Oğuz Atay

Oğuz Atay, Tutunamayanlar ve Tehlikeli Oyunlar’ı Birbirinin Devamı Olarak mı Yazdı?

Oğuz Atay; Tutunamayanlar, Tehlikeli Oyunlar, Oyunlarla Yaşayanlar olmak üzere çok özel kitapların yazarıdır. Genç yaşında bu dünyayı terk etmesine rağmen birçok önemli eserini geride bırakmıştır. Bunlardan en önemlisi hiç şüphesiz ki Tutunamayanlardır.

Tutunamayanlar, Oğuz Atay’ın ilk ve en önemli eseri… 1972 yılında Tutunamayanlar’ı bitiren Oğuz Atay, kitabı daha sonraları yayınlamayı başarmıştır. Hayatın İki Aydınlık Çehresi: Edebiyat ve Umut Oğuz Atay’da da kendisini belli eder. Fakat kitaplarının okunduğunu görme umudu içinde olsa da yaşadığı süreç içerisinde buna tanık olamamıştır. Tutunamayanlar, beklediği ilgiyi görememiştir.

1973-74 yıllarında basımı gerçekleşen Tutunamayanlar, hayat içerisinde tutunamayan insanların bir kitabıydı adeta. Fakat hacimce oldukça geniş olan kitabı bu kadarla sınırlamak mümkün olmayacaktır.

Birbiriyle yalan bir ilişki kuran, hayatın var olan kurallarına gömülü kalan, klasik çizgiden ayrılamayan insanların dünyasında yapayalnız kalmış bir insanın hikayesiydi Tutunamayanlar. Kitabın baş karakteri Turgut, böyle bir dünyada yalnızlığı derinden hissetmiş insanları temsil ediyordu. Bu nedenle Turgut aslında oydu, bir diğeriydi, belki de bu tarz düşünen insanların hepsiydi.

Tehlikeli Oyunlar’ın Hikmet’i ise Turgut’un bir üst versiyonudur. Nietzsche’nin “üst insanı” olmaya aday Hikmet, acılara oyunlarla katlanmaya çalışan ve karakterini tam olarak bulmuş bir kahramandı. Bu nedenle bu yazımızda Tutunamayanlar’ın Turgut’unun, Tehlikeli Oyunlar’daki Hikmet’in prototipi olup olmadığını inceleyeceğiz.

Tutunamayanlar’ın Turgut’u ve Karakter Analizi

Oğuz Atay, edebiyatın en büyük dehalarından bir tanesidir. Post modernist bir çerçeveye yakın olacak şekilde eserlerini kaleme alan Atay, kelimeleri düşüncelerinin bir aracı olarak kullanmıştır. Tutunamayanlar’daki karakterlerin her biri, olayların tamamı, ironiler; bir şeyler anlatıyordu. Birçoklarının dediği gibi, anlamsızlıkların kitabı değildi Tutunamayanlar.

Kitaptaki karakterlerin büyük bir çoğunluğunun hem isim hem de soy isim ile kitapta geçirildiğine tanık oluruz. İntiharıyla kitaba dahil olan ve bir gölge gibi Turgut’un hayal dünyasında dolanan Selim’in soyadı Işık idi. Çünkü o ışığı arıyordu, intiharı ile birlikte kapkaranlık bir ışığı buldu. Bu, kitabın zıtlıklarından bir tanesidir. Selim’in intiharıyla tutunamadığını fark eden Turgut ise kim olduğunu anlamaya çalışan ve kitabın tamamında bunu bulmak için sürekli yolda olan bir karakterdi. Bu nedenle soyadı “Özben”dir.

Turgut’un karakterini çözümlerken aslında Selim’in ölümünden önce ve ölümünden sonra olmak üzere iki ayrı dönem üzerinden inceleme yapmamız gerekir. Selim’in intiharından öncesini tam olarak bilemiyoruz. Çünkü kitap, Selim’in intiharıyla başlar. Daha doğrusu “Olay, XX. yüzyılın ikinci yarısında bir gece Turgut’un” evinde başlayarak şekillenir. Burada bahsedilen, aslında Selim’in intiharıyla Turgut’un tutunamadığını fark ederek farklı bir serüven içerisine girmesidir. Selim, kitap içerisinde bir hayalet gibi dolaşır. Turgut’un içini kemiren, yaşadığı hayatın gerçek olmadığını Turgut’a anlatan bir hayalet…

Selim’in intiharından sonra Turgut, yavaş yavaş klasik evlilik kurumundan uzaklaşmaya başlar. Eşi Nermin ile ilişkisinde, Turgut’un olaylara bakışında birtakım farklılıklar vardır. Yaşadığı hissi, kitabın 50. sayfasında çok özel bir şekilde anlatır Turgut: “Söylediği sözlerden hemen pişman oldu. Gene ihanet etmişti içindeki ‘şey’e. Bu ‘şey’ Selim’in ölümünden öte bir hüzün, ne olduğu belirsiz fakat sürekli ilgi isteyen bir duyguydu.”

