İklim Değişikliğinin Günümüze ve Geleceğimize Etkileri kanguru yangın

İklim Değişikliğinin Günümüze ve Geleceğimize Etkileri

/

İklim değişikliğinin ve küresel ısınmanın hayatımızı değiştireceği fikri artık su götürmez bir gerçek. Bizler de bu değişimi birçok açıdan ele almak istedik. Bu ay ki “Tek Yazı Çok Fikir” kategorisindeki yazımızın konusunu iklim değişikliği seçerek bu değişimi bilimsel, günlük, edebi ve daha birçok alanda olacak şekilde inceledik. Bu şekilde, zamanla iklim değişikliği konusunda gelişecek farkındalığa bir nebze de olsa katkı sunmayı umuyoruz.

İklim değişikliğini ciddiye almama lüksümüz bulunmuyor ki…

Nihat tarafından,

Doğa sürekli değişim ve dönüşüm halinde olduğu gibi iklimler de değişmektedir. Ancak biz insanlar, dolaylı ya da doğrudan doğaya aşırı müdahale ederek iklimin değişim sürecini hızlandırıyoruz. İklimdeki bu hızlı değişim ve bozuluş geri döndürülmesi çok zor veya imkânsız bir takım değişikliklere yol açıyor. Bu değişiklikler tüm canlı türlerinin yaşamını ve yaşam kalitesini tehdit ediyor.

Endüstri Devrimi’nin makineleşmeyi arttırmasıyla birlikte hızla yükselen karbon emisyonları Dünyamızın ortalama sıcaklığını arttırmaya devam ediyor. Ancak karbon emisyonları tek yönlü bir konu değil. Çin 1990’da %60’ın üzerindeki aşırı sefalet oranlarını 2015 yılı itibariyle %1’in altına indirmesini dolaylı yoldan karbon emisyonlarına borçlu. Günümüzdeki hızlı makineleşme ve fabrikalaşma dünyadaki açlığı ve sefaleti azaltıyor. Bu sebeple insanların, henüz anlam veremedikleri iklim değişikliğini pek ciddiye almamaları ve bu durumu sefaletin önüne koymamaları anlaşılabilir bir şeydir. Ancak tek mesele sefalet olmayıp aynı zamanda ülkeler büyük bir siyasi yarışın içerisindeler. Bu siyasi yarış ülkeleri karbon emisyonlarını azaltmalarının önündeki en büyük engel olarak karşımıza çıkıyor. Bugün dünyadaki tüm karbon emisyonlarının yaklaşık %51’inden sadece Çin, ABD ve Avrupa Birliği sorumludur. Ancak ilginç bir şekilde, iklim değişikliğinin zararlı etkilerinden en çok etkilenenler en fakir ve iklim değişikliğine en az sebep olan ülkeler olmaktadır. Yani, iklim değişikliğini önlemeye yönelik akımların öncüllerinin aslında gelişmekte olan ülkeler olması gerekirdi. Bunun Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelerin dış politika planlamalarında elzem bir yeri olması gerekmekteydi.

İklim değişikliği yalnızca dışarıda hissettiğimiz sıcaklığı etkilemekle kalmamakta aynı zamanda doğal felaketlere yol açmakta, su kaynaklarını tüketmekte, orman sayılarını azaltmaktadır. Bunun ötesinde olayın büyük bir siyasi boyutu da bulunmaktadır. İklim değişikliğinin yaratacağı ekonomik krizler ülkelerin altyapılarını çökertebilir ve başarısız devletlerin (failed states) sayısını arttırabilir. Bu durum çok büyük göç ve mülteci dalgalarına yol açarak tüm dünyada çözülmesi mümkün olmayan siyasi krizlere yol açabilir. Aynı zamanda tüm dünyadaki terörizm ve fakirlik artabilir.

