Barathor ve Kılıç

8

Yoldaşına yeni bir kılıç aramak için bir harabeye giren Barathor, çevrede birçok mezar olduğunu fark etti. Ama mekanın en etkileyici yeri, üstündeki kubbenin eskimiş ve parçalanmış destekleri arasından güneş ışığının gelip parlattığı ortadaki havuzdu. Derinliği az gibi görünüyordu, muhtemelen dizine kadar gelirdi. Bu eski mekanların büyülü olabileceğini düşünerek suya dokunmamaya karar verdi.

İkinci bir kat daha olduğu belliydi. Girdiği yerden bakarken bir üst katın tırabzanlarını fark etmişti. Büyük ihtimalle arka taraflarda bir yerlerde üst kata çıkan merdivenler bulabilirdi. Girdiği salondaki mezarlar lahit şeklindeydi ve kapaklarının üzerinde gözleri kapalı ve göğüslerinde kılıçlarıyla uzanmış şövalyelerin kabartması vardı. Yalnız bu mezarların hepsinde taç bulunuyordu ve birden bu mezarların hepsinin kral mezarları olduğunu fark etti. Hiçbiri şövalye mezarı değildi. Hepsi geçmiş çağlardaki bölge krallarının mezarlarıydı. Yalnız bu mezarların neden kendi yönettikleri ülkelerin başkentlerinde değil de bu dağın tepesinde olduğunu merak etti. Evet aynı soydan gelenler vardı, baba ve oğullar. Ama birbirine çok uzak ülkelerin krallarının mezarları da burada yan yana duruyordu.

Mezarların arasında taştan işlemeli koltuklar vardı. Sanki buradaki taşlara işlenmiş değil de ağaç yerine taştan yapılmış koltuk gibiydiler. Yoldaşı bunlardan birine oturmuş, Barathor’un oyalanmasını izliyordu. Barathor da bunu fark etti ve çevresine bakarak eski bir kılıç aramaya koyuldu. Sonuçta yoldaşı kılıcını, Barathor’u kurtarmaya çalışırken kaybetmişti ve Barathor da ona yeni bir kılıç sözü vermişti. Ama yakınlarında yeni bir kılıç alabilecekleri ne bir kasaba vardı ne de bir şehir. Uğradıkları köylerdeki demirciler de kılıç konusunda yetenekli değillerdi. Vahşi hayvanları ve canavarları kendilerinden uzak tutmak için genelde mızrak kullanıyorlardı ve bunun yapımında ustalaşmışlardı.

Üst kata doğru tekrar baktığında trabzanlara bağlanmış ve tam ortasından eğilmiş bir kılıç fark etti. Kılıcın keskin yeri paslı ama altın gibi parlıyordu. Nedense zıplayarak kılıcı bağladığı yerden kendi kılıcıyla keserek kurtarabileceğini düşündü. Lakin yerden gerçekten yüksekti. Komik çabasına hafifçe gülümsedi. Yoldaşı da elini çenesine dayamış, dalgın gözlerle kendisine kılıç arayan arkadaşını izliyordu. Barathor o kılıcın neden öyle herkesin görebileceği şekilde oraya bağlandığını merak etti. “Yine bir büyü olmasın bunda” diye düşündü ve arkadaşına bakarak “Onu bağlayan ipleri kesersem tüm buranın başımıza yıkılacağından korkuyorum” dedi. Yoldaşı ona cevap vermedi ve ayağa kalktı. Mezarların olduğu salonu üst kata giden merdivenin olduğu küçük odadan ayıran parmaklıklara yaslandı.

Barathor geniş ama derin olmayan havuzun kenarlarına baktığında, iki ucundan tutma yerleri olan ve dikey bir bayrak büyüklüğünde iki tane katılaşmış flamanın birbirine eşit uzaklıkta ama suya eğmeyecek şekilde yerleştirildiğini gördü. Üst tarafları taşlaşmıştı ve alt taraflarında ne olduğunu merak etti. Garip bir içgüdüyle kendi kılıcını çıkarttı ve flamayı olduğu yerden zorlayarak ayırmaya çalıştı. Flama birden olduğu yerden havaya fırladı ve dalgalanarak ters bir şekilde yere düştü. Arka tarafına baktıklarında bunun aslında esnek bir ayna olduğunu fark ettiler. Garip bir şekilde o sırada tüm lahitlerin kapakları parçalanmış ve içlerinden çıkan kralların iskeletleri çevrede yürümeye başlamışlardı. Herhangi bir saldırı olmamıştı. Zararsız gibi görünüyorlardı. Etraf hafiften sislenmişti ama hala güneş ışığını görebiliyorlardı. İskeletlerin vücutlarının derinliklerinden ise ilginç bir mavi ışık yayılıyordu. Barathor hemen aynayı ters çevirdi ve taşlamış yüzü üste geldi. Böylece kralların iskeletleri yok oldu.

Belki de bu kralların hepsi bir suikastçı tarafından öldürülmüştür diye düşündü, ömrü boyunca kralları öldürmekle lanetlenmiş bir suikastçı tarafından. Suikastçıyı nasıl durdurduklarını düşündü, kendi tahminini yorumlayarak. Belki kralı ölen vâris bir prens, tahta geçmeden diğer krallıklarla anlaşarak suikastçıya tuzak kurup onu durdurmuştu. Kendi kendine güldü. Yoldaşıyla göz göze geldiler ve başlarına ölümcül bir olay gelmeden o harabeden ayrılmaya karar verdiler. Belli ki başka bir yerde kılıç aramaya devam edeceklerdi. Yoldaşı ise şimdilik bıçağıyla idare etmek zorunda kalacaktı.

Kitap okumayı seven ve bu devirde herkesin kendine göre haklı olduğuna inanan bir şahısım. Çağ deviren fikirler üretmeye tekrar başlamamız gerektiğine inanırım. Ne demiş atalarımız: Önce eğitim!

8 Comments

  1. En başından beri sonunu merak ederek okudum. Başından sonuna güzel kurgulanmış bir yazıydı. Ama şunu itiraf edeceğim. İskeletler filan ortaya çıkınca, aha dedim, kesin ortalık karışacak;)) Ancak sonu çok mutlu ya da mutsuz bitmedi. Bu nedenle bu yazının devamının geleceğini, Barathor’ un kılıç arama serüveni devam edecek desek, doğru bir çıkarım yapmış olur muyuz? Bu arada elinize sağlık beyefendi. 😉

  2. yaman yazar bu ekrem. keyifle okuyoruz. ailecek seyrediyoruz. kılıcın manası çok derin frued bunun üzerine çok şeyler yazmış.

Yorum bırakın

Your email address will not be published.

Edebiyat Kategorisinde Son Yazılar

Dinleyen Her Zerreye

”Dinleyen her zerreye bin bir hitâbım var benim, Kâinât isminde hiçden bir kitâbım var benim!” Neyzen

Ayağa Kalk (Anksiyete 2)

Tekrar dönmeye başladı dünya, bu kez benim için ve neler olup bittiğini anlamama izin vermeyen çılgınca

Gecikmiş Bir Mektup 2

Narin ruhlu S… ve söz dinlemez çocuk A…… , Mektubuma yine elimde olmayarak özlemle başlıyorum. Ben,