Koronavirüs Pandemisine Karşı Siyasi Dünyanın İmtihanı

Quo Vadis, Dünya?

Yeni koronavirüs pandemisiyle birlikte bütün dünya bir telaşa kapıldı. Her salgında olduğu gibi Dünya Sağlık Örgütü’nün (DSÖ) önlemleri bu telaşı azaltıyor. Fakat DSÖ’nün önlemlerinin yetersiz kaldığını görüyoruz. Bu sebeple devletler kendi başlarına radikal kararlar alıyorlar. Bu durum devletlerin yeniden güçlenmesine ve otoriterliğin artmasına yol açabilir. Yahut devletler çuvallamış ve bu krizi zamanında yönetme konusunda başarısız mı olmuşlardır? Aynı zamanda ulusüstü (supranasyonel) bir örgüt olan DSÖ’nün yanı sıra liberal ve fonksiyonel değerlerin bir araya getirdiği ve ortaya çıkardığı, yirmi ve yirmi birinci yüzyıl küreselleşmesinin baş aktörlerinden Avrupa Birliği, bu pandemiye karşı tartışılacak politikalar izliyor. ABD ve Çin’in politikaları ciddi derecede eleştiriliyor. Dünya nereye gidiyor?

Her küresel krizin beraberinde getirdiği birtakım tartışmalar bulunur. Bunların en başında her daim küreselleşmenin bir eleştirisi gelmektedir. Günümüzdeki salgının küreselleşme olgusunu bitirdiğine dair birçok yorum yapıldı. Fakat bu yorumlar genellikle analitik bir düzleme dayanmamaktadır. Zira küreselleşme her küresel olaydan sonra varlığını devam ettirmeyi başarabilmiştir. Fakat, bizim bildiğimiz anlamda küreselleşme değişmektedir. Bugün küreselleşmenin bittiğine veya çöktüğüne dair yapılan yorumlar yanlıştır. Zira küreselleşme fiziksel anlamda yavaşlamış ama dijital anlamda hızlanmakta ve yeni bir tecrübe kazanmaktadır. Tüm dünyada işler internet üzerinden yapılmaya başlanmakta ve uğraşlar sanal ortama taşınmaktadır. Bu, gelecekteki küreselleşmenin dijital boyutunun oldukça hızlanmasına yol açabilir. Fakat genel anlamda küreselleşme daha kapalı ve daha muhafazakar bir döneme giriyor olabilir.

koronavirüs dosyasıUlusüstü olarak yorumlanabilecek en başarılı örgüt olan Avrupa Birliği (AB) ise bu salgından dolayı ciddi bir kriz yaşamaktadır. AB’nin yaşadığı kriz konusunda çarpıcı örneklerden bir tanesi de İtalya’da yaşanan salgın felaketine karşı ülkelerin tutumudur. AB’nin Acil Müdahale Koordinasyon Merkezi (ERCC), AB üyesi bir ülkede ortaya çıkan felaketin ülke tarafından altından kalkılamadığı durumlarda olaya dahil olarak krizi çözmeyi amaçlayan bir birimdir. Fakat bu birim İtalya’daki salgın felaketine karşı zamanında hiçbir şey yapamadı. Hatta hiçbir AB ülkesi İtalya’ya en başta yardımda bulunmadı. Almanya -AB’nin serbest ticaret bölgesine aykırı olarak- ülkedeki maske ihracına yasak koydu. Bu durum AB’nin “dayanışmasına” yönelik bir yara açtı. Bu sırada ilginç olarak Çin, İtalya’ya tonlarca medikal ekipman yardımında bulunmuştur. İtalya’nın ilerleyen dönemlerde AB’ye yönelik bağlarını gevşetip Çin ile ilişkilerini güçlendirmesi mümkündür. Bu tip durumlar, Çin’in kısa dönemde elini güçlendirebilir. Fakat yıllardan beri dünyadaki “Çin’e bağımlılık” tartışmaları bu salgınla birlikte hız kazanacaktır. Birçok ülke bu salgınla birlikte birçok ilacının Çin’den ithal edildiğini yeniden fark etti. Çin’e olan aşırı karşılıklı bağımlılık (over inter-dependence) durumu özellikle ABD ve Fransa gibi birkaç ülkeyi ciddi derecede rahatsız ediyordu. Bu karşılıklı bağımlılık yakın süreçte değişecek gibi görünmüyor. Fakat tüm dünyadaki Çin karşıtı söylemlerin artmasıyla birlikte hükümetlerin Çin’i baskılamaya karşı politikaları halk nezdinde -sosyal medya örneğinde olduğu gibi- daha ciddi bir karşılık bulmaya başlayacaktır. Bu ise uzun süreçte Çin’in daha ciddi problemlerle karşılaşabileceğini göstermektedir. Fakat insanlık bu yükselen zenofobi, popülizm ve radikal milliyetçilik dalgasına karşı bir şeyler yapmak zorundadır. Çünkü bu tip akımların yükseldiği dönemler, tarihin bize gösterdiği üzere ciddi çatışmalara ve toplulukları peşinden sürükleyen diktatörlüklere gebedir. Fakat olaya farklı bir pencereden bakmak istersek, siyaset ve ekonomi tarihindeki dalgalanmalar bize göstermektedir ki bu tip olumsuz yükselişlerin devamında dünya olumlu bir ileri atılım yapabiliyor. Belki de bu konuda karamsar olmaktan ziyade geleceğe yönelik umutla bakabilmemiz mümkündür.

Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla birlikte Rusya’nın liberal demokrasiye geçmeyip otokratik bir yönetimi tercih etmesi, Çin’in AB’ye karşı tutumu, Türkiye gibi 15 yıl önce geleceğin AB üyesi görülen ülkelerin giderek AB’den uzaklaşması, 2016 yılında D. Trump’ın başa geçmesi ve en son Brexit sürecinde Britanya’nın AB’den çıkmasıyla, AB’nin bir çeşit bunalıma girdiği söylenebilir. AB uzunca bir süre ekonomik bütünleşmeye odaklandı ve siyasi gücünü -mecburen- göz ardı etti. Özellikle Suriye Savaşı’yla ortaya çıkan mülteci krizi ve son ortaya çıkan yeni koronavirüs pandemisiyle birlikte AB dayanışması ve liberal değerlerin gerektiğinde yok sayılabileceğini dünya görmüş oldu. Bunun gelecekte AB’nin düzenleyici anlaşmalarına karşı bir tartışma ortaya çıkaracağı ortadadır. Bu tip bir salgın karşısında AB kurumlarının çöktüğü değil, ne kadar kırılgan olabileceği ortaya çıkmıştır. AB, Angela Merkel ve Ursula von der Leyen’in çizgisine daha da yaklaşacak ve kendi başına yeten, daha az liberal, daha siyasi bir birliğe doğru evrilecektir. Hatta AB’yi ciddi bir krize sürükleyen mülteci sorununa yönelik sınırları kapatmak konusunda AB’nin eli daha da güçlenecektir. Kısacası, AB çökmemektedir fakat yeni bir paradigma kayması yaşayacak gibi görünmektedir.

Fakat bu, liberal düzenin çöktüğünü göstermemektedir. 1929 yılından bu yana liberal düzen sürekli olarak krizlerden sıyrılabilmiştir. Ülkemizde birçoklarının yapmadığının aksine, olaylara farklı yönlerden de bakmak gerekiyor. Liberal demokrasiler bu salgını izlemede ve yönetmede daha iyi görünüyorlar. Bunun en önemli sebeplerinden bir tanesi, vaka sayılarının gizlenmeyip şeffaf olunması ve tedbirlerin hızlı alınmasıdır. Çin belki de ilk vakaların ortaya çıkışını gizlemeye çalışmasaydı (salgını ilk bildiren doktor Wenliang’a soruşturma açıldı ve şaibeli bir şekilde öldü*), bu salgın hiçbir zaman pandemiye dönüşmeyebilirdi. Hatta bugün tüm dünyada Çin’in mevcut verileri manipüle ettiği konuşulmaktadır. Şeffaf bir yönetime sahip olmayan ülkede -hele ki geçmişte örneklerini sıkça gördüğümüz Çin söz konusuysa- bunun doğru olma olasılığı yüksektir. Özetle, liberal düzen bir darbe daha almıştır fakat bu darbeyi avantaja çevirip çeviremediğini tarih gösterecek.

Son 10-15 yıl içerisinde tüm dünyada liberal değerler güç kaybederken; radikal milliyetçilik, popülizm ve neopatrimonyalizm güç kazanmaktadır. Popülizmin ne kadar kötü sonuçlara yol açabileceğine dair ABD başkanının bu salgını ilk anda ciddiye almayışını örnek gösterebiliriz. Zira ABD, Obama döneminde gerçekleşen ebola krizine karşı gösterdiği etkinliği gösterememiş ve bu salgına karşı mücadelede “lider” rolü üstlenememiştir. Bunu D. Trump’ın DSÖ gibi küresel örgütlenmelere yönelik desteğini kesmesinde, yani küreselleşme karşıtlığı ve popülizmde arayabiliriz. Özellikle Suriye Savaşı’nın istikrarsızlaştırdığı Orta Doğu, Avrupa’daki mülteci krizi, ABD ile Çin arasındaki ekonomi savaşları, Kırım krizi ve Libya krizi bütün dünyanın daha da radikalleşmesine yol açmıştır. Son virüs salgını ise bu radikalleşmesinin daha da hızlanmasına yol açacaktır.

