mor mürekkep

Yazmak da Yorulur 2 / Bir “Mor Mürekkep” Lekesi

Toprak,
Aslımız, yurdumuz ve sonumuz
Toprak,
Sevdiklerimize hasretimiz
Toprak,
Yağmur damlalarının sığınağı
Toprak,
Her bir adımda ruhumuzdan kaçışımız
Toprak,
Emeğimiz, ekmeğimiz.
Toprak,
Yazgımız ve yazdığımız.

Yazgısını bekleyen sahifemiz topraktan o sahifeyi dolduran kalem yine topraktan.
İşte şimdi,
toprağa yakarışta,
kağıt ve kalemden kaçıştayım.
İşte şimdi,
Yazmanın da yorulduğu duraktayım.

“Söz uğruna hayatı bir yalan gibi yaşadık. Ne kadar yalancıydık. Kurduğumuz oyunlarda oysa herşey ne kadar inandırıcıydı.
Aşktan bahsettik aşkı tanımıyorduk. Öldük, ölmüyorduk. Sadakatten söz ettik, sadakati bilmiyorduk. Sevdik, aslında sevmiyorduk. Aldık, veriyorduk; verdik alıyorduk, söz yerini buluyordu sadece, iyi düşüyordu. İçimiz bir hoş. Habire büyüyorduk.
Söylemesek ölürdük
İnanmadan söyledik, yine öldük”

“Hepimiz anlatmak ihtiyacındayız, ama hiç anlatamayacağız. Anlatamadıkça canı acıyor şairin, canı acıdıkça şiir geliyor.
Acınız dinmesin efendim ve anlatamayasınız. Çünkü en iyi o zaman anlatırsınız.”

“Cümlelerde kaybolmaktan, sözlere kaybolmaktan vazgeç. Çünkü herkesin lügatı farklı. Bunu hala bilmiyor musun? Senin yağmurunla kimsenin” yağmur” u sözcük biçiminde uymuyorsa birbirine, bu çaba niye?
Kapat gözlerini önce.
Ve aç kendi içine. Bunu başarabildiğin zaman hem senin yağmurunun hem benim yağmurumun uyduğu bir üçüncü yağmur mutlaka var olacak. Bütün sözlerin üstündeki sözü göreceksin.”
” Yokluğun yolu bilinmemekten değil bilmemekten geçiyordu, anladım”

“Papatya. Bahar ordusunun öncü kuvveti. Fedakar ve çilekeş piyade. Ödülsüz ve madalyasız akıncı”

“Başka hayatların üzerinden yürümek ne kadar kolay. Nasılsa ölen başkasıdır, yaşayan da. Yürek isteyen insanın ke di hayatının üzerinden geçebilmesi. Yeniden yaşayabilmesi, yeniden ölmesi.”

” Kendi uçurumunu gördü. Dahası kendini o uçurumun dibinde çok dibinde gördü. Nasıl olmuş,dedi, bu uçurumda bu kadar derinlere düşmüşüm böyle? Kendi uçurumunun derinliği karşısında ürperdi de oradan nasıl çıkacağını hiç bilemedi. Bulanık görüntüler arasında bir tutamak, bir basamak, bir çıkıntı aradı, el atacak… ”
” Bir bardak suda okyanus saklıdır çünkü kalbinde gözü olana. Ve dahi bir bardak suda fırtına koparır kalp gözü kapalı olan”

” Sonra yüreğimi görebilirim. Dünyaları içine alıp da dünyalara sığmayan yüreğimi. Karun sofrasında doymayıp da bir buğday tanesiyle avunan yüreğimi. İçindeki siyah noktayı. Aynı yerde Hû’ya müheyyayı. Çitsarmaşığını, “aşeka” yı. Beni hem melek hem şeytan kılanı. Arşla bir kılan beni. Beni “zübde-i âlem” edeni. Beni hak ile yeksan kılan “ben” i. Yüreğimdeki siyahı yüreğimdeki beyzayı”

Üzerimize ağırlığı çöküyor kelimelerin, yazmanın yorgunluğundan böyle bir dağınıklı kalıyor geride…

Düşler ülkesinden bir kaza sonucu sevgisiz insanlarla dolu dünyanıza düstüm. Kim oldugumu sorarsanız "Biraz rüzgarım biraz dalga" şairin dediği gibi. Aslında belki kendimi arıyorum ben de burda. Yaşım konusunda da farklı düşünceler var ama ben hepinizle akranım. Burdan çoğu zaman düşler ülkesine olan özlemini paylaşıyorum sizlerle. Herşeyin yeterince gerçek olduğu bu dünyada biraz da olsa hayallerimize sahip çıkalım ne dersiniz ? Unutmayın insan kardeşlerim: "İnsan Sevgi İle Yaşar "

Yorum bırakın

Your email address will not be published.

Edebiyat Kategorisinde Son Yazılar

Umudu Kesme Yurdundan

Yaprakların kokusunu alıyorum. Yağmur yağıyor. Tenimi gıdıklıyor. Güneş gözlerimi hiç yormuyor. Hayret diyorum. Hayret! Ne kadar

Gidenin Ardında Kalan Olmak

Hayat demek, ölümü beklemek demektir. Az çok hepimiz denizi, yıldızları, ağaçları işte falanları filanları göreceğiz; birçok

Sakurayna

Yorgun güneşin soluk kızıllığıyla bezenen hırçın deniz; kısa bir kıyı kordonuyla karaya bağlanmış yarım adayı dalgalarıyla

Artık Çok Güzel Yaşayacağız

Sanki dünyanın üzerine böcek ilacı sıkılmışçasına neye uğradığımızı şaşırtan bir sabaha uyandığımızda, bir felaket çoktan musallat