Gecikmiş Bir Mektup 2

Narin ruhlu S… ve söz dinlemez çocuk A…… ,

Mektubuma yine elimde olmayarak özlemle başlıyorum. Ben, gidişinizle yaktığınız mumlar sönecek mi diye beklerken hayat yeni yeni mumlar alevlendiriyor. Gittikçe kalabalıklaşan gemiye birini daha bindirdim. Ben dünyayı, yaşamayı sevmeyi, insanları öğrendikçe siz görevinizi bitirmişçesine bir gururla teker teker çekiliyorsunuz oyundan. Gittiğiniz yerden bir tek cümle olsun haber gelmez mi! Bu bizimki bir veda değildi, her zamanki gibi kavuşacağımız ama her zamankinden biraz uzun bir ayrılıktı. Yine de sadece bir kere olsun sizi görsem, sadece “Bekliyorum.” deseniz bile her şey çok daha dayanılabilir olacak sanki. Biliyorum, daha doğrusu inanıyorum ki seven kalpler hiç ayrılmaz. Yoksa kalbimdeki bu ağırlık, bir yok oluşun artığı için fazla olmaz mıydı? Işıltınızı bana bölüştürüp giderken siz mi aceleciydiniz yoksa ben mi geç kaldım bilemesem de sizden sonra ben gerçeği –ölmeyi- daha çok sevdim. Zaten sabrım da buna dayanıyor. Evet, her zaman çok kolay olmuyor zamanlı zamansız boğazıma takılan o düğümü yutmak, bazen ağlayıveriyorum. Düşünüyorum; bir hakkım olsaydı ve tekrar beraber bir gün geçirebilseydik… Ben ilk kez ikisinin de elini aynı anda tutabilseydim ne anlatırdım onlara? Oyunda kalabilmek için ödediklerimi mi yoksa pembe bir tülle örtülü mutlu zafer hikâyeleri mi? Birini çok seversen hangisini yaparsın sahi bilmiyorum ama zaten çıkanın dönemediği bir oyun bu. Bu mektupları cevap bekleyerek yazacak kadar aciz olsam da bu gerçeği kabul edecek kadar iyiyim bu oyunda.

İşte özleminizle böyle başa çıkıyorum. Bazen resimlerinize bakıyorum, artık yapabiliyorum. Sizle ilgili anılar aklıma geldikçe istemsizce başımı sallayıp zihnimi dağıtmaya çabalamıyorum. Ama bazı anlar oluyor, dayanmak zor geliyor. Bazen de rüyalarıma giriyorsunuz. O zaman tüm gün özlemle doluyor. Hiç sevmiyorum öyle günleri ama rüyama girmeyin de diyemem çünkü şimdilik sizi görmenin tek yolu bu. İki ayrı dünya gibi kabul ediyorum; uyku ve uyanıklık dünyası. Birinde de olsa hala beraberiz, ellerimiz kavuşuyor.

Tüm bunlarla yaşamayı öğrenmeye çalışırken yoruldum, yoruldum ama bırakmadım çünkü bırakırsam tekrar başlayacak gücüm yoktu. Aslında işin en güzel yanı da mücadele boyunca öğrettiklerinizi yaşamak. Siz hepiniz bana aynı şeyi öğrettiniz: Elini doğru kişiye uzatmak. Kabul ediyorum hatalarım da oldu ama o yanlış ellerden öğrendim ki bu oyun en iyi yalnız oynanıyor. Bu yalnızlıktan şikâyet etmiyorum hatta seviyorum. Yine de bir keresinde arkadaşıma bazılarının ne kadar şanslı olduğunu, yanlarında onları her koşulda kabul eden birileri olduğunu söylemiştim o da bana “Unutma ’Senin yolun güzel, sen yalnız da yürüyebilirsin’ demişler.” demişti. Onunla yollarımız çok güzel!

Şimdi yine akşam oldu. Ölüm gibi kasvetli gecenin şafağına kadar dakikalar saat olacak. Gökyüzünün kararmasıyla göğsüme dolan sıkıntı neden bilmiyorum, belki biraz daha vaktimiz olsaydı bana geceden korkmamayı da öğretirdiniz. Siz benim hayatımdaki boşlukları bir görev gibi disiplinle kapattınız. Umarım kısacık ömrünüzde ben de sizin bir yaranıza ilaç olabilmişimdir. Güzel arkadaşlığınızdan öğrendiğim her şey için tekrar teşekkür ederim. Ben artık sayenizde biliyorum ki kuyruksuz da yüzülebilirim! Size uğurladığım can parçama iyi bakın. O benim yersiz, saçma korkularımı yargılamadan sadece elimi tutan, gözlerimi açtığım andan itibaren beni sevgisiyle kuşatan, bana sevilme duygusunu tattıran hayatımın en özel kadını. Onu size emanet ediyorum, ona; karşılaştığımızda beni içinden çıkardığınız karanlığımdan bahsedin. Bahsedin ki hatalarımı affedebileceği bir mazeretim olsun.

Sevgi ve özlemle….

Baharı beklerken kendi hikayemi biriktiyorum. Bu bekleyişte durmak yok; birbirine doladığım kollarımı çözdüm ve adımlarıma ritm kazandırmaya çalışıyorum. Beklenen bahar geldiğinde onu tanıyabilmek umuduyla yazıyorum.

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

Blog Kategorisinde Son Yazılar