Anksiyöz Alev

Kategori: Edebiyat

Ah! Biri olsa konuşabileceğim. Yedi milyar insandan sadece bir kişi de olsa yok mudur benim nereden düştüğümü görebilecek? Bu kadar mı büyüktür çılgın kalabalığın yalnızlığı? Oysa bir kişi, yalnızca bir kişi ki gerek yok güzel elleri olmasına, sarsa enerjisiyle korkudan titreyen yorgun bedenimi. Öyle bir baksa ki bana çözülüverse dilimdeki tüm kördüğümler. Bağıra bağıra sustuğum her ne varsa anlatsam, uzun uzun ağlasam. Sonra sarılsam, sımsıkı tutsam ellerini. Sormasa ama anlasa beni, bilse söyleyemediklerimi, baksa gözleriyle ta kalbimin içine, karanlıklarıma. Sımsıkı tutarak titreyen ellerimi dese: “Bitti.” O anda bitse, kaybolsa sisler, ışık girse en karanlık odalarıma. O zaman ben, ben olur muyum? Beni ben yapan bu korkular mı; yoksa varlığım özü zaten bende mi? Her şey farklı olabilir miydi bir gün farklı bir sokaktan yürüseydim, bir gün gözümü daha geç açsaydım? Sorgulamak ne tehlikeli bir tuzak başına felaket gelen kişi için. Şimdi durup soruyorum: Yaşanan acılar mı daha büyüktür yoksa onların bizdeki yankıları mı? Hissettiğim acı bu kadar keskinken ne anlamı var cevabın. Keşke biri olsa; oysa ben şimdi korkuyla dizlerimi karnıma çekerken ruhum korkuların bu bedene çok fazla olduğunu haykırıyor. Çok fazla!..

Tüm bu korkular bedenimi çoktan ele geçirdi ve yırtıp dışarı çıkacakmış gibi zorluyor. Kalbim zayıf bir mum alevi gibi yanıp tükenirken titriyor. Beynim sanki beni hiç sevmeyen, varlığını bana eziyet etmeye adamış bir düşman gibi birbiri ardına kötü senaryolar üretiyor. Güneş ışığının merhameti altında tüm gücümle bu düşüncelerden kaçıyorum. Tüm hayatım onun, korkuların, bana yaklaşmasını önlemek üzere planlı. Havanın kararmasıyla önce yokluyor ama sonra, hava karardıktan sonra beni öldürmesi için yalvarıyorum. Ne olduğunu, bu düşüncelerin ve doğurduğu duyguların kime ait olduğunun, nereden geldiğinin bilinmezliği de ekleniyor işkenceye. Sessizce parça parça sönüyorum odamda. Her gün bir inancım, bir umudum daha eksiliyor. Bana kimse yardım edemiyor; oysa bu acı tek bir insan için çok fazla! İkimizden biri yok olmak zorunda; bu bedene sığamıyoruz. Sıkışıyorum, ciğerlerim eziliyor ama o durmadan büyümeye devam ediyor. Tüm hayallerim o varsa sadece çöp!

Ben gitsem, kimse görmese de paramparça olup dağılsam bahçemde dolaşırken. Ben bunları anlatmak hatta anlatabilmek ne çok isterdim! Ah, ne çok isterdim güneş taklidi yapıyorum derken aslından alev alev yandığımı görün! Kendimden uzaklaştırdığım herkese bağırsam. Anlasalar güvensizliğimi, korkularımı, yaralarımı, kırıklarımı… Aklıma sığdıramadığım, barışamadığım onca gerçek var. Aklımda hep Arcadia’daki ölüm… “Et in Arcadia Ego.” Ne kadar erteleyebilirim? Güzel bir şarkıdaki o benzetmedeki gibi sevdim hayatı “Okyanusta kâğıttan bir gemi gibi…”

Baharı beklerken kendi hikayemi biriktiyorum. Bu bekleyişte durmak yok; birbirine doladığım kollarımı çözdüm ve adımlarıma ritm kazandırmaya çalışıyorum. Beklenen bahar geldiğinde onu tanıyabilmek umuduyla yazıyorum.

6 Yorum

  1. Dinleyen her zerreye bin bir hitâbım var benim,
    Kâinât isminde hiçden bir kitâbım var benim!”NEYZEN TEVFİK

  2. Beklenen o, o kurtarıcı…
    Aslında sanılanın aksine bizi anlayacak beklenen o kişi var mı?
    Bence kafamızda yarattığımız o hayali kahraman hiçbir zaman gelmeyecek. Zaten gelmesini beklemek büyük bir yanılgı olurdu. İstediğimiz her özelliği ona yüklemek ondan bizim için karşılıksız şeyler yapmasını istemek. Zor, oldukça zor.
    Güneşi aramak belki karanlıkta ya da soğukta bizim kurtuluşumuz için bir umutla yapılan eylem olabilir, peki ya biz çöldeysek. O zaman gerçekten güneşi dört gözle beklemek doğru mudur?
    İnsan önce kendini anlamalı, işte o zaman başka bir insana ihtiyacı olmadığını görecek. Pekâlâ insanlardan soyutlanmamalıyız ama onlardan birilerinin bizim kurtarıcımız olduğu yanılgısına da düşmemeliyiz. Dünyada sadece bir başrol vardır, o kişi de herkesin kendisidir.

  3. Güneşe karşı bir ferahlatıcı soğuk içecek beklemek zor iştir. Halbuki insanoğlunda güneşten kaçacak kabiliyet mevcuttur, belki güneşi alt edemez ama…

  4. Hepimiz, bir yerlerden aniden bir anda geliveren, bizi; biz kendimizi anlatmadan dahi anlayan, dinleyen, uzaktayken canından kanından bir parça gibi özleyen bir can isteriz, bir ruh isteriz. Peki hangimiz yanımızda olmasını istediğimiz kişi olmak isteriz? Asıl çözmemiz gereken sorun, düşünmemiz gereken bu bence. Bunu fark ettiğimiz zaman konuşmanın, gülmenin, dinlemenin; insanlardan uzaklaşmaktan, susmaktan daha tesirli ilaç olduğunu anlayabiliriz. Korkunun içimizde büyüdüğünü kavrayabiliriz. Bu bahsin kelamı bitmez, devamını merakla beklediğimizi bilmenizi isterim. Ellerinize sağlık.

Bir cevap yazın

Eposta adresiniz yayınlanmayacaktır.

*