küçük arı mücadele

Kısa Denemeler #3 – Mücadele Üzerine

/
2

Bayağı bir günün, sıkıcı bir öğle vaktiydi. Perdeyle mücadele etmeksizin pencerenin açık kalan kenarından dışarı baktım. Hava çok güzeldi. Hava almak, yürüyüş yapmak belki dışarıda biraz oturmak için bahçeye çıkmaya karar verdim. Üstümü değiştirdim ve yavaş yavaş bahçeye doğru yöneldim. Dışarısı hiç beklediğim gibi değildi. Evet güneş vardı, sıcak olmasına da sıcaktı ama hafifte olsa soğuk bir rüzgâr esiyordu. Buna uygun olarak giyinmemiştim. Olsun dedim, zararı yok.

Bahçede gezinmeye ve üzerimdeki kısa kollu elbise ile üşümeye devam ederken çatıdan bir şey düşüverdi. İlk önce güvercin şakası zannedip ilgilenmedim. Daha sonra, yerde bir arının bir ters bir düz dönerek debelendiğini fark ettim. Sürekli oturan ve nefes almaktan bile ara sıra sıkılan bendeniz için izlemeye değer bir olaydı. Arının ne yapacağını merak ediyordum. Küçük oluşu ve -kanatlarını kullanmaya çalışırken- gözüme çarpan beceriksizliği sayesinde yavru bir arının ilk uçuşuna şahit olduğumu anladım.

Küçük arının yaptığı tek şey yerde debelenmekti. Mermerin üzerinde başlayan hareketleri sırasıyla kaldırım taşına ve toprağa çakılarak devam etti. Sonra sağ yanımda aniden bir ses duydum. Yusufçuk her şeyden ürkercesine yerdeki bir yiyeceğe hamle yapıyordu. Gözlerim, zarifliği karşısında biraz onda tutuklu kaldı. Bir an küçük arımı hatırladım ve kafamı derhal ondan yana çevirdim. Görünürde değil küçük, hiçbir arı yoktu. Merakla her yanı didik didik aradım. Onu avlayabilecek bir hayvan da küçük arının kendisi de görünürde yoktu. Hiç kuşku yok ki kanatlanıp uçmuştu. İşte o an kafamda şimşekler çaktı. Sahi dedim ne kadar da benziyor küçüklüğümüz…

Ben de ilk adımlarımı atarken önce emeklemiş sonra defalarca düşmüştüm. Kimi zaman yara almış kimi zaman birileri tarafından tutulmuştum. Tıpkı o küçük arı gibi ben de pes etmemiş ve yürümeyi başarmıştım. Geçmişte yaşadığım birkaç anı daha zihnimi yokladı. Önce bir tebessüm, ondan sonra bir düşünme telaşı içerisine düştüm. Sahi dedim, ne değişti?

Mutsuz günlerimin sebebini irdeledim. Çoğunun sebebi başladığım işlerde muvaffak olamayışımdı. Yani kendime bunu sorduğumda alacağım başlıca cevap bu olurdu. Gerçek olan neydi peki? Gerçekten başarısız mı olmuştum yoksa yeterince denemeden pes mi etmiştim. Güneş gözlerimle bakamayacağım kadar aydınlıktı. Kuş sesleri çok güzeldi ve kulağımı dolduruyordu. Ters laleler en güzel hallerindeydiler. Leylaklar buram buram kokuyordu. Bunca güzellik ve gerçeklik arasında bahane üretip kendimi kandırmaya niyetim yoktu. Çoğu işte, yeterince denemeden vazgeçmiştim. Sahi, o yürümeye çalışan benden bu yana ne değişmişti?

Sanırım bunun cevabını biliyordum. Unutmuştum… Gerçek başarının mücadeleden geçtiğini unutmuştum. Küçükken çok iyi bildiğim bir şeyi unutmuştum. Hayatın zor olduğunu ve gerçekten yaşamanın bu zorluğa göğüs gererek mücadele etmek olduğunu unutmuştum. Bunu sık sık kendime hatırlatmaya karar verdim.  Artık bugün ölmek değil, yaşamak istiyordum…

Gezmeye, okumaya, güzel bir tiyatro izlemeye aşığım. Gecenin bir yarısı eve giderken, sessizce yanınızdan geçebilirim. Sizinle aynı oyunda, yan yana aynı repliğe gülebiliriz. Evet, o gün bunun farkına varamayabiliriz. Ama belki bir gün, bir anıda, bir yazıda rastlaşırız sizinle. Kim bilir?

2 Comments

  1. Ellerinize sağlık sayın yazar. İçinde bol bol sizden pırıltılar olan bir yazı olmuş.

    • Sağ olun sevgili okur. Beğenmenize çok sevindim. Sağlık ve esenlikler dilerim. Keyifli okumalar… 🙂

Yorum bırakın

Your email address will not be published.

Deneme Kategorisinde Son Yazılar

Gün Ola Devran Döne

    İnsanların umut vadeden yarınlara olan inancını gösteren söz: “Gün ola, devran döne”. Her gecenin bir