Mortgage Krizi ve Amerikan Para Genişleme Politikası

in Ekonomi Yazar:

Niceliksel Gevşeme (Quantitative Easing / QE / Parasal Genişleme)

Makaleyi, QE’nin yani Niceliksel Gevşeme’nin temeline inerek başlatmak olayın özünü daha rahat anlamamızı sağlayacak. Bunun içinse birkaç temel kavrama inmemiz lazım. İlk olarak para ve maliye politikaları nedir, birbirleri arasındaki ilişki nasıldır, günümüzde aralarında nasıl bir ilişki var?

   Maliye politikası dediğimiz şey hükümetlerin uygulayıp vergilerin ve kamu harcamalarının kullanılmasıyla bütçeyi yönetmeleridir.

   Para politikası dediğimiz şey ise merkez bankalarının par aarzını yönetip kısa vadeli faizleri bleirlemesidir.

Bu iki politikanın ana amacı ekonomik durgunluk dönemlerinde piyasaya ihtiyaç duyduğu canlılığı yukarıda belirtildiği gibi farklı yöntemlerle kazandırmaktır. Bir önceki yazımda (John Maynard Keynes ve Keynesyen Ekonomi) kısmen belirttiğim gibi geçmişte örneğin 1929 Büyük Buhranı’nda parasal genişleme devletin daha doğru bir tabir ile hükümetin maliye politikası uygulandı. Sonuçta para politikasıyla aynı yola (Niceliksel  Gevşeme) çıkan bu yöntem geçmişte daha kullanılır olsa bile mevcut hükümet üzerine siyasal bir baskı oluşturmaktadır. Seçmen ile arasını bozmak yerine ekonomiye daha yumuşak müdahale etmeyi tercih eden dünya hükümetlerinin yükünü bu nedenle merkez bankaları ve uyguladıkları para politikaları omuzlarına almıştır.

Subprime Mortgage Krizi

Kuşkusuz dünya tarihinin en büyük krizlerinden birisi olan ve asıl adı Subprime Mortgage Crisis olan kriz niceliksel genişlemeyi üzerinde inceleyebileceğimiz bir olay. İlk olarak krizin çıkış nedenlerini inceleyecek olursak amacı en basit tabiriyle kira öder gibi bankalara ödenen paralarla ev sahibi olmak olan Mortgage sistemi Amerika’da başkan Reagan döneminde (1980li yıllar) kısıtlamaların kaldırılması ile denetim zindanından kurtulan kurumlar büyük bir iştahla servetlerini büyütmeye çalışmışlardır. Bu amaçla aşağıda belirtildiği gibi gözü dönmüş bir şekilde riskleri görmezden gelerek piyasaya girmişlerdir.

Amerika’da bankaların vereceği krediler kişinin kredi skorunun derecesine, gelirine göre verilmektedir. Bunu karşılayan kişilere verilen krediye ise Prime Mortgage denir. Ama krizin kıvılcımını Prime değil Subprime Morgage ateşlemiştir. Kredi skoru iyi olmayan yani riskli kişilere verilen kredilere Subprime Mortgage deniyor. Kriz öncesi Amerika’da bu riskli ama getirisi yüksek olan ev kredisi gittikçe ama istenilen bir şekilde arttı. Bankalar bunu desteklemekte fakat ayrıntıları açgözlülükleri nedeniyle kaçırmaktaydılar. Bir süre sonra Subprime Mortgage’ın bile çıkmaması gerekenler kredilerini ödeyemez. Bankalar bu durumda evlere el koymaya başladı. Artan satılık evler artmakta olan ev fiyatlarını düşürür. Evin değeri zamanla çekilen kredi miktarının altına düştüğünde ev sahibi olmak için Prime Mortgage’den yararlananlar kredilerini ödememeye başladılar. Nakit paraya artan bir şekilde ihtiyacı olan bankalar evleri ellerinden çıkarmaya çalışırlar. Çıkarmaya başladılar ama evler şişirilmiş fiyatlarından arınınca bankalar zarar etmeye başladı. Ucuz satımdan dolayı zarar etmeye başlayan bankalar her zamankinden daha kırılgan olmaya başladılar. Düşen ev fiyatları daha fazla kişinin kredilerini ödemek yerine evlerine el konmasını göze almasına neden oldu. Bu şekilde birbirini etkileyen sarmal krizi daha fazla derinleştirdi ve önce Amerika olmak üzere Avrupa ve diğer ülkeleri etkisi altına aldı. 2008 Eylül ayında Lehman Brothers’ın iflasını açıklamasıyla en büyük darbesini göstermiştir.

Başlangıçta finansal piyasalarda sınırlı kalacağı düşünülen kriz zaman ilerledikçe reel sektöre de sıçramıştır. Azalan talep üretim ve istihdamı da azaltarak durgunluk ve iş gücü kayıplarına neden olmuştur.

