Gazap Üzümleri, John Steinbeck’in 1939 yılında yayımladığı ve 1940 yılında Pulitzer ödülü almış olan kitabıdır. Gazap Üzümleri; 1929 Dünya Ekonomik Buhranı’nı insanı merkeze alarak anlatmaktadır. Steinbeck, Gazap Üzümleri’nde; 3 milyon insanın Amerikanın Kaliforniya eyaletinde yeni bir yaşama başlamak umuduyla çıktığı zorlu göç yolculuğunu ve kayıplarla dolu hikâyelerini anlatır. O yüzdendir ki Gazap Üzümleri’ndeki karakterlerin bu kadar etten kemikten oluşunun altında yatan sebep, bu kitabın henüz Büyük Buhran’ın etkileri sürüyorken yazılmış olmasından kaynaklanmaktadır.
John Steinbeck deyince aklıma okuduğum ilk romanı olan Fareler ve İnsanlar gelir. Zamanında Fareler ve İnsanlar’dan öylesine çok etkilenmiştim ki uzun bir süre etkisinden çıkamamıştım. Ve bir süre, hayatımda beni sarsan olayları değerlendirirken ister istemez defalarca kendimi karakterlerin yerine koyarken buldum. Çünkü onların benim acılarımı anlayabileceğini hissediyordum. Hayatta her şeye rağmen umut etmenin güzelliğini ve bu durumun yarattığı mantıksızlığı anlayacaklarını biliyordum.
John Steinbeck benim için hep çok özel bir yazar olmuştur. Onun, insan doğasını bu kadar yakından tanımasına her seferinde hayret ederim. Aslında insan doğası diyerek biraz kolaya kaçıyorum. İnsanın kendinden bile sakladığı düşüncelerini, hislerini öylesine çıplak şekilde önümüze seriyor oluşu gerçekten beni her seferinden dehşete düşürüyor.
Öncelikle itiraf etmeliyim ki uzun zamandır roman okumadığım için her seferinde bitirememekten korkarak başladığım bir kitap oldu Gazap Üzümleri. Ama okudukça durum tersine döndü. Her sayfada kendimi daha da kitabın içinde buldum.
Gazap Üzümleri bir temaya indirgenemeyecek kadar geniş bir perspektife sahip diyebiliriz. Ama basitçe bir şeyler söylemek gerekirse toprakları ellerinden alınan Joad ailesi diğer ailelerle birlikte başka bir eyalete taşınmaya karar verirler. Ellerindeki tek umutları, bozuk bir kamyonla yollara düşerler. Bu büyük göçün yarattığı sarsıntılar ve sorunlar, gencinden yaşlısına herkesin hayatını çok değiştirir. Hayat değişince insanlar da değişir.
Gazap Üzümleri’nden birçok ders çıkarılabilir. Mesela; dünyanın acımasız olduğu gerçeği, mesela hayatın zor olduğu gerçeği, bütün bu zorluklara rağmen yaşamanın verdiği hazzın gerçeği, bu hazzı merak etmenin verdiği his ve daha nicesi. Dünya öyle karanlık yıllardan geçmiş ki… O yıllarda açlık ve acımasızlık veba gibi her yanı öylesine sarmış ki yaşamak bir lüks olmaya başlamış. Şimdi de karanlık günlerden geçiyoruz diyenlerinizi duyar gibiyim. Ama inanın bana o karanlık bu karanlık değil. Ama evet, kesinlikle haklısınız. Geçtik, geçiyoruz ve sanıyorum daha çok geçeceğiz. Açlar ve toklar arasında kurulan bu adaletsiz düzen, açların onurundan, tokların insanlığından azalta azalta bir dengeye varmaya çalışıyor sanki ya da bilakis kendini yok ederek eşitlenmeye çalışıyor.
Aç olanın yaşama hırsı ile tok olanın keyfi ve gücü arasında süren bir mücadele… Haksızlıklar, entrikalar ve gariptir ki bunların tam ortasında onurunu korumaya çalışan insanlar…. Bunlar bizim insanlarımız, der gibi okuyorsunuz kitabı. Kitabı okurken kimilerinin açlıktan öleceklerini biliyorsunuz ama ölmesinler istiyorsunuz. İnsanca yaşayabilsinler istiyorsunuz. Sermaye bir kere de kazanmasın istiyorsunuz. Düzene kafa tutmak istiyorsunuz. Ama bunu anarşist bir yerden değil, insanca yaşayalım hep beraber dercesine bir yerden istiyorsunuz.
İnsan aç kaldığında neler yapabilir? İnsan kendisi aç kalsa yaşar da çocukları aç kalsa neler yapabilir? Bu sorunların cevaplarını hiç düşünmediğinizi umuyorum. Steinbeck bu buhranı gözlemlemiş ve anlatmış. Meraklısına diyelim. Keyifli okumalar.