İklim değişikliğini engelleyebilmenin yolunu siyasi çekişmeler üzerine kurulu uluslararası sistemden beklemek yerine sosyal hareketlerde beklemek çok daha kalıcı çözümler ortaya koyabilir. Bu konudaki eğitimin arttırılması ve insanların bilinçlendirilmesi iç politikaları etkileyerek devletlerin iklim değişikliği konusunda adım atması için itici bir güç olacaktır. Aynı zamanda çok daha net ve kesin bir çözüm yolu yine bilimden geçmektedir. Fabrikalaşma ve üretimin aynı seviyede devam etmesine rağmen karbon emisyonlarının azaltılmasına yönelik bilimsel buluşlar, insan kaynaklı iklim değişikliğini engellemenin kesin yolu olarak gözükmektedir. Ancak bilimsel gelişmeleri beklemek lüksümüz de bulunmuyor, çünkü her geçen gün iklim değişikliğinin geri döndürülemez risklerine daha da yaklaşıyoruz. Bu sebeple iklim değişikliğine yönelik atılacak her önleyici adım çok büyük önem arz ediyor. Lakin bu konunun Türkiye ayağı henüz bilinçlendirme ve eğitim aşamasındadır. Bu konuya hepimizin önem vermesi yalnızca gelecek nesillerimiz için değil aynı zamanda mevcut nesillerimiz için de çok kıymetlidir.

Aşırı iklim olayları ve özlenen kar…

Ekrem tarafından,

Şu ana kadar doğru düzgün kar görmemiz gerekiyordu, KAR! Adam akıllı bir kar görmemiz gerekiyordu. Geçen yılları hatırlarım. Şu anki diz boyumu geçen karların yağdığı yıllar olmuştu. Lakin gün geçtikçe, her kış yağan kar miktarı azaldı. Bu yıl Ankara’da birkaç kez yağdı. Bir tanesi sadece yüzeysel oldu. Bir tanesi de kar topu oynanacak kadar vardı ama birkaç gün dayanabildi. Diğer kar yağışlarının üstüne bile konuşmaya gerek yok.

Yağışların bu kadar azalması her mevsime etki ediyor. Çünkü normalde kışın yağan kar yükseklerde birikiyor ve havalar ısınmaya başlayıp tam da ekinlerin büyümeye başlayacağı sırada kar erimeye başlayıp bu ekinleri suluyor, büyütüyor. Lakin yükseklerde kar olmazsa? İşte o zaman su sıkıntısı başlıyor. Bu sıkıntıyı önlemek için hem de ekin alanlarında su israfının önüne geçmek için damla sulama büyük önem taşıyor.

Küresel ısınmayı dünyanın ortalama sıcaklığının artması olarak özetleyebiliriz. Lakin bu iklim değişikliği aşırı hava olaylarına ve mevsim zamanlarının değişmesine sebep oluyor. Örneğin kar bekliyoruz, sel oluyor. Yağmur bekliyoruz, fırtına oluyor. Kış mevsimleri hem zamanında olmuyor hem de soğuk yerine aşırı soğuk olabiliyor. Mevsimler vaktinde gelmediği için de meyve ve sebze ürünleri etkileniyor. Ha aşırı hava olayları demiştim ya, yağmur yerine dolu yağdığında da ekinler, meyveler sebzeler zarar görüyor. “Bizim tarlayı dolu vurdu” tabiri işte buradan geliyor.

Bu arada şunu da eklemek istiyorum. Yağışların azalmasından dolayı gelecekte bazı HES projeleri de işe yaramayabilir. Çünkü barajı çalıştıracak su bulunamayabilir. Artı su bulunamadığından da köylere verilen susuzluk zararı ile ortada kalınır.(HES projeleri ile ilgili şu yazımıza bakabilirsiniz.)

İklim değişikliği, sandığımızdan daha çok şeyi değiştirecek.

Yasin tarafından,

Dünyamız her geçen gün daha çok ısınıyor. Çevre-doğa bilimciler, yenilenebilir enerjiyi savunan toplum örgütleri ve daha birçokları her geçen gün seslerini yükseltiyorlar. İnsanlar seslerini yükseltiyor çünkü her geçen gün kaçınılmaz olana doğru ilerliyoruz. Kaçınılmaz olan diyorum çünkü bu küresel tehdide karşı aldığımız önlemler bu tehdidi azaltmak bir yana stabil hale getirmekten bile aciz.