Amerikan Parasal Genişlemesinin Krize Etkileri

Amerikan Merkez Bankası (FED), parasal genişleme ihtiyacını Mortgage Krizi nedeniyle duydu. Bunun amacı finans sistemindeki çöküşü önlemek ve ekonomiye canlılık sağlamaktı. Bu nedenle parasal genişlemeyi 3 aşamada gerçekleştirdi. Birinci Parasal Genişleme (QE1) 2008 Aralık ayından 2010 yılının ortasına kadar devam etti ve 1,3 trilyon dolar ile finans sistemini katkı sağladı. İkinci Parasal Genişleme (QE2) 2010 Kasım ayından 30 Haziran 2011’e kadar devam etti ve 600 milyar dolar ile finans sistemine katkı sağladı. Üçüncü Parasal Genişleme (QE3) 13 eylül 2012’de başladı ve aylık85 milyar doları finans sistemine sağladı. Ancak 2008’de başlayan ve kriz öncesi aşağı yukarı 900 milyar dolar olan FED bilançosu  3 aşamalı olan parasal genişleme ile birlikte 4,5 trilyon dolarlık bir bilançoya yükselmesiyle birlikte Ekim 2014’te durduruldu. QE1, fonksiyonel olmayan finansal aracılık sistemlerinin toparlanması amacıyla yapıldı. QE2 ve 3 ise ekonomik faaliyetleri canlandırmak için kullanıldı. Bu müdahalelerden sonra düşük ekonomik büyümeler normal düzeyine döndü.

Parasal genişlemeyi sadece Amerika değil beraberinde Avrupa, İngiltere ve Japonya gibi ülkelerde gerçekleştirmişti.


Yazı Önerisi: Arz Talep Eğrisine Göre Vergi Yükü ve Dara Kaybı


Amerikan Parasal Daralması (Quantitative Tightening)

2017’nin Haziran ayına gelindiğinde FED 4,5 milyar dolar büyüklüğündeki bilançonun parça parça azaltılacağını duyurdu. Şimdi artık yavaş yavaş gevşek para politikasını sıkılaştırmanın zamanı geliyor. Çünkü gelecek kaygısını taşıyan tüketiciler bugün fazla istekli olmasalar da bir süre sonra ortadaki bu büyük likidite bolluğunun etkisiyle harcamalarını artıracaklar. Aslında bu eğilim ABD’den başlayarak gelişmeye başladı bile. Talep artışı önce enflasyonu artıracak, ardından merkez bankaları faiz artırmak zorunda kalacaklar. Böylece 2008’den beri yaşanan enflasyon yaratma çabası eninde sonunda enflasyonu önleme çabasına dönecek. Merkez Bankaları bunu öngördükleri için yavaş yavaş para politikasını sıkılaştırma adımlarını atmaya ya da hazırlıklarını kamuoyuna duyurmaya başladılar.

Fed’in bilanço küçültme dediği mesele küresel kriz nedeniyle yapılan parasal gevşeme sonucu büyümüş olan bu bilanço büyüklüklerinin eski düzeyine kadar indirilmese de yeni bir kriz yaratmayacak düzeye düşürülmesi meselesidir. Böylece bu son aşamada Fed, bankalardan ve şirketlerden parasını ödeyerek vadesi dolmadan satın aldığı kâğıtları vadeleri dolduğunda bunları çıkaran kurumlara (şemanın sağ tarafında yer alan kurumlar) iade ederek parasını alacak. Bununla birlikte Fed’in bilançosunu küresel krizden önceki 900 milyar Dolar düzeyine kadar indirmesi beklenmiyor. Beklentiler, bilançonun 2 trilyon Dolar dolayına inmesi ve orada bir süre kalması şeklinde. Aksi takdirde enflasyondan kaçarken bu kez deflasyona yakalanmak söz konusu olabilir. Fed’in yakında başlayacağını açıkladığı bilanço küçültme planına göre operasyon başladığında tahvil ve benzeri kâğıtlar her ay vadesi doldukça çıkaran kuruma aşağıdaki miktarlara göre iade edilecek ve parası alınacak.

Amerikan Parasal Genişlemesinin Türkiye Üzerinde Etkileri

Mortgage Krizi’nden diğer ülkelere oranla daha az etkilenen Türk Bankacılık Sektörü, Türk Bankaları’nın dikkatli davranmaları sayesinde bu başarıyı yakalamıştır. QE politikası sayesinde artan para diğer ülkelere göre riskli ama kendisine daha fazla getiri sağlayabileceği ülkelere örneğin Türkiye’ye akmasına neden oldu. En büyük değer artışını ilkinde olmak üzere Borsa İstanbul her QE’de değerlendi. Fakat zamanla FED’in parasal sıkılaşma adımları Türkiye gibi dış finansmana muhtaç ülkelerin döviz kaynaklarını kurutmaya başladı. Doların Türk ekonomisini nasıl etkilediğini konusunu Dolar Türk Ekonomisini Neden Bu Kadar Etkiliyor? başlıklı yazımda bulabilirsiniz.

Kaynakça:

Toplumun dayattığına esir olmak yerine farklılıklar peşine düşen, kimseyi iyi ya da kötü kategorisine sokmayan, şekillere değil fikirlere bakan içinizden herhangi biri.

Bir cevap yazın

Eposta adresiniz yayınlanmayacaktır.

*