Turgut, yavaş yavaş tutunamadığını fark eder. Selim’in ölümüyle birlikte bir arayış içerisindedir. Karakterini bulma arayışıdır bu. Kim olduğunu arayan Turgut, çok uzun bir yolculuğa çıkar. Manevi yolculuğunda Selim’in anılarını, Selim’le ortak arkadaşlarını inceler durur. Çünkü Selim, Turgut’un farkındalığıdır. Kitabın sonlarına doğru klasik evlilik kurumundan uzaklaşan ve tek başına bir yolculuğa çıkan Turgut, adeta Don Kişot olmuştur. Kendini tanıma yolunda farklı bir serüvene atılmıştır.

“Hiç kimseyi anlamıyorum. İnsanların arasına karışıp onlara uyduğum için de kendimden nefret ediyorum.” diyen Turgut, artık dönemeyeceği bir yol içerisindedir. Kendisini bulma yolunda birçok şeyi feda eden Turgut, kayıplara karışmıştır. Gerçekten böyle midir?

Turgut, Hikmet’in Prototipimi miydi?

Tutunamayanlar ve Tehlikeli Oyunlar üzerine yapılan araştırmaların bir kısmı, Tehlikeli Oyunların Tutunamayanlar’ın devamı olduğunu ifade eder. Turgut, tutunamadığını fark ettiğinden beri kendisini bulma konusunda uzun bir yola girmiştir. Hikmet ise aslında Turgut’un kendini bulmuş halidir.

Hikmet karakterine baktığımızda birçok konu üzerinde ironi yapabilen, karakterinin tam olarak farkında olan bir kahramanın karşımızda olduğunu görürüz. Acılarını net bir şekilde yaşar; üzülür, sevinir, âşık olur. Birçok duygu içerisinde olsa da genellikle acının tam da kalbindedir. Oğuz Atay bunu bize çok net bir şekilde sunduğu için konu hakkında herhangi bir şüphemiz yoktur.

Bu yazımızı da tavsiye ederiz:  Her Şey Daha Kötüye Gider (Bir Dedektifin Öyküsü)

“Düşüncelerimin acısına bazen ben de dayanamıyorum doktor. Öyle yoğun geliyorlar ki bir aralık durmazsam, bu şiddete katlanamam.” der Hikmet. Acı çeker, çektiği acıyı kelimelerin benzersiz gücüne dayanarak yansıtır. Bu sayede Hikmet’in ne yaşadığını anlarız, acısına tanık oluruz.

Turgut ile Hikmet arasında birtakım benzerlikler bulunur. Her şeyden önce her ikisi de insanlar tarafından anlaşılamadıklarını bilir. Turgut, bunu Selim’in ölümüyle fark etmiştir. Hikmet ise bunu bilerek hayatını şekillendirmiştir. Hikmet, Turgut’tan çok daha cesur olsa da belki de ondan çok daha fazla acı çeker. Sevgi ile evlenmiş ama bu evlilikten beklediklerini bulamamıştır. Çünkü aslında Turgut’un Nermin ile evlenmesi gibi klasik evlilik kurumu çizgisinde bir evliliktir bu.

Hikmet gerçek aşkı daha sonra tanışacağı Bilge ile bulur. Ama onunla da zaman zaman acıyı tam anlamıyla hissettiği bir ilişki içerisindedir. Hikmet, Bilge’ye seslenir: “Sevgili Bilge, bana bir mektup yazmış olsaydın, ben de sana cevap vermiş olsaydım. Ya da son buluşmamızda büyük bir fırtına kopmuş olsaydı aramızda ve birçok söz yarım kalsaydı…”

Turgut, Nermin ile böyle bir ilişki içerisinde değildir. Zaten Turgut, kendini tam anlamıyla bulamamıştır, bulma yolculuğundadır. Olric ile uzun bir yolculuğa çıktığında, aslında Turgut’un Hikmetleşmeye başladığını fark ederiz. Turgut’un karakterinin tam anlamıyla oturmuş hali Hikmet’tir. Daha sonra Hikmet’in de zaman zaman iç dünyasında yaşadığı çelişkiler nedeniyle ortaya çıkacak farklı Hikmetlerin olduğunu görürüz.

“Fakat Allah kahretsin insan anlatmak istiyor albayım, böyle budalaca bir özleme kapılıyor.” der Tehlikeli Oyunlar’da Oğuz Atay. Hem Turgut’un hem de Hikmet’in yolculuğunu, kelimelerin benzersiz gücünden yardım alarak anlatır. İyi ki de anlatmıştır.

Yorum bırakın

Your email address will not be published.

Edebiyat Kategorisinde Son Yazılar

Bir Palamut Meselesi

Bak! Şişman bir tekiri andıran yaramaz beyaz bulut, küçük bir sincap bulutunun peşinden gidiyor. Hava, ne

Çubuk Köprüsü

Öykü/  Sarı Ahmet’im geldin mi nazara Onsekizinde koydular mezara Çıbık Köprüsü gözlerin kör ola Nasıl kıydın

Şişedeki Yasa

Öykü/  Esasında başlangıcın ne ilham verici bir kadın güzelliğinden, her anı birbirinden farklı bir doğa olayından