Haziran 2026
Sapanca, Sakarya
Her sabah gibi erkenden uyandım. Son zamanlarda bu dürtümü dizginlemeye çalışsam da senelerin getirdiği alışkanlık, 2 fincan kahve ve biraz su içip “düşündüm”. Yeterince sıvı aldığıma ikna olduktan sonra hava durumunu kontrol edip, giyinip, vazife bilinciyle tam 07.00’de koşu için dışarı çıktım. Patikada koşacağım, müzik dinlemek istemedim. Karatavuk kuşlarının, serçelerin, kızılgerdanların, yeşil ağaçkakanların ötüşünü, sincapların düşürdüğü yemişlerin toprağa çarpışını, kirpilerin kuru dallarda çıkardığı çıtırtıyı, koşullar gereği zemin ile aritmik-asimetrik temas eden ayakkabımın feryadını dinlemeyi tercih ettim. Yirmi altı dakika gibi ortalama bir sürede 5 kilometrelik rotamı tamamlayıp duş aldım. Ardından yazmayı denemek için meyveleri ile börtü böceği de cezbeden dut ağacının gölgesine sığındım.
Âdettendir, ilkin kendimi tanıtayım: Yaş haddinden emekli basketbolcu, emekli futbolcu, eski yarı maratoncu, yeni sosyal koşucuyum. Amatör bisikletçiyim. Otuz birinci senesini yaşadığım ömrümde yirmi yılı aşkın süredir sporla ilgileniyorum. İlerleyen satırlarda ismini anacağım öğretmenlerim sayesinde sportif faaliyetler hamuruma karıldı. İş disiplini edinmemde, muhakeme becerisi geliştirmemde, akademik başarılarımda bu faaliyetlerin hatırı sayılır katkısı oldu. Zaman içinde, zannediyorum mecburen, yelpazem daraldı. Elimde sıkı sıkı tutunduğum koşu kaldı. Son iki senedir yoğunlaştığım yol koşuları, ara sıra yaptığım patika koşuları hususunda yeterince gözlem yaptıktan; bedenimi dinledikten ve öneri üzerine Murakami’nin Koşmasaydım Yazamazdım kitabını okuduktan sonra bir cesaret bilgisayarın başına (kâğıdın kalemin başına demek isterdim) oturdum. Yazmaya böyle başladım. İyi bir ilk adım olur, umarım!
Yarı maraton günlerime duyduğum özlem nedeniyle anlatıya yol koşularımla başlamak istiyorum. Ankara, İstanbul, İzmir, Urla, Fethiye, Kaş, Konya, Eskişehir, Bursa, Kayseri, Elâzığ, Samsun… Yarı maraton koştuğum ya da yarış sürecinde “uzunlar” ile hazırlık yaptığım yerlerden ilk aklıma gelenlerdir. Her birinin sokaklarında, caddelerinde, sahillerinde anılarım vardır. Şehir koşularında ilgimi çeken; gündelik yaşantı içerisinde adım atmanın mümkün olmadığı, araç trafiğinin bir an olsun azalmadığı, koşucu şöyle dursun bisikletliye dahi müsaade edilmeyen yollarda gönlünce dolanabilmektir. Benzer hedefler uğruna ter döktüğün insanlarla aynı havayı teneffüs edebilmektir. Yarı maraton (21 km), maratonlar-ultra maratonlar düşünüldüğünde, insan bedeninin sınırlarını zorlamayan fakat benim gibi amatör sporcular için hem bedenen hem zihnen tedirgin edici bir mesafedir. Yarışlara bedenen hazırlanmanın şartları bellidir, hazırlık aşamasında onları uygularım. Zihnen hazırlanmak için ise türlü yollar denerim. Her defasında farklı yollar…
Denemelerim sonucunda, ilk 15 km 90’lar-2000’ler Türkçe pop-rap-rock dinleyip (Tarkan-Sertab-Sago-Ayna-Teoman ağırlıklı) son 6 km derin düşüncelere dalma metodunu geliştirdim. Adımlarımı müziğin ritmine, bazıları ritmin aksine, fikirlerimin hararetine göre düzenledim. İşbu yöntem ile jübilemi yaptığım Ankara Yarı Maratonu’nu 1:39:03 süre ile tamamlamayı başardım. Kişisel en iyi derecem! İdmanlara daha fazla odaklanamayacağım daha fazla gelişemeyeceğim kanısıyla, tadında bırakarak yaş haddinden emekliye ayrıldım. Artık fırsat buldukça 10 km koşularımı yapıyor, maratoncuları uzaktan izliyorum. Boş günlerime, izin dönemlerime denk geldikçe organizasyon kalitesinden şüphem olmayan, daha evvel tecrübe ettiğim patika yarışlarına (trail) katılıyorum. 2025’te Uludağ Premium Ultra Trail ve Sapanca Ultra Trail’da koşmuştum. Bu sene tevafuk edince Sapanca’da ikinci defa koştum.
