünüz, pes ettiğiniz anlar oldu mu? 

Ben bu işletmeyi açalı beş ay oldu. İnşaat süreciyle beraber düşünecek olursak yedi ay. Bu aşamalarda maddi manevi çok yıprandım ama hiçbir zaman pes etmedim. Ben pes etmemeyi hayat idolüm olarak gördüğüm NICK VUJICIC’ten öğrendim. Kendisi California’lıdır. İki kolu ve iki bacağı yok. Hatta KOLLAR YOK, AYAKLAR YOK, SORUN YOK isimli bir kitabı vardır. Okumanızı tavsiye ederim. Sağlıklı bir eşi ve iki güzel çocuğu, mutlu bir ailesi var. Ben sevginin engel tanımayacağını onda gördüm, öğrendim. Seminerlerinden birinde şöyle bir hikaye anlatır: “Yolda yürüyorsunuz ayağınız bir taşa takıldı ne yaparsınız, sağlam ayağınızdan destek alır kalkarsınız. Ama düşünün ki benim iki kolum, iki bacağım yok. Defalarca denedim ama hiç pes etmedim ve en sonunda başardım, düştüğüm yerden kalktım.”

İnsanın hayatı da böyledir. Karşılaştığımız engeller ya da zorluklar, sıkıntılar motivasyonumuzu bozabilir ama önemli olan pes etmemektir. Her inişin bir çıkışı vardır. Ve her batan gün elbette yeniden doğacaktır. Umutla bakın geleceğe. Zaten inanç ve cesaret başarının yarısı. Bende bunlar olmasa idi bu işletmeyi açamazdım.

Son olarak, ne söylemek istersiniz?

Biz hedef kitlemize ulaşmak için ve tüm engellilerimizin sesini duyurmak için beraber etkinlikler düzenlemeye çalışıyoruz. Şimdiye kadar Altı Nokta Körler Vakfı ve serebral palsili gençlerimizle onların başarı dolu hayat hikayelerini dinlediğimiz ardından da canlı müzikle devam ettiğimiz etkinliklerimiz oldu. Devamını getirmek için de uğraşıyoruz. Son olarak şunu söylemek istiyorum. Ben bu kafeyi açarken her şeyi hesap etmiştim. Maalesef ekonomik parametrelerin bu kadar hızlı yükseleceğini bilmiyordum. Şu anda işlerimiz istediğimiz düzeyde değil. Burayı ayakta tutmak için mücadele ediyoruz. Biz yaşayacağız ki, ayakta duracağız ki yaşatalım, paylaşalım. Engelli bireylerimize destek olalım. Hayat paylaşınca güzel. Desteklerinizi bekliyorum…

Yazar: Fatma Kübra ve Beyza

Düşler ülkesinden bir kaza sonucu sevgisiz insanlarla dolu dünyanıza düstüm. Kim oldugumu sorarsanız "Biraz rüzgarım biraz dalga" şairin dediği gibi. Aslında belki kendimi arıyorum ben de burda. Yaşım konusunda da farklı düşünceler var ama ben hepinizle akranım. Burdan çoğu zaman düşler ülkesine olan özlemini paylaşıyorum sizlerle. Herşeyin yeterince gerçek olduğu bu dünyada biraz da olsa hayallerimize sahip çıkalım ne dersiniz ? Unutmayın insan kardeşlerim: "İnsan Sevgi İle Yaşar "

3 Comments

  1. Merhabalar. Çok güzel bir röportaj olmuş. Elinize emeğinize sağlık.
    Güzel düşünmek, ve bunun sonucunda ortaya çıkmış bir güzellik abidesi ‘Engel Bedende Değil Yürektedir’ sözüne somut bir örnek. Teşekkürler.

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

Blog Kategorisinde Son Yazılar