otomatik portakal

Otomatik Portakal Kitap incelemesi – Anthony Burgess

Kategori: Kitap İnceleme

Kendisini; Mütevazi Anlatıcınız, dostunuz olarak tanımlayan ve sürekli kardeşlerim diye hitap eden -aslında herkese kardeşlerim diye hitap eden- kitabımızın kahramanı Alex’in hayat hikayesini anlatıyor Anthony Burgess. Yazar hakkında kitabın arkasında yazan şey gerçekten ilginçti. Beyin tümörü nedeniyle yazara 1 yıl ömür biçiliyor ve eşinin geçimini sağlamak için 12 ay içinde beş buçuk roman yazıyor. Daha sonra teşhisin yanlış olduğu anlaşılıyor. Açıkçası bu kitap bana hiç de aceleye gelmiş gibi gelmedi diyebilirim.

“Bu ne biçim dünya yahu? Millet aya çıkıyor ve dünyanın çevresinde lamba görmüş tatarcık misali fırıl fırıl dönüyor, ama yeryüzünde artık kanuna ve nizama aldıran yok.”

Çok kısa sürede birçok travma yaşayan ve yaşatan bir gencin tam olarak kanuna zıt şekilde yaşadığı dönemle başlıyor. Alex ve üç kankası gece sokaklarda aklınıza gelebilecek her suçu işliyorlar: darp, hırsızlık, tecavüz… Zaten bu çocukların (çocuk diyorum çünkü Alex o zaman 15 yaşında) ağızlarından küfür ve argo hiç eksik olmuyor (küfür ve argo kitabın başından sonuna kadar çok fazla ve rahatsız edici seviyede diyebilirim). Sadece onların değil o dönem gençlerin hepsi bu şekilde, bu yüzden de insanlar geceleri sokağa çıkamıyorlar. Aslında Alex hiç de sokak çocuğu gibi değil. Ailesi düzgün durumu iyi ve eğitmenleri tarafından ilgileniyor. Ama bu onu kendi kararlarını yani gençliğinin heyecanını yaşamaktan engelleyemiyor. “İyiliğin sebebini aradıkları yok öyleyse neden tersini merak ediyorlar ki?”. Kimsenin bu gençlere güvenmediği dönemde Alex’in hatası kendi kankalarına güvenmek oluyor. Ve gözlerini hapishanede açıyor.

2 sene korkunç hapishane hayatından sonra bir an önce çıkmak için kendisini kurban ediyor, iradesinden vazgeçiyor. Ve artık kendi isteğiyle yaptığı ve zevk aldığı hiçbir şeyden -müzik dinlemek de dahil olmak üzere- zevk alamaz oluyor, hatta bunu hayal bile etse hastalanıyor. “Sırf bir otomatik portakal gibi mi olayım yani?”

Bir deneye kurban gittiği için politik emellere alet edilmeye bile çalışılıyor. Yani anlayacağınız başına gelmeyen kalmıyor. Ve başına her gelenden sonra, her yeniden başladığında kendisine şunu soruyor: “Eee ne olacak şimdi, ha?”.

Açıkçası başlarda tekdüzelik ve bence gereksiz argodan dolayı sıkıcı bulduğumu söyleyebilirim ama devamında kurgunun kesinlikle çok güzel olduğunu itiraf etmeliyim. Pekii neden şeker portakalı? Bunun hikayesi çok uzun, onu da okumak isteyenlere bırakalım. İyi okumalar.

Ankara'ya hapsolmuş bir İstanbul aşığıyım. Peki bundan şikayetçi miyim? Hayır. Çünkü ben mutluyum. Mutlu olmadan yapılan hiçbir şeyin doğru olmadığına inanan bir insanım. Mutlu insan umutludur, umudu olansa mutludur."İnsan; denizin olmadığı yerde, umut adına, martı olmalı." N.H.R

Bir cevap yazın

Eposta adresiniz yayınlanmayacaktır.

*