Patika koşusu ilk tercihim olmasa da arazinin bende oluşturduğu duygular, koşarken zihnimden geçenler, yarışa giderken hayalimde canlananlar beni patikaya yönlendiriyor. Teknik açıdan değerlendirildiğinde patika koşuları, yol koşusundan keskin bir çizgi ile ayrılıyor. Arazi okuma kabiliyeti, yer-zaman oryantasyonu, yön bulabilme becerisi ve çok yüksek dayanıklılık gerektiriyor. Yol koşularındaki gibi “bir türkü tutturup” sabit ritim ile devam etmek mümkün olmuyor. Her an dinlemek, işitmek, ileri bakmak, baktığını görmek, analiz etmek ve ona göre adım ayarlamak gerekiyor. Bastığın yeri bilmek gerekiyor. Emin olamıyorsan, adımını ayarlayamadıysan, benim de sıkça yaptığım gibi olabildiğince yukarı sıçrayarak hem düşünmek için zaman kazanmak hem ayağını uygun açıya getirmek gerekiyor. Tüm bunları yaparken parkuru tamamlayacağın süreyi akıldan çıkarmamak, konu komşuya mahcup olmamak gerekiyor. Hasılı, teknik zorlukları ile trail yol koşusuna göre daha zor ve çetrefilli bir disiplin hâline geliyor.
Duygusal analize geçersek… Öyle sanıyorum ki patika koşmamın tek nedeni bana hissettirdikleri. Çamurun içinde koşmak bana çocukken bahçemizde durmaksızın koşuşturmalarımı hatırlatıyor. Yarış sabahları 06.00’da yaptığım yüksek kalorili düşük lifli kahvaltılar, kürekle su kanalına toprak yığıp suyun yönünü değiştirme yöntemi ile ağaçları sulamadan evvel, dedemle yediklerimizi hatırlatıyor. Traillarda parkurda gördüğüm her göl bana bahçenin havuzlarını (aşağı göl ve yukarı göl olarak adlandırırdık) hatırlatıyor. Basamaklı araziler “seki” kavramını ve anneannemin “Sekileri ayaklama!” sözünü hatırlatıyor. Bastığım yapraklar “Salatalığın yaprağına basarsan tadı acı olur.” öğretisini, rastladığım serinlikler akşamüstü sebzeleri sularken esen rüzgârın getirdiği ferahlatıcı serinliği hatırlatıyor. Patikada yön göstericilerin çaldığı düdükler, dedemin tarlanın başından sonuna duyuracak şekilde çaldığı ıslıkla bir ihtiyacı olduğunu bildirmesini hatırlatıyor. Anlayacağınız, şu traillar bana haddinden fazla güzel şeyi hatırlatıyor.
Bir nefeste yazdıktan sonra satırları gözden geçirdim. Derdimi anlatabilmişim, bu kadarı kâfi. Son noktayı koymadan önce hep yapmak istediğim bir şeyi yeri gelmişken yapmak istiyorum:
Önce aileme teşekkür etmek istiyorum. Beni büyüten dedeme ve anneanneme teşekkür ederim, sizi seviyorum. Senelerdir derdimi çeken babam Prof. Dr. Murat Baykara’ya, anam Prof. Dr. Sema Baykara’ya, bacım Dr. Meral Zehra Baykara’ya, erkek kardeşim Ahmet Melih Baykara’ya (aramızda mesleki açıdan doğru yolu seçen tek kişidir) teşekkür ederim. Benliğimin oluşmasında ailemden sonra en büyük katkıyı sunan, temelimi atan ilkokul öğretmenim Gül Özel Hanımefendi’ye teşekkür ederim. Lisanslı sporculuk kariyerimi başlatan, dönemin B klasman basketbol hakemi ve bir dönem Elâzığ Fen Lisesi beden eğitimi öğretmeni Mesut Dağhan hocama teşekkür ederim. 2008 senesinde tanıştığım, on beş sene dizinin dibinden ayrılmadığım, hâlâ her fırsatta ziyaretine gittiğim, eski usul öğretilerle beni yetiştiren, babam gibi hürmet ettiğim Veysi Hanege hocama teşekkür ederim ellerinden öperim. Yine on beş sene benchinde oturduğum, idmanına çıktığım, çokça sportif başarıyı birlikte tattığım, anılar biriktirdiğim, öğrendiğim Engin Akarsu hocama teşekkür ederim. Eskiden giydiği 10 numaralı Elâzığspor formasını giyme onuruna eriştiğim, direkt sporcusu olma imkânı bulamasam da uzaktan talebelik ettiğim, örnek aldığım, dönemin Elâzığ Anadolu Lisesi beden eğitimi öğretmeni Erdal Kalem hocama teşekkür ederim. Son olarak, yazma hususunda beni tek mesajı ile yüreklendiren Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Yoğun Bakım Bilim Dalı öğretim üyesi Doç. Dr. Ebru Azapağası hocama teşekkür ederim.
Sevgiler
Muhammed