İklim değişikliği hiç kuşku yok ki hayatımızdaki çoğu şeyi değiştirecek. Alışkanlıklarımızı değiştirecek. Bir bardak suya, taze bir elmaya, her yerde görebileceğimiz yapay bir göle kadar birçok şeye bakış açımızı değiştirecek. Tıpkı bundan bir asır öncesiyle kıyasladığımızda dünyaya olan bakış açımızın neredeyse tamamen değişmesi gibi. İklim değişikliği ile ilgili çok fazla olumsuz öngörü var. Çoğu da haksız sayılmaz. Ancak bu sefer size olumlu gördüğüm şeylerden bahsetmek istiyorum.

Şimdi gelin sizlerle bir yolculuğa çıkalım. Bugünden iki asır öncesine gidip yoldan bir adam çevirin ve ona, bugün bizim için bayağı olan teknolojik aletlerin birinden bahsedin. Sonra oradan ayrılın, biraz daha ilerleyin ve bir uzvu eksik olan birini görünce ona son teknoloji protezlerden bahsedin. Beyninden yolladığı bir sinyalle yapay uzvunu hareket ettirebileceğini söyleyin. İnanın bana ikisi de dalga geçtiğinizi düşünecektir. Temiz bir dayak yemeniz içten bile değil.

Bunları neden mi söylüyorum? Dünyanın ısınması ile birlikte sadece şehrimizdeki barajların doluluk oranı düşmüyor. Küresel ısınma, bir bardak sudan ve barajların doluluk oranından daha önemli bir konu. Buzulların erimesinden tutun da daha birçok şey oluyor. Daha geçen gün -buzullardaki gözle görülür erimeyle birlikte- hiç güneş yüzü görmemiş yeni canlıların keşfedildiğini öğrendim. Emin olun bu haberlerin devamı gelecek.

İnsanoğlu gelişimi boyunca hep diğer canlıları örnek aldı. İlk icatlarımızın kaynağı hep gözlemlediğimiz hayvanlar oldu. Karanlığın altından çıkan hayvanların da bize çok şey katacağını düşünüyorum. Gerek güneşsiz hayatta kalmaları gerek onların karanlık düzenleri bize, teknolojinin gelişimi için birçok kapıyı açacaktır.

Velhasıl, şu an belki bir şeylerin farkında değiliz. Belki yüz yıl sonra da farkında olmayacağız ancak şunu hiç tereddüt etmeden söyleyebilirim ki bugünden yüz yıl sonrasına çok şey değişecek. Bizse bu değişimin farkına varamayacağız. Çünkü her şey yıllara, aylara, günlere, saatlere bölünecek. Bunun farkına, ağaç kokan bir kitap ararken varacağız…

Belki de Dünya’ya bir yaşama umudu getirmeliyiz…

Onur tarafından,

İnsanoğlu, son yüzyılda girmiş olduğumuz uzay çağına neden ihtiyaç duydu? Önce Ay’a, bugünlerde de -fotoğraflarıyla gündemimize oturan- milyarlarca dolara mal olan Mars’a yolculuğumuzun esasındaki amaç neydi? Tabii ki de yeni bir dünya bulabilmek!

Yeni bir dünya demek yeni bir iklim ve su demekti. Aslında yeni bir yaşam da demekti. Peki, bu yaşamı kim için istiyoruz? Geleceğimiz için değil mi?

Dünya’nın -belki de sanayi devriminden beri- ne derece “yaşanılabilir”likten uzaklaştığını, her yıl gördüğümüz kutuplardaki buzulların eriyişinden, süresi kısalmış ve nasıl bir şey olduğu unutulmuş kış mevsiminden anlayamıyor muyuz? Belki de bundan on yıl sonra kış diye bir mevsim tropikal iklimlerde yaşanmayacak bile! Zannediyorum ki gelecek nesillerimize bırakmak istemediğimiz böylesi bir dünya olmadığı için işte tam yüz yıldır farklı gezegenlere, orada yaşama umuduyla gitmeye çalışıyoruz ancak başaramıyoruz. Belki de Dünya’ya bir yaşama umudu getirmeliyiz.

Yorum bırakın

Your email address will not be published.

Bilim Kategorisinde Son Yazılar

A Vitamini ve Göz

Temel bilgiler ile başlayalım. Yağda çözünen bir vitamindir. Bu yüzden yağlı sebze yemeklerinin suyunun da içilmesi