Bu salgının küreselleşmenin ekonomik boyutuna bir darbe vurduğu da ortadadır. 2008 krizinde ciddi şekilde sallanan küresel ekonomi, bu salgının sonucunda çok daha ciddi bir krizle karşı karşıya kalabilir. Bizim bildiğimiz anlamda küreselleşmenin bir darbe aldığını belirtmiştik. Zira tüm dünyada sınırlar kapatılıyor, paneller erteleniyor, okullar tatil ediliyor, ülkeler resesyon ilan ediyor ve işsizlik artıyor. 2008 küresel krizi ne yazık ki Türkiye’yi es geçmemiş ve tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de hem siyasi figürlerin değişmesine hem de siyasetteki karakterin değişmesine yol açmıştı. Tüm dünyada olduğu gibi 2008 krizinden beri Türkiye’de de popülizm, siyasi fanatizm ve radikal milliyetçilik güç kazanmaktadır. Ve bu pandemi de bu süreci tüm dünyada olduğu gibi hızlandıracaktır.

Dünya kesinlikle yeni bir döneme giriyor. Fakat bu giriş yeni koronavirüs pandemisiyle ortaya çıkmış değildir. Bu, 11 Eylül 2001 olayları ve 2008 küresel ekonomik kriziyle başlamış bir süreçtir. Birçoklarının ülkemizde yaptığı yorumların aksine bu durum dünyanın daha iyi bir yer olacağını göstermemektedir. Yeni dönem daha radikal milliyetçi ve daha otoriter rejimlere sahne olacak. Bu ise tüm insanlık adına ne yazık ki olumlu bir gelişme olmayacaktır.

Dünyada yükselen popülizm ve radikal milliyetçiliğin dünyamızı nereye götüreceği şimdilik bir soru işaretidir. Bu yükseliş küreselleşmeye karşı da olsa insanlık medeniyetinin bu tip evrensel krizlere karşı DSÖ gibi ulusüstü kurumları güçlendirmesi gerektiği yeniden ortaya çıkmıştır. Ayrıca demokrasi ve şeffaflığın bu tip krizleri yönetmede daha etkili olduğu bir kez daha görülmüştür. Aynı zamanda küreselleşmeye ve birtakım değerlere yönelik problemlerin ortaya çıkması, uzun vadede çözümleri de beraberinde getirebilir. Kısacası, tarihin ekspansiyonel olarak ilerlediği yirmi birinci yüzyılın ikinci çeyreğinin, birtakım ciddi hesaplaşmalara sahne olacağı kesindir. Bu süreçte insanlık medeniyetinin “barış” kelimesinden ziyade “güvenlik” kelimesini daha çok duyacağı ortadadır. Fakat hangi tutumun kazanacağı şimdilik belirsizdir. Küresel ciddi krizlerin her zaman bilim adamları ve teknokratları söz sahibi yaptığı da ayrıca bir kez daha not edilmelidir.

*SARS-CoV-2’ye yönelik spesifik bir ilaç bulunduğu vakit moleküle Wenliang isminin verilmesini temenni ediyorum. Bu yazıyı yaşamını yitiren tüm vatandaşlarımıza ithaf ediyorum.

Kaynakça

  • Farrell, Henry ve Newman, Abraham. “Will the Coronavirus End Globalization as We Know It?” Foreign Affairs İnternet Sitesi, 16 Mart 2020.
  • Ortega, Andrés. “The deglobalisation virüs.” Elcano Royal Institute İnternet Sitesi, 17 Mart 2020.
  • Harari, Yuval Noah. “Our Shared Humanity Is On Trial.” Time Dergisi, 30 Mart 2020.
  • Wright, Thomas ve Campbell, Kurt. “The coronavirus is exposing the limits of populism.” Brookings Institution İnternet Sitesi, 5 Mart 2020.
  • Lehne, Stefan. “How the EU Can Survive in a Geopolitical Age.” Carnegie Endowment for International Peace, 25 Ocak 2020.
  • Balta, Evren. “Kara Vebadan Koronavirüse Küreselleşme.” UİKPanaroma Dergisi İnternet Sitesi, 10 Şubat 2020.
  • Braw, Elizabeth. “The EU Is Abandoning Italy in Its Hour of Need.” Foreign Policy İnternet Sitesi, 14 Mart 2020.
  • Eiran, Ehud. “Coronavirus Outbreak: An Important Test for Globalization.” Istituto per gli Studi di Politica Internazionale İnternet Sitesi, 11 Mart 2020.
  • Andrews, Kate. “Will coronavirus push globalisation into reverse?” The Spectator, 7 Mart 2020.

Uzayzaman boşluğunda incir çekirdeğinin hacmi kadar bilgi ve düşünce kaplıyorum.
Ve ayrıca gece vakitleri güneş ışınlarını görebiliyorum...

Çeviri yazılarım tamamıyla benim fikrimi yansıtmayabilir. Genellikle, dünyanın Türkiye'ye olan bakış açısını gösterebilmek amacıyla çeviri yapıyorum.
Eleştirilerinizi ve fikirlerinizi yazıların altındaki yorum kısmına yapabilir veya iletişim sayfasından mail atabilirsiniz.

Yorum bırakın

Your email address will not be published.

Politika Kategorisinde Son Yazılar